11 mins read

Duygu Bahçemiz (FETİH 1453 FİLMİ – T. Akdemir)


Fetih 1453 Filmi 


Salon dağılmıştı… “Ne tuhaf değil mi?” dedi ve ekledi; “sonunu bildiğin bir filmi izlemek…"

Hakikaten gişe rekoruna vesile olan onca insan, beyaz perdede sonunu bildiği bir film seyretti/izledi. Hepsinin sonunu bildiği, fakat birçoğunun muhtevasından/içeriğinden haberi olmadığı, daha doğrusu hakkıyla haberi olmadığı filmi…

Fatih Sultan Mehmed çok genç yaşta tahta çıktı, gece gündüz uyumadı, çok çalıştı, savaş başladı, günler geçti fetih gerçekleşmedi, atını denize sürdü ve “ya ben Konstantiniyye‘yi (İstanbul’u)  alırım, ya da o beni” dedi, gemileri karadan yürüttü, büyük toplar döktürdü ve bir gün "aşılmaz" denilen surları yıkıp İstanbul’u feth etti. Bizlere ezberletilen buydu. Ezberletilenlerin dışında kaç kişi açıp da fetih hakkında kitap okumuştur? Birkaç farklı bakışla sunulan "fethi" kimler görmüştür?…

İnsan, sonunu bildiği bir filmi bile yine de heyecanla seyredebiliyor/izleyebiliyor. Bu durumu, baş ile son arasındaki geçen ve adı "hayat" olan zaman dilimi içerisinde yaşanılanları öğrenmek isteyen merak duygusuna borçlu. Acaba bu merak duygusu, kendi sonunu hiç merak ettirmiyor mu? İstanbul’un fethine giden cennetmekân Fatih Sultan Mehmed de, yeniçerileri de, orduyu aşka getiren mehteran üyeleri de, askerin karavanasını pişiren aşçı da I’LÂY-I KELİMETULLAH için gitmişlerdi. Yüce dinimizin; "bu uğurda ölenler şehittir" müjdesine kavuşmak için gitmişlerdir. Gidenler asla döneceklerinin garantisini düşünmediler. Çünkü, onlar şehit olmanın büyüklüğünü daha tatmadan idrak etmişler ve hadisi şerif ile müjdenmişlerdi.

Onlar biliyordu, ya biz? 

Onlar bildikleri halde daha da fazlasını elde etmek için canlarını yok pahasına ortaya koydular. Ya biz?

Hayatımız da, bizim filmimiz. Ve âdemoğlu bu filmin de sonunu biliyor.  Her film gibi ömrün de bu âlemin de bir sonu var. Gerçek ve sonsuz bir hayat için ölümle sonlanıp kabirde konaklayacak bir film için… Sonunu bildiğimiz bir filmin, neticesine doğru yol alırken ne yapıyoruz?

Filmin beğenmediğim yönü pek çoktu, daha doğrusu savaş sahnelerinden gayri beğendiğim kısmı yoktu. Filmi seyrederken/izlerken sadece kendimden utandım. Bu topraklar için feda edilen hayatları görüp de kendi vurdumduymazlığıma, hayırsız bir torun oluşuma utandım…
 
Bugün, sarayda doğan son sultan Neslişah Osmanoğlu gözlerini hayata yumdu. "İnna lillah ve inna ileyhi raciun…" Acaba bu durumdan şanlı ecdadın torunlarından kaçı haberdar? Bir zamanlar kendi mülkü olan- burada kendi mülkünün altını çizmek istiyorum- bu topraklardan sürülen o koca hanedanın bizlere bıraktığı bu topraklarda yaşayan kaç kişi bugün onlara bir Fatiha okudu?

Biz gençler, yarının umutları! Okumazsak, okutmazsak yarın çocuklarımıza anlatacağımız bir “biz” olmayacak… Bu yozlaşma böyle devam ederse bizler anne ve babalarımız gibi “bizim zamanımızda…” diye başlayan cümleler bile kuramayıp ve kuramadığımızdan ötürü için için kendi kendimizi yiyeceğiz. 
Yarın, nasipse, bizi bekleyen bir güneş var. Hem de bizi ısıtmaya, yüzümüzü gülümsetmeye namzet bir güneş, yani yeni bir gün var… 
Hiçbir şey için geç değil diyerek "zevkle okuduğum" kitaplardan bazılarını tavsiye etmek istiyorum.

Demişler ya; “benim adım Hıdır, elimden gelen budur.” 

Bendeniz de o misal, kıymetli dedelerim için, ufacık bir şey bile olsa yapmış olabilmenin ümidiyle şefaatini arzulayabileyim…

Bu sadece duaya vesile olması için dostlarla paylaşılan bir maildir.

Dua eder, kıymetli dualarınızı istirham ederim.

Hürmetlerimle…

Tuba Akdemir


{*}{*}{*}


Kitap Adı:
Şah-ı Cihan Fatih Sultan Mehmed Han

Yazarı:
Ahmet Çoşkun
Yayınevi:
Babıali Kültür Yayıncılık

Bütün yönleri ile fethin öncesini, fetih sırasını ve fetih sonrasını ele alan hoş ve en önmlisi güvenilir bir kitap…

{*}{*}{*}


Kitap Adı:
Kayı 1, Kayı-2, Kayı-3 ve Kayı-4

Yazarı:
Prof. Dr. Ahmet Şimşirgil
Yayınevi:
KTB Yayıncılık

Osmanlı tarihini Osman Bey’den başlayarak anlatamak için yola çıkılmış bir kitap. Allahu Teala hocamın kalemine kuvvet versin de bir an önce bütün seriyi okumak nasip olsun 🙂 Efedim gelelim kitabı, beni yakından tanıyanlar “yine mi Kayı” diyebilirler amma tekrarda fayda vardır değil mi 😉 Osmanlı’yı anlatan kitaplar pek çok lakin Kayı gibisi yok! Öyle bakmayın, Ahmet Hocam yazdı diye böyle söylemiyorum. Kayı’lar birinci kaynaklardan faydalanılarak yazıldığı için güvenilesi, okunası ve okutası bir kitaptır bizim gözümüzde…

{*}{*}{*}

Kitap Adı:
Bir Darbenin Anatomisi

Yazarı:
Yılmaz Öztuna
Yayınevi:
BKY (Babıali Kültür Yayıncılık)

Geçtiğimiz günlerde vefat eden Yılmaz Öztuna’ın kaleme aldığı kitabı Babıali Kültür Yayıncılık’tan çıkmıştır. D&R’da bulunması lazım… Kitap aslında tam da bugün başlayan tarihi dava (12 Eylül Darbesi için olan) gibi olan konuyu ele alıyor. Cennetmekân Abdülaziz Han’ın birkaç çapulcu tarafından haksızca ha’l edilmesi ve ardından hunharca katledilmesini, ve üzerinden 5 sene geçtikten sonra Yıldız Mahkemesi’nde hesabının sorulması ile o dönemin olaylarını anlatıyor. Açıkçası kitaba başlamadan önce anlattığı olaylardan ötürü sıkılacağımı ve dilinin ağır geleceğini düşünmüştüm ki, elimden bırakamadığım kitabı okurken önyargılı olduğumu anladım. Kitabı tavsiye ediyorum lakin kitabın içerisinde padişahlar için kullanılan gaflet vb kelimeleri bir okuyucu olarak hiç hoş bulmadığımı da söylemek isterim çünkü tavsiye ettiğim için vebal olmasından korkarım.

{*}{*}{*}

Kitap Adı:
Yaşanmamış Anılar

Yazarı:
Mim Kemal Öke
Yayınevi:
Nesil Yayınları

Bir hikâye havasında yazılmış olan kitap, Abdülhamit Han’ın oğlunun gözünden Osmanlı’nın son yüzyılı iç ve dış gaileleriyle okuyucuya sunulmuş. Kitabı şuan okuması için birisine verdiğimden ötürü kitap elimde olmadığından kitapla ilgili yazacaklarımı toparlayamıyorum. Kitabın arka kapak yazısını sizinle paylaşıyorum ki bu kitap da okunması hoş bir kitap :

Yaşanmamış Anılar tarihimizde ‘Ulu Hakan / Kızıl Sultan’ sarkacında sıkışmış II. Abdülhamid’in biyografik romanıdır. Oğlunun gözünden Osmanlının son yüzyılı iç ve dış gaileleriyle veriliyor. Anı olarak kaleme alınışı ile tarihteki ‘insan’ unsuru, zaaf ve kudretiyle sergilenmesini sağlıyor. 
Yazarı, Tarih profesörü Mim Kemal Öke’ye göre; tarih, bir milletin kollektif anılarıdır. Hatıralar, eğer hipnotize edilmemişse milletin kültürel hüviyetini yansıtırlar… 

Eserde işlenen, Sultan Hamid’in şahsında bir milletin vicdanıdır. Önemli olan, tarihi değerlendirenlerin, söz konusu kişileri karalamadan ilgili zamanve mekan atlası için yerleştirmesi; o günü adeta yaşayarak nihai tahlile varmasıdır…

(Bu kitabı okuduktan sonra Ayşe Osmanoğlu’nun “Babam Abdülhamit” isimli kitabını okudum ve o dönemde İsmet Bozdağ’ın “Abdülhamit’in Hatıra Defteri” isimli kitapları okuyunca – her ne kadar aynı olayları birkaç defa okumak zaman zaman sıkıcı olsa da- aynı olayı farklı bakış açıları ile görmek hoş oldu. Arzu edenler olabilir diye paylaşmak istedim)

{*}{*}{*}

Ve roman tadıyla iki adet kitap daha…

Kitap Adı:
Aşkın Efendisi’ne

Yazarı:
Ragıp Karadayı
Yayınevi:
Babıali Kültür Yayıncılık

İnsanoğlu işte hamurunda mı desem yoksa toprağımız olan çamurunda mu desen, özünde  sevgi var, muhabbet var 🙂 Peygamber Efendimize (sallallahü aleyhi ve sellem) yazılan mevlid-i şerif’in hikayesi… Edebiyatımızda yazılan ilk mevlidin hikâyesi… Hem de latif bir üslup ile akıcı bir dil içerisinde… Kitap sevda dolu aşk dolu, adı üstünde 🙂 Bir yandan günümüzün popüler aşklarını(!) kıskandıran Doğan Bey’in aşk öyküsü anlatılırken; öteki tarafta Peygamberi’ne (sallallahü aleyhi ve sellem) yapılan terbiyesizliğe dayanamayan Süleyman Çelebi’nin Peygamberi’ne (sallallahü aleyhi ve sellem) olan aşkı ve bu aşkın sonundaki satırları ele alınırken; ötede gavurun gözünü kör eden hakkı reddeden asiliğne olan aşkı –tutkusunu- göreceksiniz… Tarih okumak ve aynı zamanda roman okumak isteyenlerin adresidir bu kitap…

{*}{*}{*}
Kitap Adı:
Görmedin mi Aliş’imi Tuna Boyunda

Yazarı:
Halil Delice

Yayınevi:
Babıali Kültür Yayıncılık

“Tuna Nehri akmam diyor
Etrafımı yıkmam diyor
Şanı büyük Osman Paşa
Plevne’den çıkmam diyor.”

Evlendiği gün nihayet bitip akşama dönmüştü. Hanımının yüzünü görme vakti gelmişti. Genç, ömrünü geçireceği hanımın yüzünü görmek için gelinin duvağını açtı. Ve karşısına bir duvak daha çıktı. Tam onu da açacakken dışarıdan duyduğu sesler üzerine durakladı. Sesler yükseldikçe meraklar çoğalıyordu. Gelin, gence seslerin nereden geldiğini bakmasını söyledi. Sonrası mı? Genç, soylarına deli denilen bir ailenin oğlu, evlendiği gün hanımının yüzünü dahi görmeden düşman tarafından ezilen toprak için sefere gider, hanımının duaları eşliğinde…

Yıllarca aynı mahallede, yan yana yaşadıkları Bulgarlara ne olmuştu da Tuna boyları boyunca yaşayan Türkleri dipçikleri ile döver olmuşlardı?

Mahremiyetin, sevginin, sabrın ve vefakarlığın gölgesinde, 90 yaşındaki ninesinden 5 yaşındaki Muzaffer’ine kadar topyekun bir halkın savunduğu o beldeyi, Plevne Müdafaası okumak isteyen buyursun.

Farklı kitaplarla yine karşınızda olmaya devam edeceğiz.Ve şimdiden bütün kitaplar için afiyet olsun, bize dua eden diller bol olsun :))) 
 


                ***
Kelâm-l  kibar, kibâr-l kelâmest
                      ***

 

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir