Gün, bugün… [25 Ağustos 1999 Çarşamba]
Gün, bugün…
İnsanların ve toplumun gücü; en zayıf, en çaresiz olduğu zamanki mukavemetine müsavi değil mi?..
{*}{*}{*}
İnsanlar ve toplum, zor günlerde biribirlerine destek olmayacaksa, dişini sıkmayacaksa, bir diğerine göz-kulak-el-ayak ve moral olmayacaksa ne zaman olacak?..
{*}{*}{*}
Gün, işte bugündür…
Tek bacağı olan iki insan sırt sırta verdiğin de ayağa kalkabilir;
Yüce Mevla’m başka afetler göstermesin inşaallah.
{*}{*}{*}
İnsanların ve toplumun gücü; en zor günlerindeki gücüne eşit…
İşte şimdi yardımlaşmanın zamanı…
İşte şimdi direnmenin zamanı…
Gücü olanın “şimdi” ortaya koymasının zamanı.
{*}{*}{*}
Bunu elbette biliyor herkes ve elinden geldiğince de göstermeye çabalıyor.
Ama biliyorum ki; hepimiz biliyor olsak da, aynı tavsiyeleri hatırlamakta fayda var.
Ve biribirimize hatırlatmakta…
———————————————————
Ne acı
Güzel insanlar her şartta güzel… Bazıları ise altında hâlâ cesetler bulunan yıkıntıların tepesine çıkmış siyaset yapmaya çalışıyor.
Deprem toprağı çatlattı… Pek çok duvarları çatlattı…
Ve bazı kafaları çatlattı!..
Depremler ve uçaklar
Durup dururken biri dedi ki;“Her depremin ardından uçak düşer!..”
Şaşkın şaşkın baktım… O, arka arkaya örnekler sıraladı.
Bir gün sonra yine beraberdik…
Malum; yardım uçağı denize düşmüş ve pilot yaralı olarak kurtulmuştu. Ardından yurtdışından da bir kaza haberi geldi. Dolu bir yolcu uçağı tutuştu, alevler içinde düşerken en yakındaki bir küçük piste inebildi.
Yolcuların yarısı yaralı bile olsa, tamamı hayatta kalabildi.
Ben de aynı şeyi mi düşünmeliyim, bilmiyorum…
Acaba depremlerin ardından mı düşüyor gerçekten uçaklar… Bir bağlantısı var mı?
Mesajların dili
Telefonuma sık sık yazılı mesajlar gönderilir benim. Elimden geldiğince de bunları cevaplamaya çalışırım.
Son on günde gelebilenlerden bir kısmını not ettim. Sıradan günlerde gönderilmiş olsalar çok da fazla “ifadesi” olmayacak olan bu mesajların ne büyük anlamları vardı…
{*}{*}{*}
* Mesela bir “Günaydın” geldi sadece. Bu günaydın o an her şeyi söylemişti bana. Bu günaydın, duyduğum-okuduğum en güzel günaydınlardan biriydi.
Günlerini ve dakikalarını yazmadan, isimlerini de vermeden sizlerle paylaşıyorum bu “yorumsuz” mesajları.
{*}{*}{*}
* Öyle bir gün ki yaşanan, kayıp zamanın içinde mahşeri andıran! Öyle bir gün ki yaşanan, hiç beklemediğin bir anda kopan ve felaket getiren! Allah hepimizi korusun…
{*}{*}{*}
* Şu an parkta oturuyorum. Yanımda hiç kimse yok ama yalnız değilim. Çünkü biliyorum ki mutlaka bir yerlerdesin ve “burda”sın!..
{*}{*}{*}
* Hepimiz çok gerginiz. Televizyonlar duyuru yapıyor, evleri boşaltın diye…
{*}{*}{*}
* Çünkü teyzemler Yalova’da. Babam onun için yanlarına gitti. Biz bu depremde 7 kişiyi kaybettik!
{*}{*}{*}
* Elbet sevinmeliyim. Elbet üzülmeliyim. Oysa ikisini de hissetmiyorum. Aradaki o koca boşluktayım. Acıyor ve acıyorum…
{*}{*}{*}
* Mutsuzum. Sanki hiçbir şey artık eskisi gibi olmayacakmış gibi.
{*}{*}{*}
* Şu an evdeyim. Herkes yatmak üzere. Bu gece beni bırakma! İzin ver sende kalayım, sen de bende. Uykunu kıskanıyorum.
{*}{*}{*}
* Ağlasam gözyaşlarımla dökülür içimdeki dert. Oysa tıkanıyor, taş oluyor, büyüyor ve kaplıyor her yerimi. Sızar mı içime yeniden güzel bir şey?..
{*}{*}{*}
* Biliyorum, sana şu ara hiç istemeyeceğin karanlığımı anlatıyorum. Ama sen paylaşırsan azalıyor.
{*}{*}{*}
* Biz iyiyiz çok şükür. Ama bizim sokaktan seksen tane cenaze çıktı. Gazete yok, televizyon yok. Bana senin aldırdığın volkmenin radyosundan saat başı haberleri dinliyorum on dakika…
Bunun da pilleri bitince ne yaparım bilmem. Sular bazen sıcak akıyor, neden bilmiyorum. Bu bir emanet telefon… Ne olur arada bir bana kendini hissettir.
{*}{*}{*}
Yorum yapmıyorum.
Çünkü buna ihtiyaç bile yok.
Allah hepimizi başka felaketlerden muhafaza etsin.
Stop
Muammer Erkul
25 Ağustos 1999 Çarşamba
