Armutlu’da bir sabah [16 Mart 2012 Cuma]


Balkona çıktım. Bir “şarıltı” işittim. Dalgalar, geniş sahildeki taşları yuvarlıyorlardı: “Haarşşştakırtakırtakırsss…”
Deniz, nefes alıyor, dedim!

Sabah, huzûra çıkan bir hizmektâr gibi; hep dikkatli, hep dakik.
Her zaman işini bilir, hiçbir zaman gecikmez ve her gelişte, elinde o günün menüsü!

Dün hava daha yüksek ve aydınlıktı. Herkes kendini dışarı atmıştı. Bugünse serin ve sanki gözleri yaşaracak gibi!
Zor seçilen Mudanya sahilleri karşımızda, Gemlik Körfezi ise sola; uzayııp gidiyor…
İşte orada, uzakta, bazen görülüp bazen silinen Uludağ, moda ifadeyle “cool” takılıyor; serin, yüksek ve yalnız!
Uludağ yönünden gelen rüzgâr, iskele meydanındaki bayrakları bana doğru üflüyor. Önümüz ise alabildiğine Marmara…

Hoplayıp zıplayan yunuslar göreceğimi umuyordum gelirken, henüz rastlayamadım.
İlk leylek sürüleri ise biz buradayken geçmeye başladı yine, devamı gelir…
Fakat martıları ayrıca anlatmam lazım:

Martlar denizde veya kayalıklarda oturup, geç kalkanları bekliyor…
Kahvaltılarını bitirince balkonlara çıkan veya pencerelerini açan insanlar oluyor. İşte onları fark eden birkaç martı “keşif uçuşu” yapıyor. Martıları görenlerse ellerindeki son lokmalarından havaya fırlatıyorlar. O zaman bir “caaak” sesi kopuyor ve aynen vapurların kenarında uçanlar gibi, bir martı sürüsü o yöne geliyor. Ardından… durmadan atılan ekmek parçalarını… öyle bir “havada kapma yarışı” başlıyorkiii; seyrine ve yaşamasına gerçekten doyum olmuyor…

Burası İhlas Armutlu Evleri; sahile ve geniş yeşil alana üstten bakıyoruz. Bu büyük blokların her biri ise onar katlı. Yani hepimiz, transatlantiklerden birinde gibiyiz. Deniz, güneş, rüzgâr ve (sanki güvertelerden) martı besliyoruz!

Adımlarınızı takip eden güvercinleri de artık başkaları anlatsın veya kendiniz gelip bir torba ay çekirdeğini sırnaşık serçelerle birlikte yiyin…

Tekrar bakıyorum; mavi beyaz deniz otobüsü, “veda düdüğü” ile iskeleyi terk ediyor.
Yani saat 08.20 ve İstanbul yolcuları mesaisine yetişmek için gidiyor.

Stop
Muammer Erkul
16 Mart 2012 Cuma

 

5 yorum

  1. İnsanın orada olası geliyor. Aklımın bir köşesine yazıyorum bu mekanı.
    Bu yazıyı okurken aklıma nedense yıllar önce yazdığınız bir köşe yazınız geldi. “Ağustos Böceği”… Bu yazı çok sevdiğim arkadaşıma yazdığım bir mektup gibiydi. Hatırladıkça gözlerim doluyor. Ne güzel yazmışsınız. İyi ki yazıyorsunuz.

    FİLİZ TOPÇU

  2. “Haarşşştakırtakırtakırsss…”
    Epey uğraştım tek kelime halinde okumak için:) Ama öyle okuyunca daha iyi hissediyor insan oraları, tavsiye ederim;)
    Fatma

  3. İsmail Yağcı tarihi yerleri anlatır ya, ballı kaymaklı diliyle… Hep derim ki, tarihi yerlerin güzelliğini tam görebilmek ve o tarihlere gitmişcesine hissedebilmek için onun anlatımıyla gezmek lazım o yerleri. Armutlu’yu da Muammer Erkul’un gözüyle görmek lazım. Ya da, bu yazıyı kesip, “Armutlu Kullanım Kılavuzu” veya “Armutlu’yu Hissetme Rehberi” olarak yanımıza alıp gitmeliyiz oraya. 🙂 Afiyet olsun tatiliniz abiciğim.
    Hicran Seçkin

  4. Şimdi oralarda olmak vardı abiciğim… Aynı mekanları paylaşıp, aynı martıları beslemek vardı sizinle… Belki de geliveririrzapansız 🙂 Gelemezsek bizim için de gezin, soluyun, seyredin güzellikleri.
    Hürmetle.

    Alperen

  5. Muammer Abi Armutlu’yu ne güzel anlatmışsın. Fırsat bulsak da bir gidebilsek. Teşekkürler abi.
    HÜSEYİN ÖZKAN

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir