Simit ve can… [03 Eylül 2010 Cuma]
(Bazı yazılar, yazılıp uyutulur zamanın beşiğinde…
Yıllaar geçer; hatıralar, kendilerini okuyacak yaşa gelir!..)
Bazıları, can simidi atar suya;
..bazıları da kendini!
Çoğunda su bulanıktır ve pisliğe bulanmaktadır o kimse; batıp çıkmaktadır, bir görünüp bir kaybolmaktadır… Bazen canhıraş feryatlarla korkusunu haykırmakta; bazen güçlü görünmeye çalışarak ortalığa bağırmakta; bazen de güzelliğini ortaya çıkararak seni çağırmaktadır;
..başını kaldırabildikçe, kendini saran dalgaların arasından…
{*}{*}{*}
Onun ağzından, kendi adını duyarsın… Sonra tekrar duyarsın. Ve tekrar ve yıllaarca tekrar tekrar…
Akıntı vardır.
Hani o, çoğu kimseleri sürükleyip götüren akıntı…
İşte senin, o an, ne yapacağına karar vermen gerekir ki, ikinci şık şudur:
Kirleneceksin!
Kirli görünmek herkesin göze alabileceği bir hâl değildir ama uğrunda kirlenilecek insanın muhtemel hâliyle hemhâl olmaktır! Onun da insan olduğunu hatırda tutmaktır! Fiziksel bir mecburiyet olmasa da, duygusal mahkûmiyettir!
{*}{*}{*}
Sen görüyor olsan da, boğulan kimse asla; sürükleniyorum, demez. Sana elini vermez, senden elini ister… Ve senin yanına çıkmak istemez, seni kendi yanına çekmek ister!
Bilinmeyeni, anlaşılmayanı şudur bu denklemin:
Can simitleri “seslenişi” duyar;
..söyleneni işitmez!
{*}{*}{*}
Dalgaların dişlerine atılsın diye var değil cankurtaran simitleri; dalgaların dişleri arasından can kurtarsın diye var! Can simitleri, suda yüzdürülmek için değil; bir hayatı daha kurtarmak için var!..
Bazılarının gözü perdelidir, bazıları görüp geçer, bazıları ipi olmayan simitler savurur akıntıya…
Bazıları; kendi canını atıp suya, sudan iki can çıkarır!
Stop
Muammer Erkul
03 Eylül 2010 Cuma
