1 min read

Yazıl(ma)mış satırlar [12 Ağustos 2004 Perşembe]

Çiçek resimleriyle süslü pembe bir zarf gelse postadan.
Peki, kimden?..
Belli değil!

{*}

Zamklanmış, ve bir de üstünden bantlanmış olsa bu zarf; mazrûf anlaşılmasın diye. Sızmasın diye yani, hapsedilmiş duygular!..
Sonra, beyaz bir kâğıt bulsam içinde, bana seni hatırlatan; iki yanını dantel gibi kestiğin…
…..
Yazı olmasa mektubunda, hiçbir şey anlatılmamış olsa ama ben, çok şeyler anlasam…
Üzerinde, sadece iki kelime bulunsa mektubunun, gözlerinin renginde; sanki sen bakıyormuşsun gibi bana!.. Desen ki, söylesen ki, bildirsen ki bana; "yazılarını okuyorum" diyerek bir müjde versen ki,,, fısıldar gibi kulağıma!..
Ve en alta…
…adını yazsan;
Sana en çok benzeyen çiçeğin!..

{*}

Çiçeğim;
Katlasam bu "yazısız" mektubunu yeniden ve çiçeklerle süslü pembe zarfına koyarken, doldursam bütün duygularımı da koynuna…
…koynumda, esintileeer!..

{*}

Çaresizliksin;
Çünkü bir koyunun boynundaki çıngırak gibisin, veya bir pehlivanın boynundaki muska gibisin, yahut bir gelinin boynundaki altın gibisin…
…boynumda!

{*}

Karanlıkta çakan bir şimşek şavkıyla girdin hayatıma çıkarken veya çıktın girerken!..
An aynıydı…
Ama, can da aynıydı;
Canan da!..

{*}

İyi de;
Dokunmam lâzımdı gözlerine, bakışlarımla…

{*}

Sen; bir canıma can, bir gönlüme yâr oldun…
Lakin; tutamadım, tutunamadım!…

{*}

Bir gün… Bir postacı… Çiçek resimli bir zarf getirse bana; üstünde adı, kağıdında mektubu olmayan…
Yani, bulup seni getirse;
"Silinmiş ögeler" kutusundan!..

Stop
Muammer Erkul
12 Ağustos 2004 Perşembe

 

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir