2 mins read

Yirmi [21 Ağustos 2005 Pazar]

Peynir kalıbındaki fare delikleri gibi… Ökçesi kaçmış çoraplar, güve yemiş kazaklar gibi… Camı kırılmış pencereler gibi… Hatta, yolda giderken kurşunlanmış vasıtalar gibi;
Gözükecek “ömrümüzün delikleri” hesap gününde!..
Aynen;
Bu peyniri kim oydu, der gibi… Bu çorabı kim deldi, bu kazağı kim kemirdi, bu camı kim kırdı, bu vasıtayı kim vurdu, der gibi soracaklar herkese, hepimize:
“Bu ömürler niye delik deşik?.. Bu boşluklar neyin nesi, kim oydu bunları böyle, kim çaldı ortalarından?..”
…..
Nasıl “ben” diyeceksin?..

{*}

…..YİRMİBİR
Bazıları yapmak için öğreniyor.
Bazıları anlatmak için öğreniyor…

{*}

…..YİRMİİKİ
Bir sıkıntısı var ki bağırıyor…
Ağzını tıkayıp sesinin çıkmasını mı engellemeli;
…yoksa, ona bu sözleri söyleten sebebi ortadan kaldırmanın yolunu mu aramalı?..

{*}

…..YİRMİÜÇ
Körlerin birbiriyle toslaşması gibi, karanlık/yarı karanlık salonlarda ayaklarım-ellerim dolaşmadı bir daha; ne kendimin, ne de bir başkasının elleri-ayaklarıyla…
Çünkü şu cümle, bir avize ampulü gibi yandı tepemde:
“Kader emir değil, ilimdir… İnsana tercih verilmiştir; tercihini neye yaparsa Allahü teala (da dilerse) onu yaratır…”
İşte o zaman aydınlandı zihnimde matematik, aydınlandı biyoloji, coğrafya, tarih…
…ve edebiyat;
…pırıl pırıl aydınlandı!..

{*}

…..YİRMİDÖRT
Farkındayım;
Birkaç tanesini okumuş olanlar, bildiğini söyler bütün yazacaklarımı… Ne anlattığımı bilmeyenler ise, zaten bu satırları okumaz!
🙂 Yani…
Terk edilmiş çadırında nefes açmaya çalışan zurnacı gibi;
Kendin çaal; kendin dinle!..

{*}

…..YİRMİBEŞ
Çok sevmekten de daha iyi olanı anladım sonunda:
Devamlı sevmek!..

Stop
Muammer Erkul
21 Ağustos 2005 Pazar

 

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir