Duygu Bahçemiz (FEVKALADE BİR GÜNDÜ O GÜN – Hicran Seçkin)
Güneş aynı yerinden mi doğmuş, yoksa başka yerden mi bilmem.
Ama havada bir fevkaladelik varmış…
Güneşin sarısı değişikmiş değişik olmasına da zaten, havanın ısısı, nemi, kokusu da değişikmiş sanki…
Sanki, büyük boy demliğin içindeki tavşan kanı çaya karanfil karışmış gibi, ya da aşureye tarçın, yahut güllaca gülsuyu…
Yahut sanki; yaprakların arasına saklanmış akşamı gözleyen… Ve akşamla birlikte, saklandığı yerden ennnfes kokusunu gizli gizli yaymaya başlayan yeni açmış bir mum çiçeği gibi…
Her neyse işte, karışık bişeylere, hoş kokulu bişey karışmış…
..gibiymiş o gün hava… Mevsim musait olmadığından öyle her yerde pıtır pıtır çiçekler falan açmamış. Hoş, açsalarmış da çıktıkları deliğe geri kaçarlarmış, yeterince güzel olmadıklarının elemiyle!
Sümmülle fesleğen kafasına torba geçirmiş ‘aman kokumuz çıkmasın’ diye, utançlarından!
O gün bülbüller apar topar gagalarına paket lastiği takmış, ne olur ne olmaz, yanılıp da öteriz belki diye! (Sesini duyunca seslerinden utandılar zahir…)
Kargalar zaten hepten lal olmuşlar, ya da insaf edip gagalarını tutmuşlar…
Erzel-i ömürlerinde mecalleri tükenip tutundukları daldandüşerek yerlerde kerkepaze sürüklenen kuru yapraklar kaçacak delik aramışlar, bu yepppyeni yemmmyeşil doğumun yanıbaşında işimiz ne, diye…
Yaz mevsimi bittiğinden utanmış, yeni baştan başlamaya yeltenmiş de, Sonbahar diklenmiş; "Hooupp! Ağır ol bakiim; o benim güzelim!.." diye… Hatta, rivayet edilir ki, Yaz mevsiminin öyle asil duruşunun sebebi ise İlkbahar’ın onu dürtmesiymiş; "Çekil şöyle aradan da yeniden geleyim. Geleyim ki kucağıma doğsun o yepyeni hayat. Zira yemyeşil başlangıçlar en çok benim bağrıma yakışır takdir edersiniz ki…" demiş imiş. Fakat Sonbahar kimsenin gözünün yaşına bakmamış, onurlu duruşunu sürdürmüş ve; "Beni seçen başımın tacıdır, otağımın sultanı. Başımın tacı, otağımın sultanına ilişecek cengaver önce beni saf dışı bırakmalı!" deyu gürleyip, bin yıldır kınında duran kılıcını çekmiş. Bu sırada köşesinde sessizce olanları izleyen Kış araya girmiş neyseki. Buzlu sesi yükselen harareti durdurmuş: "Kan dökmeye hacet yok asla! Herkes bahtına düşene razı olsun. Sizden daha yakın ben varım burda. Karlarımı, fırtınalarımı erken gönderir, ani bir baskın vererek ben alırdım alacak olsam onu bağrıma… Ama bu yiğitliğe sığmaz. Herkes bahtına razı olmalı Varın gidin herkes yerli yerine!.."
Kış’ın bu serin sözleriyle silkelenip kendilerine gelen İlkbahar’la Yaz, üzüle süzüle dönmüşler yerlerine çaresiz…
O gün "onun" sesiymiş bülbülleri susturup kargaları insafa getiren…
Onun nefesiymiş havaya böyle fevkaladelik katan…
O gün yeryüzüne açılan onun yüzüymüş, çiçeklerden daha güzel…
Onun kokusuymuş yine, çiçekleri kokularından utandıran…
Ve onun doğumuymuş mevsimleri kapıştıran.
..
"- O gün ne olmuş ne olmuuş?.."
"- Ne mi olmuuş? Senin de bisiden haberin yok! Tabi ki, ‘Muammer Erkul’ doğmuş… 🙂
Hicran Seçkin
