Frambuazlı Türkçe ivedisi! [25 Mart 2012 Pazar]


Öküze bile hep aynı seslensen yürümeyi, durmayı bilir de insan yavrusuna her gün başka söylediğinde bocalayıp ne yapacağını bilemiyor!

Bizim kuşağı; “modern” ismi ve “kitap şekli” verilmiş öyle pis “bi’şeylerin” üstüne bastırdılar ki, kayıp yerlere kapandık!
Adını duymadığı kelimelerle yazılmış ders kitaplarını gece okuyup sabah sınıfta anlatmaya çalışan öğretmenler yetiştirdi bizi. Köylerin ortasından geçen sınırlara benzeyen çizgiler çekildi ve uçurumlar girdi aramıza; bir sene önceki sınıflar, kitaplar, notlarla!

İşte böylece nesiller yok edilmiştir!
Ülkenin istikbaline ayarlanmış saatli bombalara benzeyen o “suikast kitapları” okunan sınıflardan birer hamal olarak bile çıkabilmemiz; “milletimizin erdemi” bilinmelidir.

Bu derde ömürler kemirtilmiştir de birileri farkına yeni yeni varıyor!

Dünkü haberde Azerbaycan Yazarlar Birliği başkanı: “Yunus Divanı’nı anlıyorum da yazdığınız ön sözü anlamıyorum” diyordu…

Hiç merak ettiniz mi Atatürk’ün “Nutuk”u ve “Geçliğe Hitabe”si kaç kere Türkçeleştirilmiş? Ortalama her on senede bir yenilendiğini araştırıp yayınlamıştım ve birini anlayabilen öncekini anlamıyordu!.. Alparslan’ın ve Osman Gazi’nin konuştuğunu anlayabilen bir millet Atatürk’ün söylediğini anlamıyorsa, sözün ve yazının bittiği yerde değil miyiz?

Yabancı bir dil öğrenemeyişimizin sebebi de yine bu; sürekli Türkçe öğrenme çırpınışımızdır!

Kelime ustası Ahmet Hamdi Tanpınar’ın yazdığını anlayan edebiyatçı kalmamışsa; konuşma üstadı Zeki Müren’in üslubunu anlayan sanatçısı bulunamıyorsa, İhsan Sabri Çağlayangil’in beyefendiliği şu an Mecliste gürültü yapan “yüce”sıfatlı güruhun yanından bile geçmiyorsa, bir şeylere “dur” demenin vaktidir!

Bugün bir Siyaset Bilimi öğrencisinin; “TBMM’ye, Parlamento da dendiğini” bilemeyişine gülüyoruz ama Türkçemizin ne hale getirildiğine ağlamak aklımıza gelmiyor!

Stop
Muammer Erkul
muammer.erkul@tg.com.tr
25 Mart 2012 Pazar

 

 

4 yorum

  1. Okurken yürekler ağlıyor, en kötüsü de yeniye alışamayan kendini cahil zannediyor. Türk milleti’nin asırlardır süregelen gurur verici geçmişini, kültürünü, Türk’ü Türk yapan özellikleri sinsice unutturma çabaları içinde herkes yönünü şaşırıyor.
    Yazık.

  2. Author

    Yazının içinde yer kalmamıştı, burada sorayım:
    Başlığın şu basit üç kelimesini herkes anlayabiliyor mu?
    Frambuaz; lezzetli ahududumu’zun ecnebicesi…
    İvedi ise; acil, acele, telaş, çarçabuk gibi kelimelerimiz yerine laf olsun torba dolsun diye konmuş olanı!
    M.E.

  3. Türkçemizin haline ağlamak aklımıza gelmiyor ama o Türkçemiz yüzünden yaşadığımız sıkıntılarla aslında her gün ağlıyoruz…
    Milletce yaşadığımız sıkıntıların pek çoğu “dil” yüzünden, fakat biz derdimizin adını dahi bilmiyoruz.
    Buz Devri isimli animasyon filmde bir sincabın elinden kaçırdığı palamudu yakalama mücadelesi vardı… Onun benzeri bir mücadele ile dilimizi yakalamaya, elimizde tutmaya çalışıyoruz!
    Dilimize yapılan bu alçaklığın büyüklüğü ölçülere sığmayacak cesamette. Ama neden hâlâ hiçbir şey yapılamıyor? Neden “dur” bile denemiyor? Yani, bozulduğu yerde bile durmuyor, hâlâ bozuluyor. Nasıl bir paslı çarkın ağzına verilmiş ki Türkçemiz, lime lime de olsa kurtarıp alamıyoruz içinden de, parçalanmaya devam ediyor. Nasıl bir sistem bu?

    Kalemine kuvvet, bedenine sıhhat afiyet versin Mevlam, gönlün dert görmesin abiciğim. İyi ki sizler varsınız.
    Hicran Seçkin

  4. Türkçeyi doğru konuşmaktan söz açılınca ilk aklıma gelen isim Yavuz Bülent BAKİLER üstadımızdır. Çocukluğumda anneannemin konuşmalarını beğenmezdim, leğen yerine ileğen, lif ilif, reçel yerine ireçel, Recep yerine irecep derdi. Tükçede R ve L ile başlayan kelimeler olmadığı için aslında anneannemim doğru konuştuğunu, Yavuz Bülent BAKİLER üstadımızdan öğrendim.
    Dilimizin tarihi ve kültürel etiklerinden arındırılarak tamamen Türkçeleştirilmeye çalışılması da ayrı bir konu tabi. Faks yerine belgegeçer, ya da kampüs yerine yerleşke adlarının kullanılması, muharebe yerine savaş kelimesinin kullanılması kadar garip bence…
    Bu arada sürç-i lisan ettiysek affola…

    Berrin

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir