Saniyesi saniyesine bir kurtarma çalışması [07 Ekim 1999 Perşembe]

Saniyesi saniyesine bir kurtarma çalışması

İzmit’te, 50 gün sonra yaşanan olağandışı olay…
Gündüz İstanbul Cennet mahallesinden Fahriye Abla ile konuşmuştuk… Onun insanlara yardım konusundaki fedakârlığını bilen bilir.
Depremden sonra da, oğulları ve İhsan Amca ona; yalnız başına eve çıkma konusunda “yasak” koyunca düşmüş yollara…
“Birkaç gün sonra bir baktım ki yıkıntıların önündeyim” diyor. Ardından, oradakilerle kurduğu dostluk ve ihtiyaçları için yardım toplama gayretleri, sıkıntılar… Bir depremzedenin;
“Bana bir Kur’an-ı Kerim getir, sana bir hatm-i şerif okuyacağım” demesine kadar dopdolu yaşanan otuzbeş gün…
Allah bütün fedakâr insanlardan razı olsun.
Gebze’den Safiye’mizin de evinin yıkıldığını yine ondan öğrendim.

Gün bitti…
Saat 22.30’u geçiyorken telefonum bir defa çalıyor. Bakıyorum; İzmit… Depremin ilk günlerinde “Nihal’imiz” adına kaydettiğim, abisinin telefonu. Hemen arıyorum, gürültüler duyuyorum ama cevap alamıyorum.
Biraz sonra tekrar arıyorum. Gene kalabalıktan gelen konuşmalar; bir şeyler oluyor ama ne?.. Acaba şiddetli bir sarsıntı mı yaşandı yine, diye düşünüyorum.
Üçüncüsünde konuşuyoruz:
– Çöken binalar vardı ya… Onun altında canlı varmış, çalışma yapıyorlar.
– Sizin sokaktakinde mi?
– Arkadakinde…

Orası, yani Mehmedali Paşa mahallesi bildiğim hatta bir gece kaldığım bir yer. O sokaktan 80, o mahalleden 750 kadar ölü çıktı. Bir o kadar da kayıp…
Bu sırada Nihal’in orada olmadığını, ama yolda, geliyor olması gerektiğini öğreniyorum… Ki, konuşma esnasında iki mesaj geliyor… Bakıyorum; ikisi de Nihal’den. İlkinde;
“Muammer, beni arar mısın? Çok önemli.” Demiş. İkincisiyse şöyle:
05-Ekim-99
23:06:24
Şu an 50 gün sonra canlı çıkarma çalışması var.

Telefonla konuşuyoruz. Göçen binaya doğru gidiyor. Şaşkın…
– İnanamıyorum… Bunca zaman geçmiş.. Doğa kanunlarına bile aykırı bu…
– Doğa kanunu mu var şu kainatta, diye soruyorum… İnşallah kurtulurlar.
Tembih etmiş olsam da; hiç durmadan olayları ve duygularını yazması konusunda mesaj gönderiyorum yine. “Hadi… Neler oluyor orda?.. Ben göremiyorum, anlat bana.”
Biraz daha zaman geçiyor. TGRT ve ATV’nin yayın araçlarının faaliyete geçiyor olduğunu öğreniyorum bu sırada.
Ve; dııt, dıt!.. Mesaj geliyor:
05-Ekim-99
23:37:15
Şimdi deniyor ki; aslında bu hırsızların uydurması. Boş kalan çadırları soymak için uydurulmuş…

Nihal’i “diri” tutmak için habire yazıyorum ben de…
05-Ekim-99
23:43:58
Suskunluk isteniyor. Sözkonusu binanın bodrum katı toprağın altında kalmıştı. Dipte kalan bölüme ulaşılmaya çalışılıyor.
“Başka, başka?.. Her şeyi yaz bana, çok önemli. Ben de yazıyorum çünkü. İnsanlar ne diyor?.. Umut var mı?.. Her dakika yaz…”
Bu sırada beni arayan veya yazanlara hattı boşalttırmaya çalışıyorum. Bazen en olmayacak anda kapsama alanının dışında kalıveriyorum.
Sokaktan bir araba geçiyor. Sesi sonuna kadar açık teybin hoparlöründen uyuz bir arabesk şarkıyı boca ediyor karanlık caddeye!..

05-Ekim-99
23:52:02
Evet, çevredeki çadır sahipleri, burda binanın altında mantar yetiştiriliyordu, o sayede yaşıyorlar, yedi ölü de varmış…
05-Ekim-99
23:58:51
İnanıyoruz, olacak, çünkü bulunamayan çok insan vardı. Kayıpların yakınlarını görmelisin… Enkaz kazıldıkça dehşet kokuyor!
06-Ekim-99
00:05:30
Allah’ım, inanamıyorum. Böyle bir anda bile kameraya bakılması öğütleniyor!
Bu acayiplikleri gör işte… Ben 10.45’te haberdar oldum abinin yanlış telefonundan. Ne zaman duyuldu?..
Bırakıp giden var mı? Dinleyenler ses duydu mu?
06 Ekim 99
00:08:36
Yaklaşık akşam 6 gibi.
06-Ekim-99
00:11:35
Polis kordonundayız. Tam ne hissettiğimi soruyorsun ama, şimdi bilemiyorum. Kalbim çok hızlı atıyor sadece…
Baskı mı var?.. Yazsana, tahminen ne zaman sonuçlanır?..

06-Ekim-99
00:16:12
Enkazın tam üstünde çok parlak bir yıldız var, o sen misin?..
O; “biz”iz ve sana ve varsa enkazın altındakilere dua ediyoruz, yanınızdayız…
06-Ekim-99
00:18:15
Suskunluk yine… Bilakis gitgide kalabalık artıyor.
Ses duyabildiler mi?..
06-Ekim-99
00:23:01
Televizyondan izleyebiliyor musun?
Hayır… Televizyonda senin duyguların yok ki!
06-Ekim-99
00:24:38
Bodrum kat bulunamıyor, çok sürer.
06-Ekim-99
00:30:08
Ses var… Ben arayana kadar arama.
06-Ekim-99
00:31:53
HEPİMİZ AĞLIYORUZ ÇÜNKÜ YAŞAYANLAR VAR.
(“Hadi Nihal, yazsana” diyorum içimden… Biliyorum onun şu anki heyecanını… Sokaktan iki üç tane sarhoş, küfürlü konuşmalarıyla geçiyorlar… Köpekler havlıyor…
10 dakikadır mesaj bekliyorum… Hadiii!..)
Hah, yine geliyor:
06-Ekim-99
00:44:48
Ya-lan-mış!

Nasıl yalanmış?.. Ne diyorlar?..
06-Ekim-99
00:53:26
Kimisi var diyor kimisi yok. Sabah devam edilecek…
İnsanlar dağılıyor mu? Sen ne yapacaksın?
06-Ekim 99
01:11:02
Seni de boşuna umutlandırdım, kusuruma bakma.
Kusuru mu var bu işin?.. Beraberdik ya!
Kesinleşen bir şey var mı peki?…
06-Ekim-99
01:16:08
Hayır, sabah devam edilecek, ekipler dağıldı. Başım sancıyor, en kesin olan bu!
İnşaallah bir sonuç alınır… Çadıra mı gidiyorsun?
06-Ekim-99
01:22:14
Evet… Bizimki öyle bildiğin çadırlardan değil, dubleks!..
Sen üst katta mı yatıyorsun?.. Şöminesi, jakuzisi de var mı?.. İyi ki görmedik yani!..

Dün gecenin hakikaten olağanüstü bir kurtarma operasyonuydu…
İzmit’te, Mehmedali Paşa mahallesinde.
Umut… Aç ve açık insanların gıdası!..
750 ölü vermiş, bir o kadarını da “kayıp” etmiş bir mahalle…
Bahsi geçen yıkıntı; 150 ölü çıkartılmış üç blokluk bir site… Deprem olduğunda o binanın çevresi hemen kapatılmış, çünkü ordan kalaşnikoflar ve eroinler çıkmış…
Millet çadırlarına dağılırken söylentiler de yayılıyor; kendi ölülerini çıkarttırmak için bazılarının uydurduğu bir yalandı, gibi…
Bakalım bugün neler olacak… Devamını, tahmin ediyorum ki bazı televizyonlar da verecektir.
O yıkıntıda canlı varsa inşallah çıkartılır bugün; Mevla’m rızıklarını kesmemiş ise…

Stop
Muammer Erkul
07 Ekim 1999 Perşembe

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir