2 mins read

Gitmek demir almaktır [13 Ocak 2005 Perşembe]

Şu an.. Ağzımda… Son günümün, son günaydınının son harfleri. Hem de, bir fıstıklı çikolatanın son parçası tadında,,
..sen tadında!..

{*}

Artık “günaydın” demeyeceğim sana;
Çünkü “bensiz” uyanıyorsun, çünkü aynada “kendini” görüyorsun artık!
Korkuyorum ki; ağlasan, sanki gözyaşın ben kokmayacak!..

{*}

Suçlamak değil ki; balık pazarından balık alınacağını bilmek, ve bunu sana söylemek…
İyi duy beni;
Hangi pazara gidersen, orada satılanları bulursun!..
…..
Ama, ne; çiçek pazarına git, ne bit pazarına, diyemem sana…
Bana gel, de diyemem.
Fakat bana gelirsen, beni bulursun. Bana yönelirsen bende olanları görürsün…

{*}

Belki nadiren, üstündeki adrese gitmeyebilir bir mektup…
Peki, adım yazmayan bir zarf ulaşabilir mi bana?..

{*}

Demek isterim; “bana gel” ama, diyemem!..
Belki de bu yüzden titrer, dudağıma tünemiş günaydınlar; saçmalanmış, kanayan serçeler gibi!..

{*}

Gitmenin anlamı şudur: Uzaklaşmak!..
Halbuki, okyanuslar aşacağımız bir iskeleydim sana;
Benden çözülmedikçe!..
…..
Gitmek; demir almaktır…
Gitmek; halat çözmektir…
Gitmek; “gitmektir” kısacası dalgaların üzerinde, sislerin içine!..
…..
Kayıp olmak, ayıp değil mi; ve günah değil mi?..

{*}

Canımda izin kalacak,
Kanamış bir yara olarak…
Gidersen!..

…..

Nesil’den üç hikaye kitabı:
Küçük hikayeyi ülkemize sevdirmiş olan yazar
Ömer Seyfettin’den PEMBE İNCİLİ KAFTAN… Yedi İklim dergisinin kurucularından, ondan fazla hikaye kitabı yayınlanmış olan usta Ali Haydar Haksal’dan RENKLERİN DANSI…
Ve toprak-su, kurtlar-kuşlar, ağaçlar-çiçekler, eli nasırlı ama gönlü geniş insanların temiz hikayelerini yazan; gaz lambalarını, küçük kulübeleri, böcekleri, kirpileri, baykuşları, bulutları yani benim sevdiğim şeyleri anlatan Mehmet Koca’nın ilk hikaye kitabı TOPRAĞI DİNLEYEN ADAM

Stop
Muammer Erkul
13 Ocak 2005 Perşembe

 

2 thoughts on “Gitmek demir almaktır [13 Ocak 2005 Perşembe]

  1. [quote name=”A…”]Kal desin…

    A…[/quote]

    “kal”

    diyemez, çünkü:

    “Demek isterim; “bana gel” ama, diyemem!..
    Belki de bu yüzden titrer, dudağıma tünemiş günaydınlar; saçmalanmış, kanayan serçeler gibi!..”

    demiş…

    Zehra Öner

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir