Titreyen deniz… [02 Temmuz 2010 Cuma]


Bir tespihin taneleri gibi diziliydik, yan yana… Ve ardarda gezinir, peş peşe dolaşırdık semtimizin sokaklarında. Rüzgâr, her birimizin kokusunu karıştırırdı biri birine…
Cumaları aynı camiye toplanır, pazar günleri aynı stada doluşurduk…
İmam; “Allahü ekber” derken âhıretimizi hatırlar; karşı tribünlere “sarıııı” diye haykırarak dünya eğlencesi için tepişirdik…

Bir inci kolye gibiydik şehrimizin boynunda ve ana koynunda uyur gibi huzurluyduk…
Dağıldık! İpi kopmuş bir gerdanlığın boncukları gibi dağıldık…
Dostlar saçılıp, kıt’a kıt’a uzaklara gittiler; Amerika, Avrupa, Afrika; Washington, Roma, Fildişi, Cezayir…
Ne işiniz vardı o kadar uzaklarda?

İnanın ki Üsküdar mahzun, Cağaloğlu ıssız… İstiklal Caddesi’nin taşları ne soğuk şimdi ve vapurda, yanımda hep bir kişilik boşluk var, içimdeki gibi!
Babıali yokuşundaki mevsim fıstıkçıları, Sultanahmet’teki köfteciler… Büfeci Kazım abinin turşulu dönerleri… Tuzlu hıyarcılar… Rumeli tulumbacısı… Bozacı Mustafa amca…
Ne yiyip içiyorsunuz oralarda; karnınız doyuyor mu?
En son ne zaman bir karpuzu göbeği için patlattınız, veya kirazı dalından kopardınız?.. Marul içinde çiğ köfte nasıl olurdu hatırlıyor musunuz veya yufka ekmeğine cağ kebap çekmek?..

İçimin böyle sızım sızım olması dışımın da sızladığı güne denk geldi; yorganım, yastığım yaş içinde! Mesafeler, acıtıyor her yanımı…
Sizler artık her biriniz birer ah’sınız bende.
Biliyorum ki bana gelmeyeceksiniz ve benim de her birinize gidemeyeceğim gibi!

Elimi denize vurdum biliyor musun, dizini dövenler gibi…
İn sahile, hadi; biraz sonra ulaşır sana, denizin titremesi!

Stop
Muammer Erkul
02 Temmuz 2010 Cuma
 

 

3 yorum

  1. Çok güzel bir yazı olmuş.
    Gerçekten harika bir kompozisyon…
    Ellerine sağlık.
    Cağaloğlu kültürünü, Üsküar günlerini, Paşabahçe’yi yaz mümkün olan her fırsatta sürekli…
    Çok zevkli oluyor…
    Çünkü kaybedenler ve bilmeyenler İstanbul’u bu yazılarda dolaşıyor…
    Selamlar.

    ÜNAL BOLAT

  2. Bir kişi…
    Bir kişinin yokluğu deyip geçmeyin…
    İçi yanıyor, ciğeri bitiyor sanki insanın… O yokluk kainatı kaplıyor da, onunla beraber hayatın sesi, soluğu, rengi de kayboluyor…

    FATMA UNKAN

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir