Posted on: 20 Ocak 2013 Posted by: Habibe Eren Comments: 0
 
İSRAF ÜZERİNE


Amerika’da master yaptığımda, çalıştığım üniversitenin yemek salonu açık büfe şeklindeydi. Herkes dilediği yemekten istediği kadar alabiliyordu.

Yemekhanenin kapısında "Take what you need. Eat what you take/Yiyeceğin kadar al, aldığını da ye…" diye yazmakta idi.
Bir gün aynı masada yemek yediğimiz Çinli bir arkadaşı, tabağında kalan son pirinç tanesini almaya çalışırken görünce dayanamadım; denemek için dedim ki:

"Bir pirinç tanesi için neden bu kadar uğraşıyor, yoruluyorsun? Bırak tabakta kalsın."
Çinlinin verdiği cevap çok düşündürücüydü:
"Her Çinli bir pirinç tanesi israf etse, Çin nüfusu ile çarp bakalım, kaç ton pirinç yapar? Biz kalabalık bir memleketiz, israf etme lüksümüz yoktur." dedi.

Yine denemek için dedim ki:

"Şu anda Çin’de değil Amerika’dasın. Tabağında bırakacağın pirinç tanesi Çin’i değil, Amerika’yı zarara uğratacaktır!"
Bu sözlerim karşısında güldü ve şöyle dedi:
"Yaşadığım memleket olan Amerika’yı bu şekilde zarara uğratmak şerefli bir davranış olmaz."

Çinli arkadaşı bu şerefli davranışından dolayı tebrik ettim ve düşüncesini paylaştığımı söyledim. İslam dininin bu konudaki; "Yiyiniz içiniz, fakat israf etmeyiniz. Çünkü Allah, israf edenleri sevmez" emrini izah ettim.

Çok hoşuna gitti. Tam o sırada, Ürdünlü Müslüman bir arkadaş tabağındaki yemek artıklarını çöp sepetine boşalttı. Bunu gören Çinli, Ürdünlü’yü göstererek:

"O Müslüman değil mi?" dedi. O kadar üzüldüm ki, ne diyeceğimi bilemedim…
Prof. Dr. Saffet Solak

Leave a Comment