Herkese teşekkür eden ve hep gülümseyen…
Herkese teşekkür eden ve hep gülümseyen postane memuru Yıllar önceydi. Sanırım 1995. Uludağ Üniversitesi’nde öğrenciydim. Arkadaşım Zehra ile birlikte sürekli okuduğumuz köşenize mektup yazarak; “Bursa Merkez Postanesi’ndeki, herkese teşekkür eden kibar memur amca”dan söz etmiştik… Ve siz öyle güzel bir jest yaparak o amcaya mektup yazmış ve tüm okuyucularınızı da buna […]
Başlarken veya Sevgi Sokağımızın tarifi…
Hayat bir yolculuktur, malum… İşte bu yolculuğun uzun bir bölümünü yan yana yürüdük çoğu arkadaşımızla, can cana yürüdük. Bu el ele tutuşmalarımız ve göz göze bakışmalarımızın bize ilk kazandırdığı avantaj şuydu ki; biz, biri birimize bakarken, başkalarını görmüyorduk!.. Bunun için de bilmiyorduk; kimler ne gibi kötülüklerle uğraşıyorlar, ne gibi fenalıkların içinde yuvarlanıyorlar… Gülsuyu işinde […]
Seyir Defteri – 16 Ekim 2008 (Hüdayi yolu)
Hüdâyî yolu “1860’dan beri hayal edilen tünelin son tüpleri de birleşti. Başbakan 60 metre derinde Boğaz altından yürüdü.” Bunları okurken gazetelerde, dedik ki; “Hüdâyî yolu’ndan tekrar bahsetmenin zamanıdır!..” “Okuyacağınız yazıdaki konu, acaba Hüdâyî hazretlerinin bir kerametinin günümüzde ortaya çıkması mı?” Sorusuyla başlayan ilk yazımızı 27.07.2006 günü yayınlamıştık. [“Hüdayi yolu” ve ismimizi] […]
Seyir Defteri – 14 Ekim 2008 (Ziyaretçi Defteri)
Sevgili arkadaşlar, Şimdi lütfen şu manzarayı hayal etmeye çalışın: ….. Hani kendi evinizde, kendinizi işinize kaptırmış olarak çalışırsınız… Ne kadar zaman geçmiştir hatırlamazsınız… Bir ara kapı çalar. "Kim ooo?" Dersiniz. Gelenler tanıdıklarınızdır, yakınlarınızdır, sevdiklerinizdir. Açarsınız kapıyı, fakat… Fakat onlar girmezler, giremezler… Neden? {*}{*}{*} Hayret edersiniz. Onların şaşkınlıkla açılmış gözlerle size baktıklarını görünce siz daha çok şaşırırsınız! Peki niye size […]
Seyir Defteri – (Ergenekon nedir? /..eNgerekon davası!..)
Çizim : Adem Mermerkaya / Memleket Gazetesi Ergenekon nedir? İnsan katli gibi büyük suç sayılmalı mana katli de! Çünkü bir “anlamı” öldürmek de; bir adamı öldürmek gibi, istikbale zarar vermek demektir! Şimdi bunun bir acayip örneğini […]
Bizim Radyo – Mavi Dünya – Muammer Erkul röportajı
Bizim Radyo’da Tuğba Akbey İnan`ın hazırlayıp sunduğu Mavi Dünya programına 3 Mayıs 2007 tarihinde misafir olan Muammer Erkul ile yapılan röportajın ses kaydı… 1.Bölüm {mp3}radyo_mavidunya_roportaj_1{/mp3} 2.Bölüm {mp3}radyo_mavidunya_roportaj_2{/mp3}
Tecrübe bir yumaktır [10 Ekim 2004 Pazar]
Yürüyoruz… Ardımızda kalan yol, toparlanıyor; kendi üstüne sarılıyor. Yumağımız büyüdükçe “tecrübemiz” artıyor!.. {*} Yolcusun… İstasyonda bilet kestiriyorsun… Bir it gelip bacağını kirletiyor! ….. Ne yapacaksın? {*} Çok şey yapılır belki, ama; ..sen, yolcusun!.. Ulaşman gereken yerler, kat etmen gereken mesafeler var… Halbuki o hayvan, oraların çöplüğünün pisliğini gezdiriyor üzerinde!.. Kovalasan kaçacak, hele bir de tekme […]
Hamallığın usulü [08 Ekim 2004 Cuma]
Eski zamanlardı. Yolların olmadığı zamanlar… Demek ki fakirdi bizim gibi çoğu kimse; ki, aynı yüke talip olacak hamallar bulmak zor olmuyordu… (İster gerçek bir zaman dilimi olduğunu var sayın bunun; isterseniz, zihnimin yansıdığını düşünün, önünüzdeki kağıda, fark etmez…) {*} Hamalsan… İki şey önemli oluyor senin için; Yük, ve yol… Bu mesafeyi aşabilirsen ancak sırtına aldığın […]
Duvarlar ne renk olsun [07 Ekim 2004 Perşembe]
Bazı dönemlerde belli konular yoğunlaşıyor insanın gündeminde. Bir tatil, bazen bir hastalık, kimi zaman hızlı ders çalışma temposu… Nişan… Düğün… Sünnet… Cenaze… Miras… Mahkeme… Kötü komşu… Kuraklık… Soğuk… Sıcak… Su kesintileri, su baskınları. Ve,,, saire… {*} Taşınmaya çalışıyorum… Bazı işler (tabir öyle ya) tereyağından kıl çeker gibi bitemiyor… Sabretmen icap ediyor. Ama; Zaman geçiyor… {*} […]
Vallahi Mehmet [03 Ekim 2004 Pazar]
Karşımda duran kişinin sen olduğuna yemin eder misin?.. Sana bunu söyleyenin ben olduğuma yemin eder misin?.. Burada oturmuş konuşuyorken; şu an gündüz olduğuna yemin eder misin ve bize gölge yapan şu büyük şeyin bir ağaç olduğuna yemin eder misin?.. {*} Dedi, ve sonra sustu dedem. Gözlerinin ortasına ortasına baktı adamın, cevap alamayınca sordu yeniden: “Neden […]
Şaşmamak lâzım! [01 Ekim 2004 Cuma]
İşe bakın; güya sadece iki satırlık girişti dünkü yazı, ama laf ebruli zürafanın yemek borusu gibi uzadı!.. Bilirsiniz, böyle konular minik teknelere benzer… Yelkenleri açarsın; rüzgar doldukça gider… Peki ama nereye? Kim bilir!.. {*} İnsanlar ne ister, diyorduk ya… Bazısı sopa ister insanların aslında, sopaa!.. Kim uydurur bu hikayeleri de “gerçek” diye anlatır? Yoksa gerçekten […]
Demedi demeyin! [30 Eylül 2004 Perşembe]
Eskiden biri bir film ismi söyler, karşısındaki de başını sallardı… İşte o zaman onlar, sadece ikisi, (nadiren de bir kişi daha katılarak) yumulurdu bu “ballı” muhabbete… Çevrelerindekilerse bazen armut gibi sararır, bazen elma gibi yanak kızartır, bazen de üzüm sapı gibi boyun inceltirlerdi… Zaman neleri değiştirdi. Renk renk bu “gizemli” lafları, macuncu çubuğuna sarar gibi […]
Plastik sanatlar [26 Eylül 2004 Pazar]
Gündemleri işgal eden konu: Avrupa Birliği’nin kapısı. Batı ile aramızdaki bu kapının iki yanında odalar, ve odaların duvarlarında, okulların duvarlarında, otellerin duvarlarında, işyerlerinin duvarlarında, kahvelerin duvarlarında; plastik sanatlar… Eğer bu birlik teşekkül edecekse; bence bu konuda da bir "birlik" sağlanmalıydı… Yani plastik sanatlar konusunda da ya biz Avrupa’ya uysaydık, veya Avrupalılar bize uysaydı!.. {*} Aslında, […]
Trenler kaçırılmadan… [24 Eylül 2004 Cuma]
Temmuz 2000 tarihli gazetelerde şöyle bir haber vardı: İngiltere Başbakanı Tony Blair "Baba olmak, başbakanlıktan zormuş" dedi. Blair bu sözü, kör kütük sarhoş olup polisle tartışan 16 yaşındaki oğlu sebebiyle söylüyordu. ….. Bir kış ortası, iki genç kadın ilk çocuklarını doğuruyor. Saatlerce süren yorgunluktan sonra biri, sevinçle; "Zor kısmı bitti" diyor. On yaş büyük doktoru, […]
Tek kaşık [23 Eylül 2004 Perşembe]
Kim bilir sizlerin de dinlediği nice hikayeler vardır, eskiye dair. Bazıları insanı şaşırtan; gülmeli mi, yoksa ağlamalı mı, diye… Bazıları "vah" dedirten, "vah vaah" dedirten. Bazılarıysa, o zamandan veya bu zamandan diğer zamana bakıldığında; iç çektirip "aaahh" dedirten hikayeler… Kim bilir nice hikayeler dinlemişsinizdir siz de; bazen tadı kalan damağınızda, bazen de genzinizde acısı… Hikayeler […]
Çocuğunuz “okumayı” öğrensin [19 Eylül 2004 Pazar]
On dört milyon öğrenci bir haftadır okula gidiyor. On dört milyon anne ile yine o kadar baba bir haftadır tatlı tatlı telaşlanıyor. 550 bin öğretmense harıl harıl ders anlatıyor… ….. Çocuklar okumayı öğreniyor… {*} Çocuklar okullara gidiyor da; Okumayı öğreniyor, değil mi?.. {*} Okul kelimesi; kendi içindeki "kul"dan mı geliyor, yoksa "oku"dan mı?.. Yani "esir" […]
Akıllı çocuklar [17 Eylül 2004 Cuma]
Şimdi de duyuyorum; insanlar kendi çocuklarına benzer sözleri söylüyor… Küçükken beni de herkes "akıllı oğlum" diye severdi… Benim oğlum çok akıllı maşallah, derdi babaannem… Benim oğlum çok akıllıdır, derdi babam… Benim oğlum çok akıllıdır, öyle yapmaz, derdi annem… ….. Ben de inanırdım ki; Çok akıllıyım… {*} "Çok akıllı olduğun" ile ilgili herkesten ayrı ayrı övgüler […]
Uyur/uyanık arası [16 Eylül 2004 Perşembe ]
(…bir) Hep kendi dertlerimle boğuşuyorum. Unuttum sormayı; yoksa taşındın mı? {*} Ne vardı sanki, aradığım kişiye şu anda ulaşabilseydim… Aradığım kişiye şu anda ulaşabilseydim; Ne vardı… {*} Sen şimdi uykudasındır… Benimse uykum var, ve yoldayım… Sabah olacak. Gün ışırken şehre varacağız. Mesajımı hangi gün alırsın, feryadımı hangi vakit duyarsın, sözümü hangi zaman anlarsın, bilmem… Benim […]
