1 min read

Cebi olmayan fistan… [11 Eylül 2002 Çarşamba]

Cep dikmeyi unuttukları bir çocuk fistanı gibiyim; Bu hasret nereme sığacak?.. 

{*}

Ellerim boşluğa boşluğa gidiyor…
Dünyada basacak yer bulamayan sarhoşun dolaşık ayakları gibi; karışık parmaklarım üzerimde sığınacak bir kuytu bulamıyor…
Aklım, yangında gevreyip kalmış son dala tüneyen kuş gibi;
Şaşkın!.. 

{*}

Sorma… Bilmiyorum; bir gün kaç gündür, ve kaç günde biter bir gün?..
Sorma… Bilmiyorum; gönül mü sevdadadır, yoksa sevda mı gönüldedir?..
Sorma… 

{*}

Bilmiyorum, hasret nerdedir?.. Orda mı, burda mı?.. İçinde midir kişinin, dışında mı?..
Yani onu bıraktığın yerde midir özleyiş, yoksa senin gittiğin yerde mi?..
Yoksa, "kendini" götürmediğin zaman mı acır mesafeler?.. 

{*}

Üşüyen bir dinamit kadar çaresizim!..
Açsam sana kollarımı, ısınacağım… Ve ısınacak ortalık, ve duyacak cümle âlem kavuştuğumuzu…
Üşüyen bir dinamit kadar korkuyorum;
Donarak ölemeyeceğimden!..
…..
İşte, belki de bunun için, aynalar; koyunun seyrettiği kasap vitrini gibi!.. 

{*}

Şimdi, ben "nereme" sığayım?..
Değil cebi unutulmuş bir fistan, külliyen bir cep olsam; girebilemem,,, dolabilemem,,, sığabilemem bildiğim mekânlara!.. 

{*}

İpinden göndere çekilmiş gibi, bacağından vitrine asılmış gibi, ve bir branda gibi "bütün" olarak…
Sarılacağım sana…
Ama bilmiyorum, sevda mı yanlış bahçede açılmış bir çiçek gibi; yoksa hasret mi uzak yamaçlarda tütüyor?..
Ceplerim mi olması gereken yerlerde değil; yoksa ben mi?.. 

{*}

Şimdi, niye soruyorsun ki bana; on gün kaç gün eder ve kaç günde biter on gün?..
Bilmiyorum!
Bildiğim; ateş karşıdan ısıtır…
Ve yanarım;
Düşersem içine!

Stop
Muammer Erkul
11 Eylül 2002 Çarşamba

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir