Mihriban’a kavuşmak!.. [10 Haziran 2012 Pazar]
Beykoz’a doğru bakan yalısında… Tabibim bana; “onun derdi aşk” teşhisi koymadan önce… Çoğu yalnızlıklarımda, sesini sonuna kadar açıp, durmadan dinlerdim onu salya sümük!..
Aşk, zordur!..
Aşk, küçücük bedeninin içinde, bir kocaman çalının durmadan büyümesidir!
Yakıcı soruysa şudur: O dikenli ağacın durmadan büyümesi mi daha fazla can acıtır yoksa çekilerek çıkartılması mı?.. Veya maazallah, kuruyup yok olması mı?
{*}{*}{*}
Aşk deyip okuduğumuz; aslında sadece âşığın feryadıdır!
Davulun sesidir yani işittiğimiz veya kuru toprağa düşen gölgesinden; onun, elma mı yoksa armut ağacı mı olduğunu tahmine çalışmamızdır!
Peki ya yazamayan ise, diyemeyense âşık olan?..
Söylemeyebilen, gizleyebilen “şehitlerden” mi sayılıyordu?
{*}{*}{*}
Sarı saçlarına deli gönlümü / Bağlamışım çözülmüyor Mihriban. / Ayrılıktan zor belleme ölümü, / Görmeyince sezilmiyor Mihriban.
Yar deyince kalem elden düşüyor, / Gözlerim görmüyor aklım şaşıyor. / Lambada titreyen alev üşüyor, / Aşk kâğıda yazılmıyor Mihriban.
Tabiplerde ilaç yoktur yarama, / Aşk deyince ötesini arama. / Her nesnenin bir bitimi var ama. / Aşka hudut çizilmiyor Mihriban…
{*}{*}{*}
İki satır öğretmiş olduğunu umarım bizlere Abdürrahim Karakoç’un…
Birincisi: “Ölünceye kadar yazmaya yeminli” olmak… Ne muhteşem bir ifadedir bu! Yani, bir şeyi iyi yap ve onu ömrünün sonuna kadar yap…
İkincisi: “Ben milletim uğruna adamışım kendimi. /Mukaddes davalarda ölüm bile güzeldir…”
{*}{*}{*}
Hayat, bir göçme ve belki her molada bir fidan dikme, tohum ekme, iz bırakma hadisesi… Ömür, bir iz bırakma meselesi; yani “nereden” değil, “nereye” sorusunun cevabı!
Ey koca usta!
Konduğun yere bakınca, sana imrenmemek ne mümkün?
Stop
Muammer Erkul
muammer.erkul@tg.com.tr
10 Haziran 2012 Pazar

Gideceğini söylemek için gelinen dünyada;
Geçtiği yerleri haybeye çiğnememişlere ne mutlu.
Arkasından yıllar sonra bile geleceklere yürüyebilecekleri iz bırakmışlara ne kutlu.
Sonsuzluk diyarının ilk konağında,
Ancak davet edilenlerin gidebileceği komşuluk makamına ermişlere…….
Benim haddim buraya kadar.Bundan sonrasına bende söyleyebilecek söz yok.
İnna lillah ve inna ileyhi raciun.
“Vatan sevgisi imandandır”
Sevgin mübarek, konağın cennet bahçelerinden olsun. Komşularının şefaati üzerine olsun.
İmrenmemek ne mümkün…
“Olmak” … Nasip
“Dikenli çalı…” Can verme acısı da böyle tarif ediliyor ya… Aşk ve ölümün tarifi neredeyse aynı. Öğrettiği o “iki satır”ı da öğrenenlerden oluruz inşallah merhum Abdurrahim Karakoç’un. Defnedildiği yer herkese nasip olamayacak kadar güzel bir yer gerçekten. Mekanı cennet olsun. Bu güzel yazı için de gönül dolusu teşekkürler abiciğim, ellerine sağlık.
HİCRAN SEÇKİN
İyi insanlar iyi atlara binip gidiyorlar…
Bilmem bir daha hangi satırlar bize sevdayı böylesine anlatbilir…
Bir daha Ahmet Arvasi, Kısakürek, Özdenöner, Serdengeçti, Zarifoğlu, Beyazıt gelmez de onların bi benzeri gelir mi? Gelse bile bir davayı böylesine yüklenip, yaşabilir mi?
Aşk’ın bile kirlendiği şu deni dünyada bize, güneşte kavrulmak, topraküstünde sallanmaktan başka iş kalmıyor. Çünkü, ne demişler: ” Eden kendine eden!”
Her akşam namazı vakti, bana yaptığı nasihatle tazelenir ruhum. O hem sanatçı, hem adam gibi adam, hem de Anadolu’nun asaletini yüreğinde hiç eksiksiz barındıran bir kahraman benim gözümde…
Yazmak eyleminin hakkını veren ve hayatını bu mânâ ile bütünleştiren nadir sanatçılardan biriydi. Siz hiç sesinde toprak kokusu olan gökyüzü bakışlı bir insana rastladınız mı? Ben rastladım. “Sana inanıyorum kızım, yolun açık” dediği gün ben içimde saklı olan alfabeyi keşfettim. O gün bugündür yazıyorum. İşte gerçek sanatçı kendini büyüten değil başkalarını büyütürken de büyüyendir…
Bu gece Abdurrahim Karakoç üstat için bir Fatiha okuyalım inşaallah…
🙁 Mehtap
Mahvoldum…
Yamuk yumuk kalem tutuyor, biçimsiz ellerim…
Aynalar güzel!
Kendindeyse…
Aynalar acı!
Başkasındaysa gerçekler…
Sevgi,
Aşk,
Kara sevda!
Acaba sende kaç derece derinlikte?
Meğer ne kadar sığlıktaymış sözlerimiz.
Hey be! Muammer abi.
Koca sözlerin ustası…
Mahvoldum…
Güllaç
“Mukaddes davalara ölüm bile güzeldir.” Muhsin Yazıcıoğlu
Şevket Önder