2 mins read

Ben, senin, neyindim?… [16 Nisan 2003 Çarşamba]

Ben… Senin… Neyindim?..
Ben, neyindim senin;
Unuttum!.. 

{*}

Ilıcacık bir gündü,, ve terliyor gibi ıslanıyorduk, görünmeyen yağmurda…
Soluk gibi sokuluyordu içimize, havayla karışmış su… Kaşlarında birikiyordu “yağmayan” yağmur…
En güzeli; kirpik uçlarında parıltılar “top”lanıp, büyüyordu… Ve kırptıkça gözlerini birbirine karışıyor, ağırlaşıyor, asıldıkları tellerden kopup, kayıyorlardı ıslak teninde, yüzünün… 

{*}

Eğilmiştin… Burnunun üzerinden bir damla atlamıştı boşluğa,,, ve ben onu yakalamak istemiş, ama başaramamıştım…
Işık saçarak uçtu havada damla, ve minicik bir papatyanın tam da sapsarı gözünün üstüne düştü…
İşte o sırada sen, avuçlayıp yüzümü, kaldırdın…
Sen, bakışlarını saplayıp bana, sordun:
“Ben… Senin… Neyinim?..”
…..
Senden, tenime dökülen korlar suratımın ıslağında “cozz” dedi!..
Ve izi kaldı alnımda;
Adının!.. 

{*}

Ben… Senin… Neyindim?..
Ben, neyindim senin;
Unuttum!.. 

{*}

Avucum terliyordu…
Avucumla avucun arasında bir bilet ıslanmış, liflerine ayrılmıştı…
Geldi, hadi, dedin… Hadi’dim ben de, ve otobüse bindim. Mahzun mahzun bakarak, şoföre açıp elimi; avucuma yapışık son biletimi gösterdim. Güldü kır bıyıklı tombul adam, başını salladı… Diğer elimin tırnağıyla kazıyıp, bilet kumbarasına tıktım küçük kâğıt topunu!..
Sana baktım, ordaydın, bana bakıyordun; işte bunun için sıcacıktı hava!..
Belirsizce kendini işaret ettin. Bunu, içimden; “ben” diye okudum…
Sonra bana doğru uzattın parmağını, sadece benim anlayacağım şekilde; “senin” diye çevirdim işaretini…
Ardından, biraz muzip, biraz mahcup gülerek ve tek gözünü kırparak; “neyinim” diye sorar gibi başını sallayınca… İnan ki… Otobüsün içinde… Az daha…
Cevabı haykıracaktım!.. 

{*}

“Ben, senin, neyindim?..”
…..
Unuttun mu gerçekten;
Sen, benim,, neyimdin?..

Stop
Muammer Erkul
16 Nisan 2003 Çarşamba

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir