Seyir Defteri – 9 Mayıs 2011 (Mehmet Oruç abimizin cenaze ve defin fotoğrafları)
54 mins read

Seyir Defteri – 9 Mayıs 2011 (Mehmet Oruç abimizin cenaze ve defin fotoğrafları)

  * Türkiye Gazetesi yazarlarından Mehmet Oruç’un vefat ve cenaze haberi..   
  * Cenazenin taşınması ve kabre defnedilirken çekilmiş fotoğraflar…                
  * Hakkında yazılanlardan bazıları…                                                                 
  * Okuyucu ve sevenlerinden yorumlar…                                                         
  * Hakkında yapılmış İz Bırakanlar sayfası…                                                     
  * Boş kanape (yazı ve görüntüler)…                                                               
  * Mehmet Oruç’un VASİYETİ                                                                         


Keşke bu haberi yazmasaydık veya keşke "iyileşti" diye yazabilseydik.
Fakat elbet bunlar kendimiz için istediklerimiz; o aramızda olsa da biraz daha istifade edebilsek, anlamında.
Öte taraftan bakıyorsunuz ki, bu gün sorsalar acaba Mehmet abi geri gelmek ister mi?
İnşallah nimetlerin en büyüğüne kavuştu da aynısını ardından gelenler için de diliyordur…

{*}{*}{*}

Yanlış yamalak bir çok şeyler yazabilirim bugün, ne olur kusura bakmayın. Çünkü, içim dolaştı!…
Mehmet Oruç, benim Türkiye Gazetesi’nde ilk çalışmaya başladığım zamandan beri (hep, işte oralarda bir yerlerde duran) yakıt istasyonumdu, tamircimdi…
Çok uzun şeyler yazmak mümkün ama acaba gücüm ne kadarına yetecek!

{*}{*}{*}

Haberi öğrenir öğrenmez, twitter’dan şu satırları geçtim, sitemizin anasayfasında yayınlandı:

"Bu haberi benden duymanızı istemezdim. Yaklaşık yirmi dakika önce Mehmet Oruç abi vefat etti. (İnnalillah ve inna ileyhi raciun)"
"25 yıldır tanıdığım Mehmet Oruç abiyi iyi bilirdim, iyi bilirdim, iyi bilirdim. Ve bütün davasına kefilim…"
"Dün saat 16.30’da birlikteydik. İnşallah Cennette de hep birlikte oluruz…"
"Bu güne ANNELER GÜNÜ diyorlar ya; toprağın da iki türlü sıkması varmış ölüyü. Biri ezip öldürür gibi, ama diğeri ANA GİBİ SEVGİ VE ŞEFKATLE."

İnşallah, müjdelere kavuştun Mehmet abi, nimetler artık sana helal olsun…

{*}{*}{*}

İnsanı büyük denizin ardına götürecek bir gemi vardır fakat bu gemi senin ayağına gelemez, çok sığ sulara yaklaşamaz… İsteyen kimseleri işte bu gemiye taşıyacak vasıtalar vardır. Bunlardan bazısı tahta iskelelere yanaşabilir, bazıyı kuma oturabilir, bazısı çamurlara kadar girebilir. Hepsinin farklı meziyetleri vardır ama hepsinin hedefi bellidir: O gemiye yolcu taşımak!..
İşte Mehmet Oruç abi, şahit olduğum bütün hayatında; işte bu vasıtalardan biri olarak yaşadı ve ve yine bu yolda öldü…
Bütün güzel dualar ona olsun.

{*}{*}{*}

Dün (7 Mayıs 2011 Cumartesi) kapıda ilk defa karşılaşıp içeri birlikte girdiğimiz (Mehmet abi bizi tanıştırdığı halde) şu an ismini hatırlamadığım hukukçu abi "Gazeteye yazıları yazabiliyor musunuz" dedi. Mehmet abi de;
"Yetiştiremediğim zaman yedek koyuyorlar" dedi.
Oturma odasına girdik. Yükseltilmiş yastığa sağ yanını koymuştu. Yorulmuş da dinleniyor gibiydi…
Karşısındaki sandalyeye oturdum.
İyi ki bu Çağlar’ın seminerleri oluyor da hazır burdayken uğruyorum, dedim.
Anladım zaten kıyafetinden, dedi…

{*}{*}{*}

Bir saat önce holding binasının en üst katında, bitmiş olan seminerin ardından, konferans salonunun önünde grup konuşmaları esnasında, Fatih’i görmüştüm karşımda. Biraz konuşalım, dedi. Az sonra da "babama uğrasan iyi olur abi, görmüş olursun, dedi. Kendisi bilmiyor ama değerler fırladı gene, durumu kritik. Bu akşam hastaneye götüreceğiz" dedi…
Bir saat ya geçti ya geçmedi, dört buçuk sularında yanındaydım, İhlas Yuva’da…
Konuşmalar arasında, bir önceki gelişimdeki güzel hadiseyi hatırlatarak;
"Kalkacak da güreşeceğiz, de mi abi" dedim…

{*}{*}{*}

Birer tabak geldi biz otururken; elma, portakal, muz ve bıçak.
Ben tam müsade istiyordum: "Çocuklar aşağıda arabada, misafir de var, fazla bekletmeyeyim onları" diyordum…
"O zaman yanına al bari" dedi.
Mehmet abi öyle deyince ben muzu aldım, paylaşmak niyetiyle. Ve arabada beşe bölüp, hepimiz o muzdan yedik…
O sırada kameraman Halid Abay ile konuşmuştuk, sitede. Ben arabada, o markette, telefonla konuşmuştuk…
İşte, (bugün) yarın oldu…
Halid aradı, lafı düne getirdi: "Mehmet Oruç abiyi ziyaret etmiştiniz dün, değil mi" dedi…
"Evet", deyince;
"Çok hayırlı bir iş yaptınız" dedi…
"Ne oldu?" Diye sordum.
"Vefat etti" dedi…

{*}{*}{*}

Hani güreş tutacaktık be Mehmet abi!..
…..
Ve sen! Bu gün ölüm meleğine teslim olan…
Ama pehlivanların büyüğünü, kendi nefsini inşallah yenmiş, yere vurmuş olan adam;
o büyük kapının ardı sana mübarek olsun…
…..
Ve ey ardında bıraktıkları;
Acınız acımızdır!..
Fakat, size şeref olarak sadece, yine sizin için söylenen;
"Mehmet Oruç’un ardında kalanlar" ifadesi bile, şeref olarak yetmez mi?

{*}{*}{*}

Allahü teala rahmet eylesin…
Mekanı Cennet olsun…
Şu an nerede ne zaman defnedileceğini bilmiyorum ama her kim ne okuyacak gönderecekse, gecikmeden göndersin…

———————
20 Mart 2011 günü çektiğimiz görüntüler:

—————————————————————
{*}{*}{*}


09 Mayıs 2011 Pazartesi tarihinde Türkiye Gazetesi’nde yayınlanan vefat haberi:          


Yazarımız Mehmet Oruç Hakkın rahmetine kavuştu

Çeyrek asırdır gazetemizde çeşitli kademelerde hizmet eden Mehmet Oruç 58 yaşında ebediyete irtihal etti.

Yazarımız Mehmet Oruç Hakkın rahmetine kavuştu

> Geçen hafta helalleşmek için son defa gazetemize gelen Mehmet Oruç, 8 aydır lösemi tedavisi görüyordu.

İnan Arvas

Gazetemizde uzun yıllardan beri “Gönül Bahçesi” ve “Hikmetler” isimli köşeler ile insanları aydınlatan yazarımız Mehmet Oruç, dün Hakk’ın rahmetine kavuştu. Uzun süredir kanser tedavisi gören 58 yaşındaki yazarımız evli ve iki çocuk babasıydı. Merhum Mehmet Oruç Ağabeyimiz, bugün Eyüp Sultan Camii’nde öğleyin kılınacak cenaze namazının ardından Eyüp Sultan Kabristanına defnedilecek. Arkadaşımıza Allah’tan rahmet, kederli ailesine sabr-ı cemil niyaz ediyoruz.

http://www.turkiyegazetesi.com/haberdetay.aspx?haberid=489930

—————————————————————
{*}{*}{*}

Salı günkü Türkiye Gazetesi’nde yayınlanacak olan yazı.                                        

Mehmet Oruç dualar ve gözyaşlarıyla defnedildi

09 Mayıs 2011 Pazartesi – 16:20
Önceki gün mücadele ettiği kanser hastalığından vefat eden gazetemiz yazarlarından Mehmet Oruç (58) dualar ve gözyaşları içerisinde uğurlandı. Eyüp Sultan Camii’nde dün öğlen namazını müteakip Sedat Özdal Hocanın kıldırdığı cenaze namazına başta ailesi olmak üzere Türkiye Gazetesi’nden mesai arkadaşları, İhlas Holding çalışanları ile dostları ve sevenleri katıldı.

Mehmet Oruç dualar ve gözyaşlarıyla defnedildi
 
Mehmet Oruç dualar ve gözyaşlarıyla defnedildi
 
Mehmet Oruç dualar ve gözyaşlarıyla defnedildi

İSTANBUL – CHA – Önceki gün mücadele ettiği kanser hastalığından vefat eden gazetemiz yazarlarından Mehmet Oruç (58) dualar ve gözyaşları içerisinde uğurlandı. Eyüp Sultan Camii’nde dün öğlen namazını müteakip Sedat Özdal Hocanın kıldırdığı cenaze namazına başta ailesi olmak üzere Türkiye Gazetesi’nden mesai arkadaşları, İhlas Holding çalışanları ile dostları ve sevenleri katıldı. Eyüp Camii’nin avlusundan taşan cemaatin omuzları arasında son yolculuğuna uğurlanan Mehmet Oruç Eyüp Sultan Kabristanına gözyaşları ve dualar ile defnedildi.

Son nefesine kadar yazdı… Mehmet Oruç 1953 yılında, Bolu’nun Göynük ilçesinde doğdu. Hafız İsmail Efendi, Hafız İbrahim Efendi gibi hocalardan eski usulde tahsil gördü. Liseyi bitirdikten sonra, eğitimi, öğretmenliği çok sevdiği için, Selçuk Üniversitesi Eğitim Fakültesini bitirdi. Manisa, Konya, İstanbul’da görev yaptıktan sonra 1987 yılında 12 yıllık resmi görevinden istifa ederek, ilkokuldan beri meraklı olduğu gazetecilik mesleğine geçti. Uzun yıllar gazetemizde, "Günün Sohbeti" ismi ile günlük yazı yazdı. Daha sonra vefatına kadar, "Gönül Bahçesi" ve "Hikmetler" köşesinde, günlük, aktüel konuları; dini, tarihi, sosyal yönden ele alarak yorumladı. Yine gazetemizin okuyucularına hediye olarak verdiği 8 cildlik "Anadolu Evliyaları"nı hazırlayan tertip heyetinde bulundu. Ayrıca birçok da kitabı yayınlandı. Mehmet Oruç ağabey mücadele ettiği ağır hastalığına rağmen son anlarına kadar gazetemizdeki yazılarına aksatmadan devam ediyordu.

‘Dert Babası’ olmuştu
Gençlere çok değer veren yazarımız, onların karşılaştıkları, dini ve sosyal problemlerin çozümünde, hayata hazırlanmalarında onlara rehberlik yapmayı kendine vazife addetmiştir. Onlara; İslamı ve İslamın bozulmadan, ilk zamanki saflığı ile bizlere ulaşmasına vesile olan İslam büyüklerini tanıtmayı, sevdirmeyi şerefli bir görev bilmiştir. Yıllardan beri, gençlere, ailelerinin bile göstemeyeceği samimi, sıcak ilgiyi göstermiş, dertleri ile dertlenmiş ve bu uğurda hiçbir fedakârlıktan kaçınmamıştır. Bu yüzden, gençlerin her türlü meselelerini çekinmeden açabildikleri "Dert Babası’" olmuştu. Biz de kendisine Allah’tan rahmet, kederli ailesine sabr-ı cemil niyaz ediyoruz.

http://www.turkiyegazetesi.com/news/776870/mehmet_oruc_dualarla_defnedildi.aspx

 

——————————————————————————————————————–

{*}{*}{*}

Cenazenin ardından…

Bunca imrenilecek kalabalığa rağmen biliyoruz ki cenaze namazına gelemeyenler oldu, kabristana çıkamayanlar oldu…
Bunun için; orada çektiğim fotoğrafları da ekleyeyim dedim siteye.
Hem bir arşiv oluşur hem de belki çok kimseye ibret olur. Ayrıca, orada hazır bulunanlara ve bu görüntülere siteden bakanlara dua edenler olur da, arada bizler de nasipleniriz, diye…


Cenaze hazır, birazdan namazı kılınacak.


Cenaze namazına hazırlık yapılırken.  Yüzü gözüken Mehmet abinin oğlu Fatih Oruç…

{*}{*}{*}


Namazı kılındı Mehmet abinin, teneşirden alınıp, cami avlusuna doğru giriyor…
 

Eyüp Sultan Camii dış avlusunda…


İç avluya girilen kapı…


.

.

.

Kapının hemen solunda büyük pencere ve ardında büyük Sultan’ın kabri şerîfi…


Eyüp Sultan hazretlerinin kabri hizasında durduruluyor ve bir müddet dua ediliyor…
 

Tabutu, Eyüp Sultan hazretlerinin kabri başında dinlendirilip, dualar edilirken gözüm duvardaki yazıya takıldı. Orada diyordu ki:
" İstanbul’un manevi fatihi Akşemseddin Hazretleri’dir…
Fetih sırasında çok önemli bir hadise meydana geldi. Şöyle ki:
Medine’ye hicret eden sevgili Peygamberimizin, evlerinde misafir kaldıkları Ebu Eyyüb el Ensari hazretlerinin, burada bulunan kabrini 784 sene sonra keşfeden de Akşemseddin hazretleri idi.
Kendisi de 1459 yılında vefat etmiştir. Kabri vefatından bir süre önce gittiği Göynük’dedir…"
…..
Mehmet Oruç abi de Göynük’lüdür.
O da Göynük’den gelmiş ve Eyüp kabristanına defn olmak üzere şu an bu camidedir…

{*}{*}{*}


Yaklaşık bir saat sonra. Necip Fazıl’ın da hocası olan Seyyid Abdülhakim Arvasi hazretlerinin uzun yıllar ders verdiği Kaşgarî Dergahı’nın hemen yanında bulunan mübarek kabre uğrayanlar; bu kabristanın tepenin arka yüzünde kalan bölümünde toplanmaya başladılar.


Bu sırada kabrin son hazırlık işleri yapılıyordu.


İnsanlar bir yolcu bekliyordu uğurlamak üzere…


Ve o göründü uzaktan…
Derdi, artık dünyada kalanlara bırakıp, huzur içinde geliyordu dava arkadaşlarının elleri omuzları üzerinde…

 
Gözyaşı döken varsa; sanki bir yakınını hacca gönderir gibi duygular içindeydi eminim, yani buluşmak üzere ve imrenerek…


.

Herkese nasıp olmaz ki böyle taşınmak…


.

Kabrinin hemen yanında…



{*}{*}{*}


Her taşın başına oturmuş Müslümanlar, hüzünlü bir huzur içinde…


Bu sırada o ana kadar okunan ve gönderilen… Ve o sırada hala, hiç durmadan telefonlarla haber verilen hatmi şerifler, yasini şerifler, fatihalar, ihlaslar yüzlerce binlerce ve milyonu bulan salevatı şerifeler kağıt kalemlerle, hesap makineleriyle toplanıyor uzun uzun toplanıyor… İlahiyat profesörü Ramazan Ayvallı başta olmak üzere dört beş kişi bu işle uğraşıyor… 
 

Veda için bekleyiş…


Kabir başındaki çaba…


Kürek ardında durup mevtaya hizmet için bekleyen güzel insanlar. Hocalarına, ağabeylerine, sevdiklerine son emekler…


.

.

.

Çiçekler arasında bir kabir ve inşallah kavuştuğun yer Cennet bahçesi…


.

Dua ve okunanların hediye edilmesi…
(Bu arada, cenaze namazının kılınmasına yakın, eski muhabirlerimizden Enver Durmuş’un da hastanede vefat ettiğini işitmiştim. Ramazan Ayvallı abiye söyledim, okunanlardan o da nasibini almış oldu.)


Çevredeki topraklar toplanıyor…


Baba kabri başında bir oğul!..


Dünya’dan ahirete geçiş, kabir…


Herşey burada biter veya herşey buradan sonra başlar…
Herşey işte bu an için, yani buraya girerken yani şu son halin için…
İşte bunu anlatmak, bunu öğretmek için geçirilmiş bir ömür ve işte bu hali yaşatıp, göstererek de (bakıp gören gözlere) dersler veriyor…


Bizler, ardında kaldık; öylece boynumuz bükük…
..sen ise nice çiçekler ve sular ve manzaralar ve kimbilir nice sevgililer arasına gittin ne nimetlere kavuştun.


Eyüp mezarlığının manzarası doyumsuzdur…
Çiçekerin açtığı mevsim, arkada Haliç…

Güle güle git ki Mehmet abi, bize de yol gösterirsin hoş geldin dersin inşallah bir zaman sonra…
Bütün haklarımız varsa helal olsun sana, Allah şahittir ki seni iyi bilirdik, iyi bilirdik, iyi bilirdik…



{*}{*}{*}

Türkiye Gazetesi’nde, Ünal Bolat’ın "Hayatım Roman" isimli köşesinde                                       
Mehmet Oruç abi için yazdığı 11 Mayıs 2011 Çarşamba tarihli yazısı…                                     

Hatıralar denizinde Mehmet Oruç

Ah be reis… Yine yaptın yapacağını… Her zaman tedbirliydin ama bu kadarına pes doğrusu… Herkesten önce ve sanki bir an önce… “Gönül Sultanları”nın sohbetine uçuverdin… El hükmü lillah yaptın… Bizden önce gidenlerle âlem-i ervahtasın.
Şimdi ardından bir de hasret mi çekecektik bu kesret dünyasında? Andıkça burnumuzun direği sızlayanlara seni de mi ekleyecektik…
Vay be… Yalnızca bedenlerimizin değil gönüllerimizin de şekillendirildiği “Bizim Sayfa” esas şimdi garipleşti be abi…
Senden söz açıldığında hatıralar sanki kapağı açılmış baraj olup coşuveriyor üzerime…
Boğuluyorum seninle, sensizliğin denizinde… Hangisinden söz etsem bilemiyorum…
Öğrencilik yıllarında harçlığını çıkarmak için çalıştığın benzin istasyonunda, eline bilgi vermeden pompa verdikleri için siftahında son model benzinli bir arabaya full mazot doldurup adamın çaresizlik içinde “vah vah”larını anlatırken yerlere yattıklarımızı mı…
94 krizinde Kuzuluk’un temel atma törenine kulakları çınlasın Tahir Albayrak abinin minibüsüyle giderken, “Allah’ım sen yardım et… Allah’ım” diye müessesemiz için yaptığın duaları mı?…
Telefonda “Beşiktaşlı Ali’ye dinî kitap göndermek istiyorum. Benim adıma gönderir misiniz?” diyen okuyucuya:
-Elbette. Adresini alayım, deyince, okuyucunun:
-Beşiktaşlı Ali diyorum size. Beşiktaşlı Ali diye tekrarlamasını…
Bu ısrar üzerine, gayet samimi ve ciddi:
-Beşiktaş’ta binlerce Ali var. Adresi olmadan nasıl ulaştırabiliriz ki, cevabınızdan futboldan da toptan da anlamadığını mı?..
Tiraj rekoru kırdığımız yıllarda, her ayın ilk beş günüyle, son beş gününde mesai çıkışlarında Zeytinburnu, Bakırköy, Avcılar’da yaptığımız abone çalışmalarında bir gün yüzlerce abone listesini eline alan yeni bir dağıtıcının:
“Abi ben bu kadar aboneyi yarın nasıl dağıtırım?” diye ağlayama başlamasını; büro müdürü arkadaşın da “Üzülme ben de yardım ederim” diye onu teselli edişini gülümseyerek seyrederken, “Elhamdülillah bugün de bereketli oldu” sevincimizi mi?
Hayatım Roman’a… Aaah aaah… “Nurullah Yıldız” mahlasıyla; anlatırken bir keyif, yazarken başka bir keyif aldığımız o birbirinden nefis hatıralar getirmelerini mi?
Geçenlerde iki öğrenci birbirine “Duydun mu hocamız vefat etmiş” diye senden bahsediyordu. Bizim de dinî müşküllerimizi sorduğumuzu bilmiyorlardı.
Sustuğumuz yeter artık… Hani sen “İlmihali okuyan âlim olur, yaşayan evliyâ” düsturunu naklederdin ya… Bak hiç kusura bakma söyleyeceğim… Sen ilmihali okumak değil, bilenlerdendin… Âlim olduğunu herkes biliyordu reis… Ama ötekini… Tamam sustum… Allah mekanını Cennet eylesin…

Ünal Bolat

http://www.turkiyegazetesi.com/makaledetay.aspx?id=490146

{*}{*}{*}

___________________________________________________________________

Murat Başaran’ın Türkiye Gazetesi’ndeki "Dünya Hali" isimli köşesinde   
12 Mayıs 2011 Perşembe tarihli yayınlanan yazısı…                               

“Çat kapı”

80’li yılların başıydı…
Fatih’te bir akşamüstü… Rahmetli eniştem Şinasi Teşneli ve Haluk Baklan ağabeyle yürüyoruz…
Haliç’in “Haliç” koktuğu zamanlar… Siz soba bacalarından çıkan dumanı da hesaba katın…
Daracık sokaklarında Fatih havası soluyoruz…
Çarşamba’dan Darüşşafaka’ya doğru yol alırken bir apartmanın önünde durduk…
Hangisi söyledi hatırlamıyorum: “Hadi Mehmet Abiye uğrayalım…”
“Çat kapı” bastık zile…
Giriş kattı… Mehmet Oruç Ağabey güler yüzle karşıladı ve buyur etti…
Yarım saat geçmemişti ki, yer sofrasının etrafında tarhana çorbasına kaşık sallıyorduk…
***
Yaşadığımız bu misafirlik, yediğimiz yemek, ev sahibinin memnuniyeti, sohbetin tadı benim için kaybettiğimiz samimiyeti hatırlatan bir simge oldu…
Telefon yoktu o zamanlar… Misafirliklerin önemli bir kısmı haber vermeden gerçekleşiyordu.
Gönlünü ikram ediyordu ev sahibi; aman hazırlanalım, ayıp olmasın tripleri yaşanmıyordu.
***
O kadar çok şey kaybettik ki…
Yavuzselim Yokuşunun bir ucundan diğer ucuna 15- 20 selam vermeden ve 3-5 ayak üstü hasbihal etmeden gidemezdik.
Refah seviyemiz arttı ve fakat yabanileştik… Selam verirken de alırken de tereddüt içindeyiz. “Acaba bizden bir şey mi isteyecek?” veya “Acaba yanlış anlar mı?” endişesi…
Dostluklara tutunur ve yaslanırdık; zengindik…
Şimdi kenara koyuyoruz, istifliyoruz varsa eğer… Ve olduğu kadarıyla dünyalığımıza güveniyoruz. Ama hanlar hamamlar yetmiyor; ruhumuz fakir…
***
O kadar çok şey kaybettik ki…
Sımsıcak yüreği ve güler yüzüyle tarhana çorbasını bizimle paylaşan Mehmet Oruç ağabey de gitti.
Hafızamızın fazilete dair kısmının değerli bir motifiydi…
Sürekli eksilirken tek tesellimiz, günün birinde öbür tarafta buluşacağımıza olan inancımız ve ümidimizdir…

Murat Başaran

http://www.turkiyegazetesi.com/makaledetay.aspx?id=490245

{*}{*}{*}

____________________________________________________________________

Muammer Erkul’un Türkiye Gazetesi’ndeki "Stop" isimli köşesinde    
13 Mayıs 2011 Cuma tarihinde yayınlanan yazısı…                           

Mehmet Oruç’un son iftarı

Cetvel nedir bilmeyen var mı? Elbette yoktur… O zaman Mehmet abiyi anlatmak zor olmayacak!
Onun hayatı her çeşit problemimize cevaplar vermekle geçti. Hiçbir soru karşısında asla kıvırmaz, menfaat gözetmez ve doğru olan neyse onu küt diye yüzümüze söylerdi…
Alışmak biraz zordu, ama ondan vazgeçmek (en azından benim için) imkânsızdı!

{*}{*}{*}

O beni, memleketin bir araya gelmiş her çeşit ressamı-karikatüristi arasında görmüştü ilk defa, ben de onu dinî yazılar hazırlayan ekipte. Aslında “Bizim Sayfa”nın yüz yüze kapanan karşılıklı sayfalarındaydık onunla… Fakat Mehmet abi bir hanımlara hiç yaklaşmaz, bir de piyasanın o bilinen yazar/çizer takımından uzak dururdu. Bu yüzden, yıllarca birbirimize karşı hep temkinli olduk! Fakat hiçbir zaman kopmadık, ayrılmadık…

{*}{*}{*}

Kuzuluk Kaplıca Evleri’nin temelleri atılırken, elindeki planları açıp: “Nerden istiyorsun” dedi… “Seninki hangisiyse oradan istiyorum, dedim… Çünkü sen, zaten iyice araştırıp en güzel yeri almışsındır. Ve ben de seninle aynı yeri seçersem, Kuzuluk tatilimizde bir arada bulunma ihtimalimiz olmaz” dedim!

{*}{*}{*}

Nice tatlı hatıralarla dolu bunca yıl nasıl geçmiş?..
Fatih beni bulup: “Bugün babamı gör” dedi. Bir saat sonra evindeydim. Sağ yanı üstü yastığa dayanmıştı. Konuşma esnasında “Kanın ne senin” diye sordu. “A pozitif” dedim. “Aynıymış” dedi… Mehmet abi, seninle kanımız da aynıymış, ne güzel… (Devamını muammererkul.com’da anlattım, görüntülerini de koydum.)
Tam bir gün sonra, vefat haberi geldi.
Özet olarak: Aslında, Mehmet Oruç için iftar vaktiydi ölüm!..
Artık sana nimetler afiyet olsun Mehmet abi. Mekânın Cennet olsun…

Muammer Erkul

http://www.turkiyegazetesi.com/makaledetay.aspx?id=490331


{*}{*}{*}

___________________________________________________________________

Muammer Erkul’un Türkiye Gazetesi’ndeki "Stop" isimli köşesinde    
15 Mayıs 2011 Pazar tarihinde yayınlanan yazısı…                           

Cetvel, kırıldı…

Cetvel nedir, diye sormuştum ya bir önceki yazımda…
Elbette cetvelin ne olduğunu bilmeyen yoktur. Fakat ne kadar lazım olduğunu; ancak arayıp bulamadığında fark edebilirsin, onu kaybettiğinde!..
Mimarların, inşaat ustalarının, marangozların, terzilerin eli altında hadi olmasın bakalım ölçü aletleri veya bakkalların, manavların hadi olmasın bakalım tartıları, işler ne çok karışır…

{*}{*}{*}

Ölçülü yaşamış ve hatta bir anlamda kendileri ölçü olmuş kimselerin yanında bulunmak da bazılarını rahatsız eder. Çünkü boyları, çapları, hacimleri hemen ortaya çıkıverir!
Aslında kendi başlarına şahsî bir iddiaları olmayan bu cetvel gibi adamlar; bu doğal, sıradan halleriyle sıra dışı tesirler meydana getirebilirler. Fakat herkes bundan hoşlanmaz. Herkes bunu hazmedemez. Ve bu ölçülme duygusu, rahatsız olanlardan bazılarını ölçülerden uzakta tutar…
Aslında bu durum ölçünün hatası değil, ölçülenin kusurudur! Fakat yaşayan kimseler bunu kolay kolay itiraf edemez!

{*}{*}{*}

Boyunun ölçüsü alınmaktan, tam da ölçülmeye alıştığını sandığı sırada; cetvelini, mezurasını, tartısını, ölçeğini kaybetmiş kişilerin haline benzer bir duruma düşmek… Manzaramız budur!
Meğer gıdasının içinde yaratılan civcivler gibi şanslıymışız da, ah keşke bir de haberimiz olsaymış!..
Cevabı önceden yazılmış sorular gibi dolaşıyormuşuz meğer yanında!..
Şimdi ahh, bir de desen ki ansızın rüyama girip:
“Varacağın adrese geldim senden bir adım önce… Varacağınız adrese geldim, sizden bir adım önce!..

http://www.turkiyegazetesi.com/makaledetay.aspx?ID=490556

{*}{*}{*}

____________________________________________________________________

İrfan Özfatura’nın Türkiye Gazetesi’ndeki "İz Bırakanlar" isimli köşesinde    
15 Mayıs 2011 Pazar tarihinde yayınlanan yazısı…                                     

‘Oruç’lu gibi yaşa, ölümün iftar olsun

15 Mayıs 2011 Pazar



“Bizim sayfa” o güne kadar denenmiş bir şey değildi. Benzeri yoktu, taklitleri de tutmadı. Okuyucu ile bir aile olmuştuk adeta… Telefonda ağlayan olur, teselli vereceksin. Bağıran olur, teskin edeceksin. İşimiz bu. İnsanla… Ne halin varsa gör diyemezsin ki onlara…

 

AİLE OLMUŞTUK
“Bizim sayfa” o güne kadar denenmiş bir şey değildi.
Benzeri yoktu, taklitleri de tutmadı. Okuyucu ile bir aile olmuştuk adeta…

OKUYUCULARLA
Telefonda ağlayan olur, teselli vereceksin. Bağıran olur, teskin edeceksin. İşimiz bu. İnsanla… Ne halin varsa gör diyemezsin ki onlara…

ÜÇÜ BİR ARADA
Mehmet Darende… Mehmet Polat Gültekin ve Mehmet Oruç… Üç Mehmet de sağlıkçıydı aslında. Darende ağabey ömrünü kitap dağıtmaya adamıştı, ilk o ayrıldı aramızdan… 33 yaşında… Mehmet Polat ağabey yıllarca fakir fukara çocuklarını sünnet ettikten sonra vaktini talebelere ayırmış, Yurt Müdürlükleri yapmıştı… O da geçenlerde vefat etti. 63 yaşında… Mehmet Oruç’u en az sizler de benim kadar tanırsınız. Sağolsun kırmamış, “bas teybin düğmesine” deyip hatıralarını paylaşmıştı bir ara. İster misiniz, bırakalım kendini anlatsın.

Gazetenin ilk yılları… Doğrudan okuyucuya dönük bir sayfa istendi. Önce işi Rahim Abi omuzladı, sonra Ahmet Gülmen ve Sabahaddin Çalış devraldılar. O sıralar devlet dairesinde çalışıyorum, akşamları gelip fahri olarak katılıyorum çalışmaya.
İki sayfa var, yan yana. Sağ tarafta Mehmet Ali Demirbaş “Ali Güler” mahlasıyla sohbet köşesi hazırlıyor. Gerisi okuyucudan gelen hikâyeler, şiirler, kıssalar…
Yazarlık, muharrirlik okuyucuya ait. Biz sadece dinen ve hukuken mahzurlu yanları var mı diye bakıyoruz, o kadar.
Sol taraf ise kadın ve çocuklara ayrılmış. Fıkralar, karikatürler ve Vehip Sinan’ın çizgi romanları. Bakalım Tamer ile Topuz hangi maceralara yelken açacak?
Vehip Bey rahmetli sevimli pratik bir insandı. Fıkrayı veririz, iki şık şık, al sana… Eli çabuktur, uyumludur, kibardır, hayatta problem olmaz.

AVUÇ İÇİ KADAR
Bu iki sayfa Cağaloğlu’nun ara sokaklarında yorgun bir binada, 4-5 metrekarelik bir odada çıkıyor. Ben gece nöbete kaldığım için oturabiliyorum ama gündüzcülere masa yok, sandalye yok, telefon yok… Yok yok yok… Diğer sayfaları yazı işleri hazırlıyor, Bizim Sayfayı muhteva olarak da, teknik olarak da bizden soruyorlar. O zaman böyle bilgisayarlar nerede? Değişiklik oldu mu felaket yoruyor. Neyse… Yapa yapa piştik geldik kıvama.
Enver Abi servisimizin elemanı gibi, gelir gider, oturup sayfa çizer hatta… Mizanpaja çok ehemmiyet verir, baktın mı ferah olacak! O zaman mail yok. Mektuplar tek tek açılacak, daktilo edilecek, cevap yazılacak. Baş etmenin imkânı mı var? Gönüllü arkadaşlarımız uğrar, en azından daktiloya çekilecekleri alır bizi yükten kurtarırlar. Hukuk talebesi Erdoğan Dinçbaş onlardan biriydi mesela…

İSVİÇRE NERE
Okuyucu ile iç içe olmak iyidir hoştur da bazen yorar. Bu gün mektubu postaya verir, yarın “yazım niye çıkmadı” diye sorar. Telefon işleri daha da artırdı. İstişare merkezi gibi olduk bir anda. Bize güveniyor, mahrem meselelerini bile açıyorlar.
Hiç unutmam İsviçre’den bir hanım aradı. Anladığım kadarıyla elinde İlmihal var ama detaya dalıyor. Sordum “kelimelerin üzerinde niye duruyorsunuz bu kadar?”
-Beyim yeni Müslüman oldu da… Okuduklarımı İngilizce’ye çevirip aktarıyorum ona.
-İyi de bizim İngilizce yayınlarımız var, yollayalım enişte bey kendi okusun. Sonra çocuk yayınlarımız var, kasetlerimiz var.
-Aaaa ne iyi… Bunları ne zaman temin edebilirsiniz?
-Problem değil hemen bulabilirim.
-Tamam öyleyse ilk uçakla geliyorum.
-Zahmet etmeyin posta ile yollayabilirim.
-Yok ben gelip elimle alayım. İçim içime sığmıyor.
Pat diye geldi, şaşırdık. Sordu “Ücret?”
“Ücrete gerek yok” dedim, “hediyemiz olsun!” O da tuttu hatırı sayılır bir para bıraktı, “hizmetlerde kullanın o zaman!”

HİNDİSTAN NERE?
4-5 ay ya geçti ya geçmedi. Baktım aynı kadın telefonda.
– Alo Mehmet Bey. Şu an beyimle birlikte Serhend-i şerifteyiz, Hindistan’da. İmam-ı Rabbani Hazretlerini nasıl ziyaret edebiliriz acaba? Soruyoruz soruşturuyoruz tanıyan yok buralarda…
– Yarım saat sonra arayabilir misiniz?
Aradı… Bizzat İmam-ı Rabbani Hazretlerinin torunu Şeyh Nizameddin Efendi’nin telefonunu verdim. Mübarek “olduğunuz yerde bekleyin” demiş, “ben gelip sizi bulacağım.” Almış, tekkeye götürmüş üç gün misafir etmiş, yedirmiş, içirmiş, yatırmış, emanetleri göstermiş, çilehaneyi açmış. Nasıl memnun olmuşlar anlatamam.

GAZETENİN DE ÖTESİNDE
Adım gibi eminim, bir kardeşimizin İsviçre’de işi çıksa onlar da öyle davranacaklar. İşte böyle böyle aile oluyorsunuz, halka genişliyor.. Hoş bizimki gazete sayılmaz, klasik okur yazar münasebetinin ötesinde bir dostluğumuz var. Kastamonu’dan bir öğretmen geldi. Pırıl pırıl bir genç, yüzünden nur akıyor. “Abi ben Güneydoğuluyum ya..”
– Olsun ne var bunda?
– Bekar kaldık, kız vermiyorlar.
Olacak bu ya bir hafta evvel bir kızcağızdan mektup almışım. “Abi babam beni uygunsuz biriyle evlendirmek istiyor, din gayreti olan bir tanıdığınız yok mu acaba? Adresini verdim. Git gör, Niğde Aksaray’da…
Görüşmüşler, konuşmuşlar, birbirinden hoşlanmışlar. Nasipmiş oldu.
O genç şimdi bir lise müdürü… Çok da mutlular… Çocuklarını da alır, ziyaretime gelirler hâlâ…

İŞİMİZ İNSANLA
Yine İzmir’den bir genç kız mektup atmış. Bizim yayınları okuyunca namaza başlamış, kapanmış. Üzerinde korkunç bir aile baskısı… Felaket bunalmış… Biz ısrarla “anneni babanı üzme” diyoruz, “aman onları hoş tut, sakın kalplerini kırma.” Bir sabah işe geldim. “Bir hanımefendi sizi bekliyor.”
Baktım boynu bükük, köşede oturuyor.
– Buyurun?
– Mehmet Abi ben size mektup yazan filancayım. Annem babam evden attılar. Kapına geldim, artık sen bilirsin, düşmüşüm ocağına.
Evde telefon da yok ki haber versem, hani hanım hazırlansa… Aldım akşam götürdüm eve. Sağ olsun yengeniz bir güzel ağırladı. Birkaç gün de bir başka arkadaş misafir etti. Anasının babasının arayacağını sanıyorduk ama aldanmışız. Köprüler atılmış, kapı duvar… Yalnız yaşayan bir teyzemiz vardı, onun yanına yerleştirdik, derken talibi çıktı, evlendirdik. Şükürler olsun yuvasını kurdu, ele güne muhtaç olmadı.
Şimdi telefonda ağlayan olur, teselli vereceksin. Bağıran çağıran olur, teskin edeceksin. İşimiz bu. İnsanla… Ne halin varsa gör diyemezsin ki onlara.

EKOLDU OKULDU…
Bizim Sayfa bir okuldu adeta… Osman Ünlü, Ünal Bolat, Hasan Yavaş, Hanefi Söztutan, Ali Kara… Belki 50 gazeteci yetişti burada. Bir ara Hazreti Ali’nin (Radıyallahu anh) bir duasını yayınlamıştık. Şimdi Arapçasını bassak yerlere düşecek, maazallah ayaklar altına… Onun için “isteyene aslını yollayabiliriz” demişiz. Nereden bileceksin on binlerce mektup gelecek. Diğer servislerden de yardım istedik, gece gündüz çalışıyoruz, nefes almadan… Hepsine de ulaştırdık sonunda.
Mektupları ciddiye alırız, cevap yazarız mutlaka. Diyelim bir soru geldi. Hemen muteber kitaplara bakarız. Bulamazsak hoca efendilere sorarız. Aynı sorularla ikinci defa, üçüncü defa hatta yüzüncü defa karşılaşırsınız. Biliyorsunuzdur artık. Pat pat cevabını vermekle, kalmaz sıralarsınız kaynaklarını da. Hal böyle olunca itibarımız arttı. İki kişi münakaşa mı etti? Hemen bize açar, danışırlar, hakem tutarlar hatta.
Bir nevi müracaat yeri. Adımız çıktı mı hocaya.

MESAİ Mİ? O DA NE?
Mesai gibi mefhum tanımazdık, yaz tatili, hafta sonu bilmezdik. Cumartesi Pazar daha bereketli geçerdi hatta.
Bazen yazarları da uyarırdık. Mesela Rahmetli Ayhan Songar Regaip kandilini Efendimizin (Sallallahü aleyhi ve sellem) ana rahmine düştüğü gün gibi anlatınca “sayın Hocam” dedim, “7 aylık olmak tıbben kusur mudur?”
– Kusurdur.
– Normal bir insan için kusur sayılan süre, kusursuzların en kusursuzu için doğru olabilir mi? Sizin tarifinize göre doğum 7 ayda.
– Haklısın, bunu düzeltmemiz lazım.
Tevazu sahibi bir insandı, hatasını söyleyebilirdiniz, kırılmazdı. Rahmetli Ahmet Kabaklı Hoca da ara sıra sorar: “Mehmet. Okuyucular benim hakkımda ne diyorlar?”
Açıkça söylerdim. “Temellerin Duruşması (resmi ideolojiye uymayan bir kitaptı) kafalarına takılıyor. Bunun yarısının yarısını yazanlar bile mahkemelik oldu. Siz 17 baskı yaptınız, neden tahkikat açılmıyor?”
“Açılmaz” derdi. “Ben söze devlete cumhuriyete söverek başlamıyorum biiir. Kitabın reklamı olsun istemezler ikiii.”

NE DEMEK, DERHAL!
Bir gece… Saat onbir suları filan. Adamın biri girdi, döner bıçağını çıkarıp koydu masaya. “Kaç defa yazı yolladım niye neşretmiyorsunuz? Bak kızdırmayın beni, elimi bulatmayın kana!” Baktım amca problemli, alttan aldım. Buyrun oturun dedim, çayımız taze size de verelim. Üst katta Ünal Bolat var, zeki bir arkadaş, rolünü iyi oynar.
Hemen açtım telefonu.”Gel bakiym buraya!” Geldi. “Sen niye beyefendinin yazısını girmiyorsun? Çabuk özür dile, işten atarım yoksa.” İçinde bulunduğumuz durumu fark etmiş olmalı. Ellerini ovuşturmaya başladı “Özür dilerim efendim. Kabahat bende, bi daha olmayacak!”
Adamcağız değişti, “benim için çocuğu işten atma” dedi, “gençtir, kusuruna bakma.” Sayfamızın adı 28 Şubat’tan sonra “İnsan ve Toplum” olarak değişti. Aradan yıllar geçti, telefonu açan “Bizim Sayfa mı” diye sorar hâlâ.

SUS DEDİK YA SANA!
Ali Güler hayranı biri geldi… Nasıl seviyor, toz kondurmuyor. Büyük bir saygı ile sordu “Hocaefendi neredeler acaba?”
Şimdi nasıl diyeceksin ki öyle biri yok, takma ad, mahlas… “Şu anda na mevcud” dedim, “bir notunuz varsa alayım.”
– Neyse… Hocaefendiye bir sualim olacaktı. Size sorayım o zaman.
Sordu. Başladım anlatmaya. O arada Mehmet Ali Demirbaş (Ali Güler müstear ismiyle yazan ağabeyimiz) gelmesin mi? Kenarından köşesinden söze karışacak gibi oldu. Ona bir çıkıştı.
– Sus kardeşim, sen ne karışıyorsun?
Mehmet Ali Abi bir kere daha sohbete katılmaya niyetlendi. Ziyaretçimiz “sana sus dedik” diye gürledi “şuna bak ya, laftan da anlamıyor ya!” Kimi azarladığını bilse… Çok utanacaktı ihtimal…

İSTANBUL EFENDİSİ
Olur mu demeyin oldu… El kadar odada Şahap Ayhan’ın dosyasını kaybetmişim. Ara tara yok, içinde bir haftalık yazı ve çizgiler var. Telefon açtım ama kıvranıyorum, giremiyorum ki mevzuya. Şahap Abi şöyleydi de böyleydi…
– Ya Mehmet söylesene ne var?
– Abi biz önümüzdeki haftanın yazılarını resimlerini kaybettik haberin ola.
– Kaybolur be abicim ne var bunda? Ben yine yapar yollarım, sen canını sıkma!
Böyle bir İstanbul beyefendisiydi işte… Hâzâ insan. Sanki sinirlerini aldırmış “asabiyet” diye bir kelime yok lügâtında…

PRENSİP İTİBARIYLA
O zamanlar Bizim Sayfa’da tefrikalar çıkıyor. Seyyidet Nefise hazretleri hakkında ünlü bir kadın yazardan yazı bekliyoruz. Çok güvendik başka hazırlık da yapmadık. Bi geldi, vay vayy vayyy. Sanatlı bir metin ama ölçülerimize uymuyor.
Gittim “efendim” dedim, “şu şu şu ifadeleri değiştirebilir misiniz acaba?”
– Değiştiremem! Ben yazdığımı bozmam, bozdurtmam!
Enver Abiye gösterdim. “Bir de benim selâmımla git” dedi “umarım kırmaz.”
Gittim “ı ıh” zerre kadar esnemiyor. “Prensib itibarı ile yapamam da filan…”
Enver Abi de üzüldü. “Peki şimdi n’olcak?”
-Efendim, Şahap Ayhan geliyor aklıma, o zor günlerin adamıdır, bir yol bulur mutlaka.
-Tamam öyle yapalım.
Bir zarf hazırladı. Al bu parayı da hediye et ona… Üsküdar Altunizade’de otururdu. Evini buldum kapısını çaldım Yaşlı bir teyze çıktı (annesiymiş.
-Şahap ağabeyi aramıştım?
-Karaburun’a gitti.
-Adres telefon…
-Yok valla.

SÜR KARABURUN’A
Karaburun dediğin yer Terkos’tan öte, taaa Karadeniz kıyılarında… Niyetlenmişiz bir kere, dönecek değiliz ya. Trafik mrafik derken vakit hayli ilerledi, yatsı dağılmış, ışıklar tek tek sönüyor. Sordum soruşturdum evini gösterdiler. Garibim şaşkın “siz de nerden çıktınız ya?”
– İçeri almayacak mısın abi?
– Aaa tabii, buyrun, buyrun…
Anlattım… Böyleyken böyle… “Seyyidet Nefise hazretleri hakkında bir şeyler hazırlayabilir miyiz acaba?”
– Ne demek? Hele otur çayını yudumla, ben hemen iki günlük hazırlarım sana.
Oturdu birkaç saat içinde yazdı, çizdi, kağıtları koyduk mu çantaya.
Ayrılırken eline zarfı sıkıştırdım. “Enver Beyin selâmları var.”
“Bi dakka” dedi, zarfı açtı, tek tek saydı… Sekiz, sekiz buçuk, dokuz, dokuz buçuk, on! 20 tane mor beşyüz hiç unutmam.
Biliyor musun dedi, yarın on bin liralık bir ödemem vardı. Sabahtan beri eşi dostu arıyorum kuruş bulamadım daha. Oturmuş düşünüyordum kara kara…
Hani derler ya kul sıkışmayınca..

http://www.turkiyegazetesi.com/makaledetay.aspx?ID=490567

{*}{*}{*}

——————————————————————-

Hatıra:
Bir hafta sonra. Aynı gün, hatta aynı saatte, aynı odada…                   

Boş kanape!..




Her şey nasıl da denk geldi:

Günlerden Cumartesi.
Mayıs ayının 14’ü ve saat 16.30 suları…
Fatih Oruç ile oturma odasında birlikteyiz, sohbet ediyoruz…
Geçen hafta, yani 2011 Mayıs ayının 7’si, gene Cumartesi, gene tam da bu saatte, gene bu odadaydım.
Fakat şu an karşımda duran kanapede Mehmet abi, sağyanı üzerine yastıklara dayanmıştı, konuşuyorduk…
*
Odada gene "Cüneyt abi" vardı ve bir de aynı anda geldiğimiz diğer abi…

*
Demin Fatih sordu:
"O diğer bahsettiğin kimdi, sitede okudum ama anlamadım" dedi…
"Bilmiyorum ki, dedim. Mehmet abi beni ona tanıştırdı, onu da bana tanıştırdı ama inan ki ismini hiç hatırlamıyorum… İçeri birlikte girmiştik onunla, baban beraber geldik sanmıştı, tanışmadığımıza şaşmıştı…"
"Peki nasıl biriydi, merak ettim kimdi acaba?.."
"Onu da babana sor" dedim!..
(Sanki yan odaya geçmiş gibiydi hala bizler için…)

*
"Senin ismin ne" demiştim geçen hafta (en yukarda fotoğrafı da görülen) Mehmet abinin minik torununa. Söyledi ama anlamadım. Gene sordum gene söyledi ama duyulmadı… Bu defa Mehmet abi: "Söylesene adını" dedi. Dedesi üsteleyince daha dikkatli söyledi ismini…
Meğer adı "Cüneyt abi" imiş!..
Bizim çok hoşumuza gitti, ama onun için kendi ismi zaten "Cüneyt abi" :)))
*
Demin, yukarı çıkarken muz almıştım. Çünkü geçen hafta Mehmet abinin verdiği muz hatırıma gelmişti…
Zaten artık nerede muz görsem aklıma geliyor, muzkolik olabilirim! 🙂

*
Fatih demin bana, babasını rüyada görenleri anlattı…
Sonra da vefat anını, ta baştan sona kadar detaylı olarak anlattı…
"Bunları bu günlerde yaz, dedim. Yazmazsan, misal ki bir ay sonra yazarsan sıcaklığı azalır" dedim…
"Notlar alıyorum, yazacağım zaten" dedi…
*
Geçen hafta yani 7 Mayıs Cumartesi günü saat 16.30’dan, bu hafta yani 14 Mayıs Cumartesi günü saat 16.30 arasına ne kadar çok şey sığdı…

Fakat hayat devam ediyor!
*
Sonra, ikimiz birlikte evden çıkmadan evvel, içerideki odaya gitti ve elinde bir gömlekle geldi…
"Babamdan hatıra", dedi Fatih…
Aldım gömleği.
Getirip dolabıma astım.
Onu özledikçe giyerim artık…


{*}{*}{*}

__________________________________________________________________ 

Türkiye Gazetesi’nde, İhlas Kolej’in katkılarıyla hazırlanan 
Kurşunkalem sayfasındaki etkili-yorum köşesinde,           
İhlas Kolej öğretmenlerinden İbrahim Cebeci’nin yazısı… 

Abide şahsiyetler

Hemen hemen her insanın hayatında bir dönüm noktası vardır. Bazen olumsuz giden işler, bazen moral bozukluğu, bazen de kararsızlık ve boşluk… Derken kırılma noktası ve o an verilen kararlar, insanın daha sonraki hayatını ya müspet ya da menfi yönde etkilemiştir.

Kırılma noktalarında verilen kritik kararların ardından gelen başarılar, kişileri zirveye taşımıştır. Her başarılı insanın ardında, ona yön veren birileri mutlaka olmuştur. Yön tayin ederken nasıl ki pusulaya bakıyorsak hayatımızda da pusula gibi bizlere yön gösteren insanlar olmuştur. Yani numune-i imtisaller, anlayacağınız örnek insanlar… Onlar sadece yazdıkları ve anlattıklarıyla değil asıl, hâl ve hareketleriyle her zaman insanlara örnek olup iz bırakmışlardır.

Günümüzde ise numune-i imtisaller gittikçe azalırken kendi başına karar veren, söz dinlemeyen, büyüklerine danışmayan, dolayısıyla verdiği kararların altında ezilen insanlar çoğalıyor.
Kullanmayı bilmediğimiz bir cihaz aldığımızda ya o cihazı kullananlara ya da kullanma kılavuzuna müracaat ederiz. Fakat bilmediğimiz bir iş yapacağımız zaman nedense tecrübe sahibi insanlara danışmaz, o işe balıklama dalmayı tercih ederiz. Bu da çoğu zaman hazin sonlarla neticelenir. Buna rağmen öyle insanlar vardır ki ömürlerini hayırlı işlere, başına buyruk insanlara doğru yolu göstermeye adamışlardır. İşte o insanlardan biri de gönüllerin sultanı, kıymetli Mehmet Oruç ağabeyimizdi.

Mehmet Oruç ağabeyle her daim “Gönül Bahçesi”nde görüşüp hasbıhâl ediyorduk. Mehmet ağabey, “Gönül Bahçesi”nde gönülleri fethederken “Hikmetler” köşesinde alıcılarını açıp çekim alanına giren herkese hikmetler dağıtıyordu.
Mütevazı, vakar, ilim sahibi, mert bir insandı.
Gönüllerin sultanı olan vakıf insan sevgili Mehmet ağabeyimizi her zaman hayırla yâd edip rahmetle anacağız.
İnsanların, ayrıldığı bir yerden, özellikle dünyadan ayrılırken iz bırakarak ayrılması ne kadar mükemmel bir şey. Tarihimiz, iz bırakanların bıraktığı izlerle dolu. İşte bu kervana Mehmet ağabeyimiz de katıldı. Dünyadayken

Mehmet ağabeyin her türlü güzelliğine şahit olmuştuk, son şahitliğimiz de onu dünyadan uğurlarken oldu.
En büyük ibret olan ölüm, hakikaten yine anlayana, sessiz sedasız çok büyük ibretler verdi.
Sevgili Mehmet ağabey, gönül bahçesine ektiğin çiçekler hiçbir zaman solmaz inşâallah.

{*}{*}{*}

__________________________________________________________________ 

Cenazenin ardından, Mehmet abinin oğlu Fatih Oruç ile konuşurken    
"babasının bir vasiyeti olduğunu ve bunu düzene soktuktan sonra        
sitemizde de yayınlamayı" konuşmuştuk…                                        
Aşağıda, hem M. Fatih Oruç‘un (ihlassondakika’daki) giriş yazısını,    
onun altında da babacığının vasiyetini okayabilirsiniz:                         

Ölümün acı şerbeti, sonsuzluğun tatlı sohbeti…


25.05.2011

Bir müddettir bu köşede sizlerle teknoloji konusunda yazılar paylaşıyorum. Değişen dünyadan, gelişen teknolojiden bahsederken, bir yandan da bu değişim ve gelişmelerin bize olan yansımalarından bahsettik.

Bugün dünya değişmeye ve gelişmeye devam ediyor. Bu köşeden bu konu ile ilgili yazıları paylaşmaya devam edeceğiz. Fakat bugün bir değişiklik yapıp değişim ve gelişimi artık takip edemeyecek olanlardan, artık bu olayların onlara hitap etmediği kişilerden bahsetmek istedim.

Konunun nereye geleceğini az çok tahmin etmişsinizdir. Birçoğunuzun da bildiği gibi Rahmetli Babam Mehmet Oruç kısa süre önce vefat etti. Babam diyerek yüzlerce insana haksızlık ettiğimi düşündüğüm Babam. Yüzlerce insanın abisi, amcası, dayısı, kardeşi, babası olan Babam, 08 Mayıs 2011 Pazar günü saat 18.10’da vefat etti.

Babamı anlatmaya benim gücüm ve kalemim yetmez. Çünkü vefat ettikten sonra sevdiklerinin söylediklerini gördükten sonra maalesef babamı tanıyamadığımı fark ettim. Nimetin kıymeti elden gidince anlaşılırmış.

Bir açıklama yapma ihtiyacı hissettiğim bir konu var. Hastalıkla mücadele ettiği süreçte bana söylemiş olduğu bir söz.

“Oğlum, beni insanlar bu kadar seviyor ve sayıyorsa. İnsanlar bana güvenip her türlü dertlerini açıyorsa. Bu benim herhangi bir özelliğimden kaynaklanmıyor. Bu tamamen Allahü Teâla’nın bana nasip ettiği doğru din büyüklerine olan sevgimden ve onlara olan hizmetimden kaynaklanıyor. Bunu asla unutma, din büyüklerini sevdiğin, saydığın ve hizmet ettiğin ölçüde sevilir ve sayılırsın.”

Dediğim gibi benim Babamı anlatmaya gücüm ve kalemim yetmez. Çünkü o doğru din büyüklerinin yolunu yaymaya kendini adamış, her hareketini o yönde düzenleyen bir insandı. Şu anda İnşaallah mezarında rahat ve huzurludur. Bütün o hizmet ettiği din büyükleri şu anda onunla beraberdir ve sohbet etmektedirler.

Babamın bizlere arkasında bıraktığı güzel anılar, güzel sözler ve isminin bize sağladığı gurur ise bizim için bir teselli kaynağı. Vasiyeti de zaten birçok şeyi tam olarak bize anlatmakta. Vasiyeti “Aile Efradıma” diye başlıyor ama aslında bütün sevdiklerine hitap etmekte. Bu vesile ile babamın bize bırakmış olduğu vasiyeti sizlerle paylaşmayı bir borç bildim.

Saygı ve hürmetlerimle.

———

Aile Efradıma Vasiyetimdir

Euzübillahimineşşeytanirracim. Bismillahirrahmanirrahim.
Elhamdülillahi rabbilalemin. Vessalatü vessselamü alâ seyyidina Muhammedin “sallallahü aleyhi vesellem” ve alâ âlihi ve eshabihi ecmain.

Aile efradıma
Kendimi bildim bileli, dürüst olmaya, dinimizin müsaade ettikleri dışında yalan söylememeye, yaptığım her işi en iyi şekilde yapmaya, kimseyi üzmemeye, herkese iyilik etmeye çalıştım. Bütün bunları, dinimizin emirleri ve din büyüklerimizin bildirdiği bilgiler doğrultusunda yapmaya gayret ettim. Bunun için ciddi bir sıkıntı çekmedim, huzurlu bir ömür sürdüm. Herkes tarafından sevildim, sayıldım. Ümit ediyorum ki, İnşaallah ahirette de bu, huzur ve rahatlık devam edecek. Dünya ve ahiret selametiniz için sizlerin de bu hususlara uymanızı canı gönülden arzu ediyorum.

Bir baba olarak, aile reisi olarak sizlerle ilgili olarak özellikle şu üç hususa dikkat etmeye çalıştım:
1- Sizleri, İslam terbiyesi ile yetiştirmeye çalıştım. Bir Müslüman ne kadar bilgili olursa olsun, kendi başına İslamiyeti doğru olarak anlaması, anlatması mümkün değildir. Bunun için, İslamiyeti anlatırken, din büyüklerimizin bildirdiklerini ölçü aldım. Onları sevip sizlerin de sevmenize çalıştım. Sizin ve sizden sonrakilerin de bu sevgi ve bu ölçü ile yaşamalarını arzu ediyorum. Her gün dünya biraz daha bozulduğu ve karardığı için bu ışığa, bu ölçülere sizlerin daha çok ihtiyacı olacak. Bu ölçüye sahip olabilmek için o din büyüklerinin kıymetli kitaplarını çok okumanızı, hepsini baştan sona en az bir defa bitirmenizi istiyorum.

2- Sizlere hep helal lokma yedirmeye çalıştım. Bilerek boğazınızdan haram lokma geçirtmedim. Bu husus çok önemlidir. Yapılan ibadetlerin, işlerin neticesinin iyi olması hep helal lokmaya bağlıdır. Sizin de böyle olmanızı, helal lokma yemenizi ve yedirmenizi ve kul haklarına dikkat etmenizi istiyorum.

3- Sizleri hep rahat ettirmeye çalıştım. Kendimden önce sizleri düşündüm. Çünkü sizin her halinizden ben mesuldüm. Belki her istediğinizi, yiyemediniz, giyemediniz. Fakat aç ve açık kalmadınız. Her istediğinize kavuşamamanız da iki sebepten oldu: Birinci sebep gerçekten onları sağlayacak gücüm olmadı, zaman zaman. İkinci sebep ise gücüm olduğu zamanlarda da, bazen bilerek her istediğinizi yerine getirmedim. Çünkü ihtiyaçsızlık insanı azdırır, dünya ve ahiret felaketine sebep olur. Bu husus Kur’an-ı kerimde geçen bir ayettir.

Dünya hayatı inişli çıkışlıdır. Yarın başa ne gelecek bilinemez. Bunun için sıkıntının, yokluğun ne olduğunu tatmak, bilmek gerekir. Sıkıntıya alışmamış insan, sıkıntı anında dengesini kaybeder, bunalıma girer, kötü yollara düşer. Başa gelenlere tevekkül gösteremez. Dünya ve ahiretini mahveder.

Mümkün olursa, definden önce, devir ıskat ve miras işinin halledilmesini arzu ediyorum. Ev, ev eşyası, elbise gibi miras malları hediyeleşme yolu ile halledilebileceği için zor olmaz. Paylaşılmayan mal, varislere ve mevtaya sıkıntı verir. Kullanılması caiz değildir. Mirasçılarımın dinimize uygun miras taksimi yapacaklarına inandığım için, sağlığımda az çok ne malım varsa taksimini yapmadım. Bunu sizlere bırakıyorum. Bir problem olmayacağına inanıyorum. Problem olursa kabirde kemiklerim sızlar.

Şartlar mümkün olursa, İstanbul dışında da vefat etsem, Eyüp’teki hazır kabre veya din büyüklerine yakın başka bir yere defnedilmemi çok arzu ediyorum. İnşaallah mümkün olur.

Ben sizlere, bütün tanıdıklarıma, dostlarıma ve herkese hakkımı helal ediyorum. Sizlerin ve herkesin bana haklarını helal etmelerini arzu ediyorum. Hakkını helal eden her zaman kârdadır. Ahirette Allahü Teâlâ kat ve kat bunların karşılığını verecektir. İnşaallah ahirette, din büyüklerimizin yanında hep beraber oluruz.

Vesselam.

8 Muharrem 1424 -11 Mart 2003 Salı"

————–

.





76 thoughts on “Seyir Defteri – 9 Mayıs 2011 (Mehmet Oruç abimizin cenaze ve defin fotoğrafları)

  1. Türkiye Gazetesi’nden yapılan yazılı açıklama ise şu şekilde oldu;

    Gazetemizde uzun yıllardan beri “Gönül Bahçesi” ve “Hikmetler” isimli köşeler ile insanları aydınlatan yazarımız Mehmet Oruç Hakk’ın rahmetine kavuştu. Uzun süredir kanser tedavisi gören 58 yaşındaki yazarımız evli ve iki çocuk babasıydı. Merhum Mehmet Oruç Ağabeyimiz, yarın Eyüp Sultan Camii’nde öğleyin kılınacak cenaze namazının ardından Eyüp Sultan Kabristanına defnedilecek.

    Gazetemiz olarak kendisine Allah’tan rahmet, kederli ailesine sabr-ı cemil niyaz ediyoruz.

    Kaynak : http://www.ihlassondakika.com/

    Büşra

  2. Allahü Teala rahmet eylesin. Çok değerli bir Abimizi kaybettik. Anlıyorum ki hiç hazır değilmişim vefat haberini duymaya. Hep bekliyordum sağlığına kavuşacak ve hizmetlerine devam edecek diye. Ama ardındaki kelimeleri çaresiz bıraktı Mehmet Abi. Mekanı cennet olsun…

    Emrullah

  3. Ah Mehmet amcacığım…
    İnsanın ‘aile’si olan insanlar vardır ya; Mehmet amca bizim olduğu kadar herkesin ailesindendi…
    Bir gariiip, bir mahzuuun haller içindeyim ki, ve biliyorum herkes benzer şeyler hissediyor. Ve ‘hissediş’ler acıyor şu an…

    Mekânı cennet olsun, Allahü teala rahmet eylesin, ve öbür tarafta hepberaber olalım inşallah…

    Rayet Su

  4. İster istemez gözlerden yaşlar döküldü. Allahü teala rahmet eylesin. Teker teker yıldızlar sönüyor. Kabri Cennet bahçelerinden olsun inşaallah. Çekilen Tevhidler, Yasin-i Şerifler kabrinde onu karşılasın inşaallah. Mehmet Amca bizi dünyada yalnız bırakmadı, biz de onu bırakmayalım kabirde yalnız. Şimdi en büyük ihtiyacı dualarımız. Onu mutlu edelim inşaallah. En azından 11 ihlas ve 1 Fatiha gönderelim. Selametle.

    Büşra

  5. Çok sevgili-kıymetli Mehmet Oruç abimiz de Hakk’a yürüdü, bizler gene bir abimizi kabettik ve mahzun kaldık, yıllardır gönül bahçesi ve hikmetler köşesinde buluştuk. Gönlünden sevgiyle ilmleri akıttı bizlere, bizler şimdi gönül bahçemizde buluşamıycak mıyız ahhhh Mehmet abmiz mekanın cennet olsun Rabbim sevdiklerinle ve bizlerle haşretsin çünkü bizim hocalarımızdan birisiniz. Hakkınızı ödeyemeyiz abimize ne yapsak azdır. Ne güzel eseler bıraktın abimiz ne güzel bir ömür. Allahü teala Mehmet Oruç abimizin ailesine sabırlar versin. Bütün ehli sünnet kardeşlerimize de sabırlar diliyorum…

    Ayşe Kılıç

  6. Bizimle paylaştığınız için çok teşekkür ederim Muammer abi. Maşallah, nasiplisiniz… Mübarek olsun…

    Allahü Teala Mehmet Oruç hocamıza rahmet eylesin. Şefaatine kavuştursun… Geride kalan, o kıymetli, nasipli kardeşlerimizin ve hepimizin başı sağolsun…

    Ahirette buluşmak dileğiyle…

    SENA UMARUSMAN

  7. Allahü Teala rahmet eylesin. Üzüntümüz büyük. Yeri zor doldurulucak değerli bir ilim adamını kaybettik. Rabbim sevenlerine sabırlar versin.
    Mekanı Cennet olsun…

    Sydney’den
    Nazan

  8. Allahü teala rahmet eylesin mübarek abimize… Emeği, hizmeti büyüktü. Hasta yatağında bile yazıları yayımlanıyordu. Rabbim mekanını cennet eylesin. Bütün güzellikler karşılasın onu orada.

    Celâl Harzem

  9. Mehmet Oruç abicim …
    Üzüntümüz senin bizi bu dünyada mahzun bırakmana… ama sevincimiz inşallah ahiretteki müjdelere kavuşmandır…
    Allahu teala geride kalan ailene ve sevdiklerine sabırlar versin.

    Sevdiklerinin hürmetine Rabbimiz mekanını cennette alâ eylesin.

    Mehmet Alp Çakırer
    Kazakistan

  10. Mehmet amcacım,
    Sizin için arefe gününe yetiştirmeye çalıştığımız yasinler geliyor hatırıma. Nasıl da mutluydum.
    Şimdi üzüntüm yazmama engel.
    Allah razı olsun sizden. Bize öğrettiğiniz her doğrudan bin kere razı olsun Mevlam.
    Bugün yine dualar ediyoruz size. Faydası edene mi edilene mi bilinmez.
    365 Gün Dua kitabınız elimde.

    Ayşe
    İnna lillahi ve inna ileyhi raciun.

  11. Allahü Teala rahmet eylesin. Mekanı cennet, yattığı yer nur olsun. Bize de şefaatçi olur inşallah. Dua edelim…

    Kerim

  12. Allahü teala rahmet eylesin, mekanı cennet olsun Mehmet Oruç ağabeyimizin.
    Yaptığı onca hizmetten sonra bir de amansız hastalıkla vefat etti. Şehit olmuştur inşallah, hem de “çifte şehit”… Çünkü bunun için iki sebebi var…

    Vefat haberini öğrendiğimde ben de bunu hiç beklemediğimi farkettim; o Mehmet Oruç ağabeydi, iyileşecekti nasıl olsa.
    İyileşecekti…
    Ve yeni yazılar yazacaktı…
    Ve biz de; “yine hanımlara çok fazla yüklenmiş yazısında” diye düşünecek, belki biraz kızacaktık bile, haddimiz olmayarak!..
    Ama, bizim “fazla yüklenme” olarak gördüğümüz o yazıların yazılma sebebini öğrendiğimizde, ne çok haklı olduğunu anlayacaktık…

    Allahü teala derecesini âlâ eylesin.
    Ailesinin ve bütün Türkiye Gazetesi camiasının ve hepimizin başı sağolsun…
    Yakınlarına sabırlar versin Mevlam…

    Hicran Seçkin

  13. Çok kıymetli, değerli Mehmet Oruç Hocamıza, abimize, büyüğümüze Rabbimiz rahmet eylesin. Amin… Kıymetli büyüğümüzden ayrıldığımız için çok hüzünlüyüz… Allahü teala mübarek büyüğümüzden razı olsun… Emekleri hakkı çok üzerimizde… Onu bizlere ahirette şefaatçi aylesin inşallah.
    Onu çok seviyorduk, seviyoruz… Manevi babamızdı ailemizden biriydi o, İnşallah ahirette hiç ayrılmayız…
    Sevgi

  14. Başta ailesi olmak üzere tüm Türkiye gazetesi ailesinin başı sağolsun. Mehmet Oruç hocamızın mekanı cennet olur inşaallah. Allah rahmet eylesin. (İnna lillahi ve inna ileyhi raciun. Amin.)
    Süleyman Eldeniz

  15. Bu devirde böyle bir cenaze namazı, böyle bir cemaat kime nasip eder Rabbim?..

    Eyüp’den yükselen yokuşun tepesinde Kaşgari Dergahı vardır.
    İşte o tepenin arka yüzünde kalan kısmındaydı kabrin yeri. Hey gibi heey; kim çıkar o tepeyi hangi ünlü için kim dolaşır arka tarafına ve kim bekler onca zaman hangi zengin için?..
    Gelip görseydiniz bir, kimler yoktu ki?..

    Kabristanda, Prof. Ramazan Ayvallı da herkes duyacak şekilde şöyle diyordu:
    “Çok gıpta ettim yahu, Allahü teala bana da böyle bir cenaze nasip etsin inşallah, benim cenazeme de gelecek misiniz abiler…”

    En güzel manzaralardan biri de kürek için ardı ardına durmuş sıra bekleyen gençlerdi…
    Kabristanın o bölgesini neredeyse doldurmuş, mırıl mırıl okuyan cemaat… Hediye edilmek üzere okunanları kaydeden kimseler…
    Milyonlarca salavatı şerife… Yüzbinlerce, onbinlerce, binlerce İhlas, Fatiha, Yasin ve hatm-i şerifler…

    Bir gerçek var ama artık, o da şu:
    Bu geceden itibaren Mehmet Oruç abimiz toprağın altında yatacak!..
    O artık bizim dünyamızda değil!

    Allahü teala rahmet eylesin, mekanı cennet olsun, bir an evvel sevdiklerine kavuşsun.
    Bize ve hepimize de onunkine benzeyen bir cemaat nasip etsin.
    Amin, amin, amin…

  16. Allahü Teala Rahmet eylesin… Yıllar öncesinde tanıdığım, çocuklarımıza abilik yapan çok kıymetli bir büyüğümüzü kaybettik… Allahü Teala Ondan razı olsun. Bugün cenazesine katılmak kısmet oldu… Onlarca genci orada görünce daha da bir hüzünlü oldum… Allahü Teala ahirette birlikte olmayı nasip eder inşaallah… Ailesine ve sevenlerine sabırlar diliyorum…

    DERVİŞ ALİ TURASAN

  17. Sanki ailemden birini kaybettim…
    Çok çok üzgünüm. Allahu teala ailesine ve tüm sevdiklerine sabır versin. Mekanı cennet olsun inşallah.

    Habibe

  18. Bir ya da iki defa kapısını tıklatmış, her seferinde tam da sigara içerken rastlamıştım kendisine. O hoş simasını bulutlandırıyordu sigara dumanı. Görüp, iki kelime konuşup, kalben Ona ısınmamak elde değildi.

    Bizi çok değerli hazinelerle tanıştıran Enver Ören’ler, Mehmet Oruç’lar, Osman Ünlü’ler, Ramazan Ayvallı’lar, Mehmet Ali Demirbaş’lar, Fahrettin Tacer’ler, Rahim Er’ler, Muammer Erkul’lar (İsimlerini yazamadığım eksik bıraktığım büyüklerimden özür dilerim) bize bahşedilen çok büyük nimetler. Onlar başımızdayken kıymetlerini bilelim. Yazdıklarını okuyalım, içimize nakşedelim, okutalım… Miraslarına, yetiştirdiklerine sahip çıkalım. Sonuçta kazançlı çıkacak yine biziz.
    Kıvanç

  19. ÖLÜM… ÖLECEK OLANLAR KİM? İMTİHANI BİTTİ MEHMET ABİNİN… UMARIM 100 ALMIŞTIR… BİZ HALA İMTİHANDAYIZ VE TERLEMEKTEYİZ, CEVAPLARI MEHMET ABİ’DE AMA O İMTİHANDAN ÇIKTI… YARDIMCI DA OLAMAZ ARTIK, KOPYA ÇEKİYORDUK NE GÜZEL ONDAN… :(((
    ALLAH-Ü TELA ŞEFAATİNE KAVUŞTURSUN… O KURTULDU, UMARIM HERKES KURTULANLARDAN OLUR…

    ABDULLAH

  20. İnna lillahi ve inna ileyhi raciun…
    Rabbim ailesine, sevenlerine sabırlar versin.
    Bir gonca daha gül oldu…
    Mekanı cennet olur inşallah (Amin)

    Levent

  21. İnna lillah…

    Bir yakınımın hastalığı sebebiyle bir kaç gün evimden ve iş yerimden ve dolayısıyla da iletişimden uzak kaldığım bir süreçten sonra işe ilk geldiğim gün…

    Sabah açıyorum sitemizi ve Muammar Abinin insana ölümü özleten bir yazıyla verdiği bu haber beni ta ortaokul yıllarımdan bu yana süren bir yolculuğa çıkartıyor.

    Bir yanda “ölenleri kaybetmiyoruz” hissi;
    bir yanda hastalık, vefat, defin ve taziye dönemlerinin hepsinden yeni haberdar olmanın ezikliği…
    Kötüyüm bugün.

    Bir çınar daha Rahman’ a kavuştu demek.
    Rabbim yolculuğunu mübarek etsin.
    Amin…

    Masum janti

  22. 1998 yılında kocaman bir köşke girmeyi nasib etti Yaradan bana… Kapısında kocaman TÜRKİYE GAZETESİ yazan muhteşem bir köşk… Odalardan biri ışık yerine nur saçıyor şimdi… Dua kitabını açıp dualar hediye ediyorum şimdi yazarına… Ne mutlu Mehmet abim sana… Devası olmayan hastalıktan vefat etmek te şehitlik alameti değil mi… Mübarek olsun şimdi cennet nimetleri… Çok üzgünüm… Rabbim bizlere de şefaatini nasib eder inşallah…

    Birsen Şahin

  23. Rabbim mekanını cennet etsin… Ailesine de sabır versin :(( İnşallah dualarımız ona yetişir.

    Pembe zarflı Aslıhan

  24. Allah rahmet eylesin.
    Böyle insanların vefatına üzülmüyor insan, “inşaallah kendisi için dua edenlere, kitabını okuyanlara şefaat eder” diye ümit ediyor.
    Rabbim cümlemize emirlerine uygun yaşamayı ve İslam üzere ölmeyi nasip eylesin.

    Bilal.

  25. Sevgili Muammer Erkul abi, ben Tuncer Oğuz. Arşiv servisi, hatırlarsın. Mehmet Oruç abiyi özlemiştim. Ben de aynı hastalıkla mücadele ettiğim için Mehmet abiyi çok iyi anlıyordum. Telefonla aramıştım ama görüşememiştik. Fakat özlemiştim de. Ama senin yazıyı okuyunca ve de resimleri görünce özlem giderdim ve aynı zamanda da çok mahsunlaştım. İki sene önce aynı hastalıktan 23 yaşında yeğenimi kaybetmiştim. Onun gibi zayıflamış Mehmet abi de. Cenabı Hakk her ikisine ve bütün merhumlara rahmet eylesin. Geride kalanlara da hayırlı uzun ömürler ve sağlıklar versin. Size de çok teşekkür ederim. Hiç olmazsa resimlerden gördüm sevgili Mehmet abimizi… Allah’a emanet olunuz

  26. Çok Kıymetli abiler ve hanımablalar,
    Mehmet Oruç abiye Allahü teala rahmet etsin. İyi, güzel bir insandı. Sevenlerine ve ailesine sabırlar diliyorum. Veren de Hak, alan da Hak. Hepimize, hayırlar olsun sonrasına.
    İlyas Çaylı

  27. Allahu Teala rahmet eylesin. O, hayatı gerçek anlamıyla yaşadı. Yaşamak isteyenlere de yolunu gösterdi. Ne büyük seadet…
    Yakup Kaya

  28. Bize de nasip olur İnşallah… Allahü Teala rahmet eylesin, mekanı Cennet olsun…

    SENA UMARUSMAN

  29. Ya Rabbi, burada gönlünden geçenleri yalansız, dolansız ve riyakarlık yapmadan yazıya döken kullarından razı ol. Onların Babam’a karşı olan bu hüsnü zanlarını kabul eyle. Ya Rabbi, sen O’sun, Ya Rabbi, sen ne kadar günah işlesek de gidebileceğimiz yegane tek kapısın. Ya Rabbi, sen bizleri annelerimizden babalarımızdan çok sevensin. Ya Rabbi, her şeye gücü yeten, her şeye kadir olansın.

    Ya Rabbi, sen yeni kaybettiğimiz Babam’ı sevgilim dediğin zümrelerden eyleyerek derecesini yüksek eyle. Onu seven, onu yazan, ona dua eden ve tatlı hatıralarıyla ondan bahsederek, yüreğimizdeki yangına bir nebze su döken bu kardeşlerimizden de Razı ol, son nefeslerinde iman nasip eyle ve güzel ve hayırlı ölümler nasip eyle.

    Muammer Abi’ciğim bu hizmetinden dolayı çok teşekkür ederim. Allahü Teala Büyükleri başımızdan eksik etmesin ve senin kalemine güç kuvvet nasip eylesin.

    Mehmet Fatih Oruç

  30. Böyle güzel bir sona ancak gıpta edilir. Maşallah subhanallah…
    Allahü Teala hepimize nasip etsin İnşallah. Paylaşımlarınız için
    teşekkür ederiz Muammer bey. Sanki bizler de oradaymışız gibi hissettik
    fotoğraflara bakarken. Tekrar Allahü Teala Rahmet eylesin Mehmet Oruç
    abimize. Sizden de Allah razı olsun…

    Sydneyden
    Nazan

  31. Allahu Teala Rahmet eylesin, Cennet mekanı olsun. Hepimize yol gösteren Mehmet Oruç abimizi hepimiz de çok sevdik. Rabbim nimetlerine orada da kavuştursun inşaallah. Bizleri de hayırla karşılayanlar arasında eylesin inşaallah

    SEVAL

  32. Değerli Türkiye Gazetesi Ailesi;
    Gazeteniz yazarlarından Sayın Mehmet Oruç’un elim vefatını üzüntü ile öğrenmiş bulunuyoruz.
    Acınızı gönülden paylaşıyor; merhuma Allahtan rahmet, ailesine ve tüm Türkiye Gazetesi ailesine ise sabır diliyoruz.
    Saygılarımızla…
    İlknur AKGÜL ARDIÇ
    Medya Koordinatörü
    KUTADGU

  33. Allahu Teala Mehmet Abimize hizmetlerinin karşılığı olarak sevdikleri ile birarada eylesin cennet-i âlâda, inşallah…
    Recep

  34. Günler geçiyor…
    Bir ağlamaya başlasam sanki hiç susmayacak gibiyim!
    Kafa kemiğimden sanki bütün dişlerim çatır çatır, kanırtıla kanırtıla sökülüp alınıyor gibiyim!..
    Çeşitli mezarlıklara, en çok da Eyüp kabristanına parça parça gömülüyor gibiyim!..

    Kalbimi arasam burada buluyorum, canımı, cananımı burada…
    Cesedinin gömüldüğü kabirlere; sanki tüter gibi yarı bağlı kalan ruhlar gibiyim…
    Görünmeyen iplerle çoğu mezarlığa bağlıyım…

    Kaç dişim kaldı arkada sökülüp götürülecek?
    Dünyanın tadı yitip gidiyor yavaş yavaş; iki üç dişle leblebi kemirmeye çalışan ihtiyarlar gibiyim!

    Günler geçiyor, içimde batan bir şeyler…
    Kafa kemiğimden sanki bütün dişlerim çatır çatır, kanırtıla kanırtıla sökülüp alınıyor gibiyim!..

    Bir ağlamaya başlasam;
    ..sanki hiç susmayacak gibiyim!

    M.E.

  35. Mekânı cennet olsun, Allahü teala rahmet eylesin, ve öbür tarafta hep beraber olalım inşallah…

    Hasan

  36. İnna lillah ve inna ileyhi raciûn…
    Çok değerli bir abimizdi, eşine az rastlanan bir insandı(âlimdi). Mekanı Cennet, komşuları Peygamber efendimiz ve O’nun Âli Eshabı olsun.

    Ramazan Mehmet Önal

  37. Mekanın cennet olsun Mehmet Oruç abi,
    Günahlarımızın affı ve Ahirette komşun olabilmemiz için bize de şefaat eyle.

    Mehmet Felek

  38. Mehmet Oruç abinin vefatı içimi acıttı, dikenli tel geçti yüreğimden. Duygularım dondu, hislerim yok oldu. GÜL’e doğru güle güle git abim. Telefon numaran hep saklı kalacak bende. Ulaşılması zor zannettiğim ama her ihtiyaç duyduğumda nefes kadar çabuk ulaştığım güzel insan sen güzele gittin. Mekanın cennet, komşun Rasulullah olsun inşaallah. Amin

    Elif

  39. Biz Almanya’da yaşıyoruz ve Türkiye gazetesine aboneyiz. Mehmet Oruç Abinin yazılarını severek okuyorduk. Bazen sorularımız olduğu zaman kendisini arıyorduk. Her zaman sorularımızı en iyi şekilde cevaplıyordu.

    Bir gün kendimi cok kötü hissediyordum ve aglayaraktan Mehmet Oruc abiye e-mail atmıştım. Sanki onun bana yardım etmesi gerekiyormuş gibi. Kendisi bana çok güzel cevap yazıp rahatlatmıştı ve ayrıca çok iyi ablalarla tanışmama vesile olmustu. Beni kendimi yalnız hissetmemden kurtarmıştı. Simdi kendisine daha ulasmak mümkün degil. Beynindeki bütün bilgileriyle gitti aramızdan…
    Kendisinin internet sayfası var. O sayfa mümkünse her zaman olsun… Bıraksınlar o sayfayı. Okuyanları var zaten. Sanki o hala hayattaymıs gibi, o sayfa her zaman açık kalsın!
    Gerçekten çok üzüldük. Allah rahmet eylesin. Ailesine sabırlar versin.

    Nihal

  40. Efendim, çok kıymetli bir büyüğümüz dahâ âhirete intikâl etti. Allahü teâlâ yakınlarına sabr-ı cemil ihsân eylesin.
    Allahü teâlâ hayatta olan böyle büyük insanların kıymetini bilmeyi bizlere de nâsib eder inşâallah.

    ERCAN BOZOĞLU

  41. Mehmet Oruç Beyefendi’nin vefat haberini derin bir teessür ile öğrenmek
    gerçekten çok acı oldu. Daha zatı alinden öğrenilecek bir çok mevzuu ve konu bulunuyordu. Derya her fani gibi uçsuz bucaksız ana yatağına aktı. Onun güleryüzünü, yardımseverliğini, tevazu abidesi olmasının yanısıra iyi bir Alim olarak unutmak mümkün değil. Bir yıldız daha kaydı bu fani alemden sessiz sedasız ama vakarlı. Hazreti Allahü Tealanın rahmeti ve bereketi üzerine olsun. Sevgili Peygamberimizin şefatına nail olsun.
    Bir garip gönül dostu.

    Cem Sultan Küreyen

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir