Yalnızlığın kurtları [23 Eylül 2005 Cuma]

İyiyim.
Her zamanki kadar…
Veya, her zamanki kadar hasta!..

Sen de ben gibisin;
Karşılıklı bakışan aynalar gibiyiz yani!

İçimde bir diken…
Ya da çürük bir diş var, ağrıyan!..

İki kurt, iki dağın başından, nasıl uluyor ve duyuruyorsa biri birlerine seslerini; seni öyle duyuyorum beni duyduğun kadar…
Ve seni dinliyorum, beni dinlediğince!..

Elmalar tatlandıkça kurtlanıyor;
Dağlar kurtlandıkça tatlanıyor!..
…..
Elmaların içindeki karanlıkta yaşarken kör kurtlar;
Biz, altımızdaki dağların kör karanlığında bakmaya çalışıyoruz ateşten gözlerimizle…
..görmeye çalışıyoruz…
..anlamaya çalışıyoruz!

Her kurt, yalnızlığın resmidir. Her kurt; fotoğrafıdır yalnızlığın…
İnsan; yalnızlık demek!

Yalnızlık; üşüyen dağların tepesinden başlar yuvarlanmaya…
Yolda yakalanmazsa, çığ olur!

Şimdi, sen;
Yalnızlığı yuvarla ve bir top yap avucunda.
Onu bana at ve ben de sana atayım… Sonra gene at bana ve tut ben atınca.
Sabah olsun öylece ve güneş, dudağındaki gülücüklerin üstüne doğsun…
…..
Yakınma. Çünkü bu çözüm değil…
Beni sev, bir dağdaan bir dağa…
Çünkü ben…
..böyle zamanlarında sevebileceğin kadar;
..uzağım sana!..

Stop
Muammer Erkul
23 Eylül 2005 Cuma

 

2 yorum

  1. “İnsan; yalnızlık demek!”

    Hiçbir şeyin sahibi değiliz…
    Her şeyin tek sahibi var.
    Bizler için, sadece “yanyanalık” sözkonusu…
    Bu yanyanalık çeşitli isimlerle anılır; annelik, babalık, kardeşlik, evlilik, dostluk, arkadaşlık…
    Hiçbir şeyin gerçek sahibi değiliz!

    Bedenimizin içine girdirilmiş olarak doğduğumuz için anlayamıyoruz.
    Etrafımızdaki eşya, araç-gerek, bir yana:
    Bedenimizle bile, sadece, yanyanayız …
    Üstelik, bir şeyle yanyana olabilmemiz de çizilmiş sınırlar kadar mümkün!
    Yani aslında; yanyanalıklarımız bile, sadece yanyana…

    Zehra Öner

  2. Çokkk güzel cümleler yazmışsınız, sevgili Muammer Erkul…

    Zehra Öner

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir