Taşınmak(!) [22 Mayıs 2002 Çarşamba]
(Sen olmuyorsun gelen, bulunduğu yere; taşınıyorsun!..) Yiyeceğe bayılan obur bir güvercindim; öbek öbek yem vardı zor seçilen yerlerde… Gözümü ayırmadan ondan ona koşuyor, hatta dağıtıyordum toparlanmış yemleri yutmaya çalışırken…
Onları da ardımdan gelenler topluyordu!..
{*}
Arabanın içinde; birisi tarafından alınıp doğranmayı, yahut burda böylece çürüyerek gitmeyi bekleyen bir sebzeydim!..
Başka bir alternatif? Neredeyse yok kadar uzaktı, benim için…
Bir gün baktım; çizgi filmlerdeki kadar hayalen bile olsa, araba atlarının önüne asılmışım!.. Ya şeklimin, ya rengimin, ya kokumun hatırına gidiyoruz beraber!..
{*}
Ve insanlar.
Benim insanlarım!..
Tabut taşıyan ölüler gibiydi her biri. Aslında, hiç biriyle henüz tanışmamıştım…
Ama dikkatle bakıp, kendimi omuzlardaki bir tabutun içinde gördüğüm zaman anladım ki; beni sırtlarında taşımakta olanlar… Tabut taşıyanlar yani, beni “zaten gitmekte olduğum” yere doğru götürmekteydiler!..
…..
Tabut taşıyanlar “ölü gibi farklıydılar” yaşayanlardan!..
{*}
Beni taşıyanlar ölümü biliyor… Ve onunla yakın, ve barışık duruyor… Ve de sık sık kol kola girip hoş sohbetler ederek; dostlar kapısına misafirliğe gider gibi mezar başlarına gidiyor… Veya hısım akrabadan bazılarını, hatta hiç bilmedikleri birilerini elleri-omuzları üstünde taşıyarak kabristanın yoluyla ahbap yaşıyorlardı…
Ama diğerleri?.. Sadece yaşıyorlardı!..
Yarınsız yaşamak; cinnetin diğer adı!.. Yarını bilmek ise; cennetin!..
Çünkü, yarını bilmek: Yârini bilmek!..
{*}
Benn!.. Her şeyi bilen, ve “sormayanlara bile” öğretmeye çalışan!..
Can çekişir gibi kavgalaşarak yaşayanlara dönüp bir gün sırtımı; ölü teslimiyetinde huzur ve neş’e bulanlara verdim emrimi:
“Beni taşıyın!..”
Ama hayret!.. İtiraz eden bile neredeyse olmadı. Baktım ki; eller üzerinde, ve omuzlar üstündeyim!.. Ve gidiyoruz birlikte, kimsede gam ve keder olmadan; zaten gideceğimiz yere!..
…..
Omuzlar üstündeyken birine aşık oldum… Yalvarıyordu sanki gözgöze gelmek için ve tuttum ellerini, indiğimde yanına!.. Öğretecektim ona, ne bilmesi lazımsa;
“Sor, dedim… Ve öğren birinci dersi…”
Saf ve temiz niyetle sorduğu bu sorudan “öğrendiğim” şu oldu: Hiçbir büyük, Allah’ı “teâlâ”sız anmamış!..
{*}
Çıkıp yine yerime bir göz attım yârime;
Sanki yalvarıyordu tekrar gözgöze gelmek için…
Gidiyorduk… Öyle veya bu şekil;
Zaten gideceğimiz yere!..
Stop
Muammer Erkul
22 Mayıs 2002 Çarşamba
