Tgrt Fm’de “Şiir, ve Yüreğimde Şimşekler”
Şunu iyi bilmek lazım: Şair, yıllar geçtikçe yaşlanır… Şiir, yaş aldıkça gençleşir! Zehra Birsen Yamak’ın, TGRT FM’de yayınlanan "Yürüyen Merdiven" programında;Muammer Erkul’un "ŞİİR VE YÜREĞİMDE ŞİMŞEKLER" isimli yazısını okuduğu ses kaydı… {mp3}radyo_tgrtfm_yuruyenmerdiven_siirsimsek{/mp3}
“Aşkın Efendisine” imzası
{ımza} RAGIP ABİNİN İMZA GÜNÜ Kıymetli Ragıp Karadayı abimizin kaleminden çıkmış olan "AŞKIN EFENDİSİNE" kitabının imza günü… {*}{*}{*} Ragıp Karadayı "Aşkın Efendisine" isimli ve Mevld-i Şerîfi yazan Süleyman Çelebi'yi anlatan romanını, Beylikdüzü Tüyap Kitap Fuarı'ndaki BKY (Babıali Kültür Yayıncılık) standında imzalıyor. Tarih: 2 Kasım 2008 Saat:14.00'den itibaren… {*}{*}{*} Kitapseverler davetlidir…
Seyir Defteri – 31 Ekim 2008 (Bir saat)
Bir saat Birini düşün ki işi yok, mesleği yok; geliri, malı, evi ve eşyası yok. Sokakta kalsa gidecek yeri, sığınacak kapısı yok… Fakat biri var ki onu seviyor; koruyor, kolluyor. Onun için de çalışıyor; kendi kazancından ilk payı ona ayırıyor. Kendinden önce ona kıyafet alıyor, kendinden önce onun yemesini istiyor. […]
Seyir Defteri – 30 Ekim 2008 (Nasihat)
Nasihat! (Küçükdedemden…) Tam zamanı, bilmen şart olanı bildirmenin; doğum gününü kutluyorsun: İnsan için en ölümcül hastalığa yakalanmış olmak; doğmuş olmaktır! Ey benim ahmak oğlum! Şimdi sevinçle titriyor mu için? Diyor musun; beni ne kadar da çok seviyorlar?.. Kırk sayfa sevgi yerine kırk sayfa sövgü olsaydı şurada; kırk kişi seviyor […]
Antalya düğünü:)
{dugun} NESLİHAN ile ŞAMİL Şamil Okur (adı üstünde) yıllaaardır okur bizi… Ve yazdı da! Geçtiğimiz Şubat ayında gönderdiği mesajında samimi olarak dedi ki: "Muammer abi. Allah nasip ederse Ağustos ayında Antalya'da evlilik merasimim olacak. Mutluluğun paylaştıkça arttığından yola çıkarak sizi ağırlasak, bizi bu mutlu günümüzde onore eder misiniz acaba? Davet usulü böyle uygun mudur bilmiyorum ama, […]
Hafızamız nicedir [31 Ekim 2004 Pazar]
Gerçekten bulunmak istediğim (ve şimdi çok önemli konumda olan) bir vakfın kuruluş toplantısına, arabamın anahtarını bulamadığım. Daha doğrusu iki saat kadar aradıktan sonra, üzerimdeki pantolonun cebinde bulduğum için katılamamıştım! Anadolu’nun ortasında verilen bir yemek molasından sonra yerime oturmuş, kitabımı açmıştım ki; otobüsünü karıştırmış bir şaşkın adam gelip “yerinden kalkmamı” söylemişti. Üstelik ısrarcıydı, inatla beni kaldırmaya […]
Ayılar ve armutlar [29 Ekim 2004 Cuma]
Acıkan ayılar ormanda dolaşır. Bir armut ağacı bulunca, tırmanabildikleri kadar yüksek dallara tırmanır. Ve önlerine gelen her meyveyi hapır hupur yutmaya başlarmış. Ne zamana kadar? Karınları şişinceye kadar! … Sonra? Sonra yine bir armut seçer, onu dalından kopartır. Şöyle yukarıya doğru, kendi gözleri ile gökte parlayan ay arasına, yani ışığa tutarak bir süre bakıp; “Bunun […]
İyi ki doğdum [28 Ekim 2004 Perşembe]
(Ekim’in yirmi altısındaki çınar yapraklarına…) ………. Biz aslında çoğu zaman, önümüze yığılan hediyelere bakarak kuruyorduk bu cümleyi: “İyi ki doğdum!..” Böyle diyerek zıpladığımız yıllar geride kaldı… Çünkü imtihan edildiğimiz her sınav, ve aldığımız her karne bir kere daha gösterdi bize, boyumuzun ölçüsünü!.. Boyumuzun ölçüsü mü? Bilen var mı gerçekten, boyunun ölçüsünü?.. ….. Tamam da, elinde […]
Minik bir sır! [24 Ekim 2004 Pazar]
Sana bugün, pek de kimsenin farkında olmadığı bir sırrımı anlatacağım… ….. İki sayfa yazdım. Yarın da iki sayfa yazmaya niyetliyim… Bu iki sayfalar, on gün içinde yirmi sayfa olacak; ve ben, yirmi sayfada çook şeyler anlatmış olacağım!.. {*} Sana bugün, bir de kendi sırrını fark ettireceğim… ….. Bugün iki sayfa okudun. Yarın da iki sayfa […]
Müjdeler… Ve mektuplar [22 Ekim 2004 Cuma]
Eski bir ramazan günüydü, tekrar yazmıştım: Bu kitabı bana birisi hediye etmişti. Ama kim?.. O zaman da hatırlamıyordum, şimdi de hatırlamıyorum. Hatırlamasam bile, o zaman da ona dua ediyordum, şimdi de ediyorum. Çok dua… Bu kitap, nasıl bir kitap?.. Böyle bir kitap olur mu başka, bir daha benzeri görülür mü?.. Mümkün değil!.. {*} Azar azar, […]
Neyi merak… [21 Ekim 2004 Perşembe]
Çok kolay anlaşılacak bir yazım var bugün. Konu şu: Doğru yere bakarken bile genellikle yanlış şeyleri görüyoruz!.. Örnek: İlgi alanımızdaki birinin yakınlarımıza geldiğini duyuyoruz. Koşuyoruz hemen onu görmeye… Ne güzel. Peki ama, ya biz onun yanındayken kafamızdan geçenler?.. {*} Sakıp Ağa koca bir ömür geçirdi, bu topraklarda… Halktan biri gibiydi rahmetli. Üniversite veya kahvehane; mümkünse […]
Vapur nasıl kaçırılır… [17 Ekim 2004 Pazar]
Yolcuların çoğu zamanında kalkıp güzelce karnını doyuruyor, çayını içiyor, giyiniyor ve vapurun gelmesine yakın iskeleye iniyordu. Bizler (güya onlardan uyanık olduğumuz için) hareket saatine beş on dakika kala (genellikle de bizim mahallenin önünden geçen vapurun "vuuup" sesini duyunca) yataklarımızdan fırlıyor, ve pantolonumuzun bacağını kolumuza, kazağımızın kolunu kafamıza, kravatımızı omuzumuza geçirmeye çalışarak koşuyor… Bu sırada bütünden […]
Açlık [15 Ekim 2004 Cuma]
Dünya; “açlıktan” kıvranıyor. Hem de, ne büyük bir açlık!.. {*} Biz, dünyaya saldırıyoruz açlıktan, dünya da bize… Biz dünyayı yiyoruz sanki bitirmek için, dünya ise bizi tüketiyor!.. Dünya açlıktan kıvranıyor, bizler açlıktan kıvranıyoruz… Hem de öyle büyük bir açlık ki bu; sanki, susayıp da bir denizin başına oturmuş adamın içler acısı hâli gibi… Yedikçe acıkıyor… […]
Hayrolsun, hayrolalım [14 Ekim 2004 Perşembe]
Bir göl; “Ben su tutmam. Çevremdekileri sulamam” diyorsa, nasıl “göl” olur adı… ….. Veya su tutmayan, susuzları kandırmayan o göl, neden var?.. ….. Yahut bir kova; “Su taşımam” diyorsa… Bir bardak; “Ben suyla dolmam” diyorsa!.. {*} Bir bıçak; “Ben dilimlemem ekmeği. Soymam elmanın kabuğunu” diyorsa, nasıl adı “bıçak” olur… Veya ekmeği kesmeyen, meyveyi soymayan bıçak, […]
Seyir Defteri – 26 Ekim 2008 (26 Ekim veya Zamanın Kırılma Noktası)
26 Ekim veya Zamanın Kırılma Noktası İnsan, doğduğu günde ne kadar sevinir? Bilmiyorum… Artık unuttum! Fakat, doğduğum gün, "ben doğdum diye" sevinenler olduğu için seviniyorum. Bu, harika bir duygu; yani sen doğdun diye birilerinin seviniyor olması… Elbette yaşadınız sizler de, ama hepinize daha da çoklarını yaşamanızı diliyorum. İnsanın kendi elinde olmayan […]
Seyir Defteri – 26 Ekim 2008 (Sen İstanbul olsaydın)
Sen İstanbul olsaydın (Not: Bu yazı 2000 senesinde yazılıp, akabinde 29 Mayıs Pazartesi günü bu köşede yayınlanmıştı. İki sene sonra basılan kitabımızın ismi de yine bu yazıdan alınmıştı… Şimdi internette “Sen İstanbul olsaydın” yazdığınızda yüzden fazla site çıkıyor karşınıza, içinde bu yazımız bulunan…26 Ekim benim için, hayatımın en özel […]
Seyir Defteri – 23 Ekim 2008 (İçindeki hekim)
. İçindeki hekim Hangi hastaneye gitsen de bilirsin ki; hastasın! Kendine yapıştırdığın “hasta” etiketi ile görüp, gösterirsin bunu. Ait olduğun şehrin simgesini taşıyan bir plaka gibidir ki bu “hasta”lık; çuvala sığmayan mızrak gibi sana da, etrafına da batar! Bugün, akupunkturdan bahsedeceğim. Çünkü akupunktur; bir ağacın sadece hasta dalına ilaç […]
Seyir Defteri – 19 Ekim 2008 (Yem ve dua)
Yem ve dua Balık yakalamaktan hoşlanan adam ile, yanına aldığı küçük oğlunun; çıktıkları kısa tatilin hikayesini anlatmamı ister misiniz?.. Dinleyin bakalım: {*}{*}{*} Baba ve oğlu oltalarını göle atıp bırakmışlar. Bir iki saat sonra, kaldıkları otelden tekrar kıyıya yürüdüklerinde; dört beş tane balığın yakalanmış olduğunu görmüşler… "Baba, demiş çocuk heyecan içinde. Ben, bu balıkların […]
Yeni torun geliyor
{bebek} Babaanneye yeni torun Fahriye abla bugünlerde internetten desenler motifler araştırıyormuş, dikişler nakışlar bakıyormuş… Neden? Çünkü yeni bir torun geliyormuş da ondan! :))) {*}{*}{*} Nihal hanım Kasım içinde doğum yapacak ve sevgili Ali Erdoğan ikinci defa baba olacak inşallah… Yoksa Serra Nil'in pabucu dama… ..yok yok, atılmayacak, çünkü babaannesinin "prenses"i o… {*}{*}{*} Hadi bakalım; hayırla […]
Seyir Defteri – 17 Ekim 2008 (Ağustos böceğinin sarı dişleri)
Ağustos böceğinin sarı dişleri Onun hikâyesi; “Ağustos böceği çaldı saz, bütün yaz. Derken kış da geldi çattı, bizimkinde şafak attı!..” diye uzar gider ya… Peki özeti nedir bu şiirin? Bir sonuç elde etmek istiyorsan, onun için çalışman gerekir. Hiçbir şey yapmadığın konudan hangi gelişmeyi bekleyebilirsin ki?.. “-Karınca kardeeeş, üşüyorum ve karnım aaaç!..” Buraya kadarı […]
