Gülümse [06 Eylül 1999 Pazartesi]

Gülümse

Küçük bir çocuk Ekrem… Elindeki bozuk fotoğraf makinesinin “vizöründen” bakarak;
“Gülümseyin!..” diyor.

Küçük bir çocuk Ekrem…
Ama o bile biliyor ki;
Ardımızda, “hayat” adına ne varsa bırakmamız gereken, belki bir tebessüm…

Ben de sizler gibi pek çok insan gördüm, “beğenmediği fotoğraflarını” yırtan…
Albüme girenler, güzel fotoğraflar.
Güzel fotoğraflar; gülümseyen fotoğraflar!
Küçücük bir çocuk Ekrem…
Vizöründen baktığı fotoğraf makinesinin belki de bozuk olduğunu bile bilmiyor.
Ama; “Gülümseyin” diyor.
Demek ki çok şeyler biliyor!..

Dönüp arkamıza, bakıyoruz:
Gülümsemeyen ve beğenmediğimiz ne varsa sabitlenmiş… Onları imha etmeye çalışıyoruz, gülümsemeden, zihinlerde izler bıraka bıraka!
Merak ediyorum, hangi fotoğraf makinesi insan hafızası kadar fazla görüntüyü zaptedebilir?..

Tercih bizim;
Ardımızda nasıl bir hayat bıraktığımız yani…
Tercih bizim;
Gülümseyebiliriz de, gülümsemeyebiliriz de “vizörden bakan” kişiye…
Mütebessim ya da tam zıttı bir “ömür resmi” bırakabiliriz ardımızdan; insanların bir zihni ve hafızası olduğunu umursayarak veya umursamadan…
Küçük bir çocuk Ekrem…
Hayattaki görüntümüzden “anlar” zaptetmeye çalışıyor. Aslında hayatı raptetmeye çalışıyor…
“Gülümseyin” diyor.
Biz, ona; görülmesinden mutlu olacağımız… Veya geri dönüp, yok edeceğimiz “resimler” veriyoruz!

“Gülemseyin” deyen Ekrem çok küçük bir çocuk…
O, elindeki bozuk makineyle insanları uyarıp duruyor.
Haklı mı ne?..
Biter mi?
Şu sünnet heyecanı biter mi acaba?.. Diyordum.
Bitiverdi!..
Okula başlayacaktım. Önlüğüm, çantalarım, kitap ve kalemlerim alınmıştı ama, kalan günler geçer mi, biter mi, diyordum…
Bitiverdi!..
Beş sene ilkokul… Ve diğer okullar…
Bitiverdi!..

Askere giderken düşünüyordum.. “Acaba, diyordum. Acaba biter mi birbuçuk yıl?..”
Bitiverdi!..
Nikah gününü beklerkenki koşuşturmalar…
Doğum saatini beklerkenki koşuşturmalar…
“Biter mi?..” diyordum her biri için…
Bitiverdi!..
Yoğun iş dönemlerinden, ağır ekonomik krizlerden… Taksitlendirilmiş borçların cenderesinden geçerken de soruyordum kendi kendime; “Biter mi?..” diye.
Bitiverdi!..
Hastalıklar… Zor sınavlar… Sıkıntılı yolculuklar…
Bitiverdi!..
Sadece gerginleştiklerim değildi biten…
Ziyafetler… Arkama yaslanıp seyrettiğim filmler… Tiyatro oyunları… Müsabakalar… Nefes nefese okuduğum romanlar veya beni ilerideki mesafelere taşıyan kitaplar…
Bitiverdi!..
Sevdalar…
Hırslar…
İnatlar…
Bitiverdi!..

Bitenlerin hepsi de sırasıyla bitti, ard arda…
Biri biterken, “bitecek” olan yeni bir tanesi başladı.
Biter mi, dediğim ve bitiveren bir tanesinin, daha doğrusu her tanesinin ardından; “Bu da biter mi” diye sorduğum ve bir süre sonra da biteceğini göreceğim bir yenisi başladı…
Ama her başlayan, bir süre sonra;
Bitiverdi!..

Farkettim ki;
Biten herşey, bir “bütün”ün parçasıydı…
Biten her şey hayatın tükenen bir bölümüydü aslında…
Şimdi, soruyorum kendime;
Bitenlerin harmanı, bitmişlerin koleksiyonu, bütün bitmiş ve bitecek olanların “bütünü” olan bu hayat da bitecek mi bir gün?..
Sahi, bilen varsa söylesin;
Her biten gibi bu hayat bitecek mi bir gün?..
Ve her bitene yaptığımız gibi… “Bitecek olan hayat için de” az-çok hazırlık yapmamız gerekiyor mu?..

———————————————————

Sizden:
Merhaba Sayın Muammer Erkul ve Stop sakinleri
Ben Ayşe, köşenizi okuyorum. Köşenizden yayılan aydınlığın ve sıcıklağın sudaki halkalar gibi her gün biraz daha çoğaldığını ve başka gönüllere ve bana ulaştığını söylememe gerek yok, zaten siz bunu biliyorsunuz.
Ben de bu köşeye gönüllerindeki sıcaklığı ulaştıranlardan biri olmak için yazmak istedim:

Her şeye rağmen
Hemen hemen herkes sabredebilmenin olayları değişik pencerelerden bakabilmenin bir erdem olduğu konusunda hemfikirdir. Fakat bu erdeme ulaşabilmek söylemesi kadar kolay birşey değildir.
Hayatın en karamsar, en mutsuz anlarında umutları ve inançları ile her zorluğa Allahü tealanın verdiği güçle göğüs gerebilmek olgunlaşmanın en önemli basamağı.
O en karamsar ve mutsuz anlar aslında yolumuzun üzerinde bulunan tünellerdir. Tüneller dar ve karanlıktırlar. Ama sonuçta her tünelin ucunda mutlaka bir aydınlık ve genişlik bulunur.
Olgunlaşmak, o tünele girerken bizde olmayan ve bizde olmasını istediğimiz değerlerin kazanılması için bir fırsat olabilir. Tünelden çıktığımızda ise inançlarımızla, umutlarımızla sebatla o değerlere ve farklı bakış açılarına sahip olabiliriz. Belki tüneli saran karanlıkta yol alabilmek için daha önce doğru dürüst kullanmadığımız, belki de varlığından haberdar bile olmadığımız yeteneklerimizin varlığını öğreneceğiz. Ve bunları en güzel ve faydalı şekilde kullanır hâle gelebileceğiz.
İnsan hayatında hep aynı renkler ve mevsimler olsadı diğer renklerin ve mevsimlerin güzelliğini ve varlığını asla öğrenemezdik.
Uzun vâdede düşünürsek, şu anda bize hüzün veren olayların ve bize kötülük yaptığına inandığımız insanların sağlam bir irâde ve inançla dimdik ayakta durduğumuz takdirde bizim için ne kadar yararlı olduğunu anlayabiliriz.
Ben bunları yaşayarak öğrendim ve öğrenmeye devam ediyorum.
Sevgilerimle Ayşe-Zeytinburnu

ŞİİR
Çocuklarınız
Biz çocuklarız
Çocuklarınız.
Kopmamış su damlası.
Göğe savrulan ıtır
Sevgi höşgörü tarlası.
Okşayan bir el istiyoruz
Hepimizi okşayan
Bir nefes sevgi
Hepimizi ısıtan…
Eğer dedikleriniz doğruysa
Yazıp, çizip söyledikleriniz.
Sahipleriysek yarınların
Işıklarıysak;
Okşayan bir el istiyoruz
Hepimizi okşayan
Bir nefes sevgi
Hepimizi ısıtan…
A. Volkan Yaman-Hatay

Stoplayanlar…Stoplayanlar…
Fatih Gürbüz-Halkalı Tufan Gür-Haznedar, Didem Mertoğlu-Sarıyer, Fulya Aydemir-Söğütlüçeşme, Sevim Kulak-Kastamonu, Nazmi Hamzaoğlu-Halkalı, Sema Senev-Şişli, Oktay Mutlu-Çerkezköy, Semra Gülşen-Almanya, Hakan Alkan-Niğde, Şenol Kahraman-Ankara, Fadime Kulak-Nişantaşı. Çiğdem Mertoğlu-Beşiktaş, Hadi öz Adam-Konya

Stop
Muammer Erkul
06 Eylül 1999 Pazartesi

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir