İlk hırsızlık! [04 Eylül 1999 Cumartesi]

İlk hırsızlık!

Topkapı Sarayı’ndan, tarihinde ilk defa bir “çalınma” olayı yaşandı… Öyle deniyor.
Minyatür el sanatları bölümünden…
El yazması bir Kur’an-ı Kerim… 25.5×34 cm. boyutlarında… Farsça meali… Elde mevcut bulunan 239 yaprak…
11’inci yüzyıl, Selçuklu döneminden kalma… 900 senelik…
Topkapı Sarayı, İnönü Stadyumu kadar korunmuş olsaydı bu hırsızlık hadisesi vuku bulabilir miydi dersiniz?

Haber ilginç geldi bana:
“Topkapı Sarayı tarihindeki ilk hırsızlık…”
Bu lafa, müze sorumluları ve görevlileri de bıyık altından gülüyorlar mı acaba benim gibi?..
Yoksa endişeliler mi; “başımıza iş açılır mı” gibilerinden?..
Hııı?..
Memleketin “namusu” teslim edilmiş bu herifler acaba dün gece uyuyabildi mi?
Acaba, aralarında; “kaydını depoya kaydıralım da kurtulalım” diye düşünen oldu mu?
Acaba gözü açık veya kapalı “uyumak…”
Acaba nasır tutmuş “ihmal alışkanlığı…”
Acaba niye bunlara soruyorum diye birileri kızıyor mu şimdi bana?

Soru sormaya bayılıyorum… Özellikle de kendi vicdanına sorusu olmayanlara!
Çünkü soruların ardındadır cevaplar.
Cevaplar ise gerçekleri getirir.

İlk hırsızlık!..
Sorgulamayın aabiyaa bidaa çalmam….
Unutun be usta, valla bida çaldırmam!
Marmara böylesine sallanmışken… Af tantanası böylesine sallarken ortalığı… Bir de böylesine deprem söylentileri dolaşırken ortalıkta; acaba 900 senelik Kur’an-ı Kerim’in “çaldırılmış” olmasının şiddeti richter ölçeğine göre kaçtır?..

Komiklik yapmaya çalışmıyorum…
Çocukluğumdan beri Topkapı Sarayı’nı görmekteyim her gün, uzaktan veya yakından…
Yetkililer son yirmi yılda buranın kaç defa restore edildiğinin kaydına baksın, var ise!.. Nerelerin yapıldığını, nerelerin bozulduğunu araştırsın… Sarayın orijinalitesinin yüzde kaç “çalındığını” araştırsın.
Kaç kamyon moloz çıktığının kaydı var mı Saray’dan?..
Topkapı Sarayı’nın kendi yaşındaki kapı-pencere sedefleri, duvar çinileri nerde?.. Onlar hırsızlıktan sayılmıyor mu?..

Yine bu çini parçalarının hatıra olsun diye çocuklar tarafından bile ceplere doldurulduğunu görmedi mi hiç kimse? Daha kötüsü; yerlerdeki bu yığınların süpürülüp, dökülmek üzere arabalara doldurulduğunu da görmediler mi?
İlk hırsızlıkmış!..
Kaç televizyon programına konu oldu Topkapı Sarayı, sayan var mı?..
(Burada Kıbrıs’tan telefon geldi. Ne yazdığımı anlattım… “Ben de görmüş ama almamıştım o çinilerden” dedi.)

İlk hırsızlıkmış!..
Önce, “ne çaldırıldığında” hırsızlık sayıldığına karar verilebilir mi acaba?..
Burda, mahalledeki bir arkadaşımın atölyesinde bile Topkapı Sarayı’nın çinilerinden bir parça var. İple, duvarına asmış.
“Neden aldın?..” diyorum.
“Topkapı Sarayı’nda ziyan oluyordu!..” diyor.
Gerçekten de bir sürü parça toplamış içi sızlayarak yerdeki “rezilliğin” arasından… Sonra “ayıp oluyor” diye, içi sızlayarak (biri hariç) hepsini bir kenara bırakmış… Ardından, içi sızlayarak almış, cebine koymuş ve buraya getirmiş… İçi sızlayarak duvarına asmış… İçi sızlayarak koruyor ve gelenlere anlatıyor bu çini parçasının hikâyesini…

“İlk hırsızlık” olayını yaşayan Topkapı Sarayı’nın hakikaten çok sıkı korunduğuna inanıyorum;
Manevî güçler tarafından…
Yoksa şu anda, Sarayın bulunduğu “araziye” depremzedeler için çadırkentler kurulmuş olurdu!..
…………….

Bir acaip durum da; (aynı gün) Küçük Ayasofya Camii’ndeki (minber altındaki sandukasından sakal-ı şerif’in çalınması!..
Yine de… Yine de şefaat ya Resulallah…

——————————————————-

Siz alınmayın!

Dünya tatlısı iki insan;
Ahmet amcam ve Nuriye yengem…
İkisi de hacı.
Bahçeye, hemen evlerinin dibine üç metrekarelik basit bir kömürlük yapmaya çalışıyorlar, öğleden önceleri…
Duyuyorum, yandaki komşuyla gülüşerek konuşuyorlar… Bu kısa sohbet arasında, bitişik bahçedekileri, üzerine basa basa uyarıyorlar:
“Bakın, biz şimdi çalışmaya başladık.
Biraz sonra kavga edeceğiz, sakın siz kendi üzerinize alınmayın!..”
İyi mi?..

Kavgalarını da otur dinle yani, değer..
“Biz biraz sonra kavga ederiz, siz alınmayın…”
Yengemin ve amcamın biribirlerine kırılıp, küstüklerini görmedim. Hayatta “küsmeye değecek” bir şey olduğuna inandıklarına da inanmıyorum…
Ama, duyduğumda benim çok güldüğüm… Çok hoşuma giden bu hikâyelerinde ne çok alınacak ders var, değil mi?

——————————————————

Geç mi kaldım?

Dün gece televizyonda görünce tüylerim dimdik oldu, ürperdim…
Birkaç anne ile konuşuyordu muhabirler… Birkaç küçük çocuğun fotoğrafı, daha önce kaydedilmiş görüntü bantları yayınlanıyordu ekranda… Ve depremden sapasağlam kurtuldukları halde hiçbir yerde ve hiçbir listede bulunamadıklarından bahsediliyordu.
Israrla vurgulanan ise; organ hırsızlarıydı!
Geçenlerde aklıma gelmişti ancak ve uyarmıştım… O yazıda anlatmıştım olduğum; (evinin bahçesinden kaybolup, bir hafta sonra böbreğinin biri eksik olarak aynı yerde bulunan) küçük kızın hikayesi acaba çok mu geç gelmişti aklıma, geç mi uyarmıştım?..
Umarım yanılıyoruzdur…
Umarım bazı insanlar bu kadar vicdan fukarası değildir…
Sizden biri:
Bugün senin için bir duada bulundum. Dua ederken seni de hatırladım bugün. Allah seni kimseciklere unutturmasın…

——————————————————-

Merhaba…
Muammer Ağabey, sevgi ailesinin fertleri çoğaldıkça gazetedeki yerinin rengi de arttı. Daha bir güzelleşti sanki. Daha bir canlılık kazandı. Yazılarının nefes aldığını hissediyorum.
Ağabeyciğim, şu hayatta sevilmeden, sevilmek için en ufak bir çaba harcamadan yaşayan o kadar çok insan var ki. Onların nasıl huzurlu olabileceğini aklım almıyor. Sevilmeden nasıl yaşayabiliyorlar? Buzdan bir kabuğun içinde hangi yalanlarla kendilerini avutuyorlar acaba?..
Sevilmeden bir ömür sürdüren insan sevmiyordur da… O insanlar ömürlerinin son demlerinde dönüp geriye baktıklarında geçen zamana hayat diyebiliyorlar mı gerçekten?.. Onların hatıraları yok mu? Varsa nelerden ibaret? Gözyaşları bir kerecik anlam kazanmaz mı küçük bir çocuğun başını okşarken… Aman dileyen birinin feryadına koşarken?..
Muammer Ağabey, insanlara sevgiyi hatırlattığın için teşekkürler… Senin adına da sana teşekkür ederim; sevilmenin güzelliğini kendine yaşattığın için.
Ağabeyciğim; şiirin, insana kendini hatırlattığını düşünüyorum. İnsanı vicdanıyla başbaşa bıraktığına, kişiyi özüne döndürdüğüne inanıyorum. Şiir duygu işi değil mi? Duygular her zaman temiz değil belki, ama dürüst. Şair olabilmeyi her zaman çok istedim. Böylece daha insancıl olabilecektim sanki… Olmadı. Şimdilik bu kadar. Çetin’e selamlarımı da unutmayasın… Sevgiler. Sultan Yıldız-Üsküdar

Stop
Muammer Erkul
04 Eylül 1999 Cumartesi

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir