Hayat ciddi bir iştir! [02 Eylül 1999 Perşembe]

Hayat ciddi bir iştir!

Nice problemlerimiz var “dev” gibi!.. Nice problemlerimiz var gözümüzün görebileceği her şeyi kapatan!..
Nice problemlerimiz var ki, ömrü; “burnumuzu yere dayamaktan vazgeçmeyi” akıl ettiğimiz vakte kadar uzayan!..

Zamanımıza yazık!..
Millet;
Uyanın!..
Boyluboyunca toprağa uzanıp, dalından düşmüş bir kurtlu fındığa gözümüzü dayadığımızda, başka hiçbir şeyi görmez oluyoruz!..

Resmî rakamlara göre 15 bin kişinin öldüğü, 25 bin kişinin de yaralandığı Marmara depreminde toplam kaç ev yıkıldı?..
Yıkılan bunca evin kaç tanesinde;
“Bu pencereye hangi perdeyi takalım?..
Bu kapıyı hangi renge boyayalım?..” problemi yaşanmadı? Hıı?..
Veya pencerelerin perdesiyle, kapıların rengi şu an ne kadar mühim?..

İnsanlar “büyüdükçe” problemlerin tırnakları törpüleniyor!.. (En azından öyle olduğunu umuyoruz.)
Ama anlamakta zorlandığımız… Veya benim yıllar boyu bir türlü anlayamamış olduğum şu ki;
Herkes ayrı yaşlarda büyüyor!..

Gece yarısı evden kaçan kendine şınav cezası veriyor musun?..
Bir misketi kayboldu diye ortalığı karıştıran üç yaşındaki oğlunu nezarethaneye mi tıktırıyorsun?..
Sahi; boş, çocukça ve hiçbir ifadesi olmayan pürüzleri gördüğünde kızıyor musun hâlâ?
Bir gün daha bekle, umursamayacaksın…
Çünkü yarın bir basamak daha büyümüş bulacaksın kendini. Her şey bu bir üst basamaktan daha da başka görünecek…
Hiç kimse senin sinirlerini kontrolden çıkaramaz;
Sen istemediğin sürece!..

Ssss!..
O, kaç yaşında olursa olsun farketmez.
Sen “büyük”sün!..

Büyükler öğreten kişilerdir…
Ne öğretiyorsun?
Büyük olmanın ilk dersinin; “sadece konuşarak hiçbir şey öğretilmeyeceğini öğrenmek” olduğunu biliyor musun?
Ve küstüğünde; “öğretici olmaya” küstüğünü?..

Küsmek; tembellerin işi!

Benim kendime has “testlerim” vardır.
Ve sen, (bir zorlama olmadan) bu yazının bu satırına kadar gelmişsen, kapasiten; bu yazının tamamını anlamaya fazlasıyla yeter…
Yani konuşmadığın insana “konuşmamaktan” başka bir şey öğretemeyeceğini idrak edebilirsin…

Ve büyük olmanın mesuliyetini anlayabilirsin…
Ve karşındakinin yaşıyla senin “büyük” olmanın kıyasını yapmaktan vazgeçebilirsin.

Bu, bir karar işidir…
Büyük müsün, değil mi?..
Büyüksen kaçıncı engele kadar devam ettireceksin (tevazu) büyüklüğünü?..

Hayat; ders almak ve örnek olmak sürecidir…
Hayat; istemedikten sonra hiç kimsenin seni kızdıramadığını…
Hiçbir kavganın galibi olmadığını…
Susturulan kişinin senin fikrini “asla” kabul etmediğini bilme, öğrenme zamanıdır…

Hayat boyu dört ip tutuyorsun elinde, dört duvarın ortasına bağlanmış olan…
Kaşlarını çatıp, kastığında kendini; bu dört duvar doğrulup, yaklaşıyor sana.
Hadi, rahatla.
Bırak iplerini duvarlarının; özgür ol…
Dünya kocaman!

Hep üzülürüm…
On-oniki yaşlarında bir “çocuk” iken, sebepsiz bir şaka yüzünden bana küsen arkadaşıma.
Bana gerçekten küsmüştü.
Ve ben ona hiçbir şey veremedim bir daha… Ondan da bir şey alamadım!..

Şimdi düşünüyorum;
Acaba şu dünyada küsmeye, bağları koparmaya, bağırıp çağırmaya değecek ne var?..
“Bana şöyle yaptı…”
Demek ki daha iyisini yapmayı bilmiyordu…
“Arkamdan böyle dedi…”
Demek ki o kadar düşünebiliyordu…

O, günü geldiğinde elbette benim kadar büyüyecek.
Soru şu:
Ben büyümeye ve doğru örnek olmaya devam mı edeceğim.
Yoksa oturup, onun benim kadar olmasını mı bekleyeceğim?..
Hayatımın seviyesini kendimden büyüklere göre mi, yoksa henüz bana ulaşmaya çalışanlara göre mi endeksleyeceğim?..

Hiç kimse seni kızdıramaz, kontrolden çıkaramaz; istemediğin sürece…
Herkes (gittikçe zorlaşabilen) “soru”larla imtihan edilebilir…
hiçbir kavganın-tartışmanın kazananı yoktur…
Küserek hiçbir problem çözülemez…
Her zaman (konuşan) gülümseyen kazanır.

Büyük olduğunu idrak eden bir kişi, (belki kendisinin bile bilmediği sebepten dolayı) dilini çıkartan bir çocuğu katletmeyi aklına getirir mi?..

Telefonunun açılış notunu değiştir…
Aynana yeni notlar yapıştır…
Ceplerinde minik notlar olsun…
Ve kendine hatırlatmaya devam et bu notları;
“Gülümse!..”
“Kızmaya değecek ne var ki?..”
“Bugün tebessüm etme günü…”
“Ben, doğru bir örneğim.”
“Ben daha iyi bir insan olabilirim…”
Elbette olabilirsin… Bunu ikimiz de biliyoruz…
Zaten bunu senden başka kimsenin bilmesine lüzum bile yok!

Bir arkadaşım vardı ve her sabah kendine 10 puan hediye ediyordu…
Gün içinde, her kızışında, cebindeki kağıdı çıkarıyor ve bir puan siliyordu…
Bir gün konuşurken;
“Öyle boş şeylere kızıyormuşum ki bir zamanlar” dedi…
Şimdi kızacak gibi olduğumda aklıma cebimdeki kağıdı çıkartıp puan silmek geliyor. Düşünüyorum; bu duruma kızmak, cebimden kağıt çıkartıp bir puan silmeye değecek mi?..
Hemen hemen her defasında “kızmaktan” vazgeçiyorum!..

Nerden nereye geldik.
Bu konu uzar gider… Nerden nereye geldiğime de kızmayın. Varsayın ki cebinizde bir kağıt var ve benim nerden nereye geldiğime kızarsanız bir puanınız eksilip gidecek!..
Her kızdığınızda binlerce beyin hücrenizin yok olduğu gibi…

Hayat “problem denen” bazı şeyleri ciddiye almayacak kadar ciddi bir “iş” değil mi ki arkadaşlar?..

———————————————————-

ÖĞRENDİM Kİ!
Bütün mezarlar dolduğu halde, bir sürü fındık kabuğu bir türlü doldurulamıyor!..

Stop
Muammer Erkul
02 Eylül 1999 Perşembe

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir