11 mins read

Kırkambar (Bunları biliyormuyuz?)

 

BUNLARI BİLİYOR MUYUZ?
 
Yahudilerden Müthiş İtiraf: 1967 yılında Pariste düzenlenen dünya Yahudi Kongresi’nin zabıtları arasında bulunan bir belgedeki kayıtlara göre bir delegenin : "Evet bugün bağımsız bir devletimiz var ama mesut muyuz? Osmanlı’nın devrindeki gibi huzurlu muyuz? Samimiyetle ve hepinizin içinden geçenleri dile getirdiğime inanarak söylüyorum ki hayır! Bizim bu dünyada huzurlu ve emniyetli yaşamamız. Osmanlı’yı yeniden kurmaya bağlıdır!. Ama o da ikânsız…" diyerek bir gerçeği itiraf ettiğini…

Çağdaşlaşma Yolunda: 1930’lu yılların Türkiyesi’nin Urla gibi bir Ege şehrinde dahi açlıktan insanların öldüğünü…
Ortalama bir memurun aylık maaşının 50 lira olduğu bu dönemde, çağdaşlaşma yolunda(!)
75 000 lira gibi büyük paralar ödeyerek heykel yaptırdığımızı!

Kendinizi Türklere Emanet Edin: 16. yüzyılda Osmanlı Devleti’nin gelişme yolu üzerinde direnmiş ve Türk orduları ile savaşa tutuşmuş olmasından dolay Katolik Avrupa tarafından kendisine "Hıristiyanlığın şövalyesi" ünvanı verilen Boğdan Beyi Büyük Stefan’ın ölüm döşeğin de, evlatlarına gayet ibretli bir şekilde: "Belki de yakında himayeye muhtaç olacaksınız Asla Rus’a yanaşmayın. Haindir, sizi yok eder. Fakat kendinizi Türklere emanet edin. Adil ve merhametlidirler" diyerek nasihat ettiğini…
 


Talan Edilen Mirasımız: Şanlı Osmanlı Devleti’nin kurucusu Osman Gazinin mübarek ve muhterem anası Hayme Hatunun Domaniç’teki türbesini ulu hakan Abdülhamid Han‘ın, ecdadına hürmetinin ifadesi olarak büyük bir itina ile tamir ettirip pencerelerini atlas perdelerle kaplattırdığını ve zeminini de Hereke dokuması muhteşem bir halı ile, döşettiğini. . . Daha sonraları iş başına gelen Halk Partisi döneminde ise o muhteşem halının türbeden gasp edilerek, partinin İnegöl ilçe idarecilerinin kapılarına paspas yapıldığını ve atlas perdelerinin de kaymakamlık binasında kullanıldığını…


Ecdadımızın Silinmez İzleri: 1976 senesinde Suudi Arabistan’ın Cidde şehrinde, deniz suyunu tatlı suya çeviren bir tesisin açılışından sonra meslektaşları ile sohbete girişen dönemin Türkiye Büyükelçisi Necdet Özmen‘in bir ara söze: "Bu Suudi Arabistan’ın ilk tuzdan arıtma tesisidir" diye başlaması üzerine Fransız Büyükelçisinin hayretler içinde kalarak: "No… Sör… Bu Suudi Arabistan’ın ilk tuzdan arıtma tesisi değildir. İlki Osmanlılar’ın 1800.lü senelerin sonunda yaptığıdır…" diyerek ecdadımızın eşsiz mirasından habersiz yaşayan elçimizi mahcup ettiğini…

Bitmeyen Osmanlı Muhabbeti/Sevgisi: Balkanlar’dan Orta Doğu’ya kadar büyük bir coğrafyanın 1. Cihan Harbinden sonra elimizden çıkmasına rağmen, o topraklarda yaşayan halkın hala büyük bir hasretle "Osmanlı, Osmanlı" diye sayıkladığını… Budapeşte’den gelen bir yazarımıza bir Boşnak,ın’. "Madem ki İstanbul’a gidiyorsun Allah aşkına o şehrin toprağını benim için öp Allah benim canımı İstanbul’u görmeden. alması!" dediğini Trablusgarp’daki ihtiyar Cezayirlilerin, boyunlarına muska diye Osmanlı parası taktıklarını…

Avrupa’da Akıncı Korkusu: 1534 yılında Viyana’daki St. Stephen Katedrali’nde. Osmanlı akıncılarının yaklaştığını görüp çan çalarak haber vermekle vazifeli bir memuriyetin ihdas edildiğini ve bu memuriyetin ancak 1956 yılında, Viyana Belediye Meclisince. "Artık bir Osmanlı tehlikesi kalmadığından, bu vazifenin lüzumu yoktur" diye bir karar alınarak iptal edildiğini…

Ağaca Asılan Zekat Parası: Fatih Sultan Mehmet Han devrinde bir Müslümanın. günlerce dolaşıp senelik zekatını verebileceği fakir birini arayıp bulamadığını… Bunun üzerine zekatının tutarı olan parayı bir keseye koyarak Cağaloğlu’ndaki bir ağaca asıp, üzerine de: "Müslüman kardeşim, bütün aramalarıma rağmen memleketimizde zekatımı verecek kimse bulamadım. Eğer muhtaç isen hiç tereddüt etmeden bunu al…" diye yazdığını.. Ve bu kesenin üç ay kadar o ağaçta asılı kaldığını…

Nebiler Sultanı’nın Güzellikleri: Aşk bahçesinin yanık bülbülü Hazreti Mevlana’nın, Peygamberimiz’in sallalahü aleyhi ve sellem, üstün vasıflarıyla alakalı olarak: Nebiler Sultanı’nın sallalahü aleyhi ve sellem, vasıflarının şerhini. eğer ben devamlı, durmadan söylesem, yüzlerce kıyamet geçer de o yine bitmez. " dediğini… Sahabi efendilerimizden Amr bin As’ın radyallahü anh: "Benim gözümde Resulullah’dan sallalahü aleyhi ve sellem, daha sevgili, benim gözümde Ondan daha büyük bir kimse yoktur. Ne var ki, Ona olan tazimimden gözüm doya doya Ona bakamıyordu " dediğini. . . İmam Kurtubi’nin de "Nebiler Nebisi’nin sallalahü aleyhi ve sellem, güzellikleri bize tamamıyla gösterilmemiştir. Gösterilmiş olsaydı, gözlerimiz Ona bakmaya takat getiremezdi " diyerek İki Cihan Saadet Güneş’inin güzelliklerini bir nebzecik olsun anlatmaya çalıştıklarını…

Osmanlı Arması: Merhum Necip Fazıl Kısakürek in 1954 lü yıllarda çıkardığı Büyük Doğu mecmuasının bir sayısının kapağında, Osmanlı arması işlemeli sanat eseri bir kumaş resmini yayınlayınca, "padişahlık propagandası yapmak" gibi saçma bir gerekçe ile derginin o sayısının toplatıldığını ve kendisinin de suçlanarak mahkemeye sevkedildiğini Necip Fazıl’ın mahkemede kendisini suçlayan savcıya gayet ibretli bir şekilde: "İçinde adalet işlerine bakılan bu binanın tepesinde aynı Osmanlı arması var… Siz de mi padişahlık propagandası yapıyorsunuz?" diye haykırdığını…
 


Pasaport Farkı: Şanlı Osmanlı Devleti’nin yıkılmasından sonra, son derece üzgün ihtiyar bir Ürdünlünün, elindeki yeni Ürdün pasaportuyla İsviçre sefaretine giderek: "Herkes bu pasaportla alay ediyor Eskiden Osmanlı pasaportum varken selam dururlardı. Ben Osmanlı teb’asıyım ne olur bunu değiştirin" diye sefaret yetkililerine yalvardığını…


Türk Köşesi: Devlet i Aliye yi Osmaniye’nin üç kıtada at oynatıp buyruk yürüttüğü ihtişamlı dönemlerinde, Avrupa’da Türk hayat tarzı ve modasının çok tesirli hale geldiğini Evlerinde Türk köşesi bulundurmayan sosyete mensuplarının ayıplandığını…

Reformun Böylesi: 0 zamana kadar sadece batılıların kendi aralarında düzenledikleri balolara, yanlış batılılaşma hareketinin bir parçası olarak Türk devlet adamları da katılınca (1829), baloda bulunan bir Fransız kadının oldukça doğru bir teşhiste bulunarak "Türkler reforma, bitirmeleri gereken yerden başladılar" dediğini…

Hayal Müessesesi: Teb’asını "Emanetullah" olarak gören Osmanlı Devleti’nde, akıl hastalarına bimarhanelerde son derece şefkatle muamele edilip ceviz karyolalarda, ipekli çamaşır ve çarşaflarda yatırılıp güzel iltifat, ses ile tedavi edildiğini. Aynı dönemde Avrupa’da ise, akıl hastalarının ruhuna şeytan girmiş denilerek diri diri yakıldığını… İstanbul’daki bimarhaneleri giren Mongeri Pere’nin: "Burası Avrupa’nın asırlar sonra tahayyül edeceği bir hayal müessesidir dediğini ve Osmanlı’nın tatbik ettiği bu tedavi metodunun ABD’de ancak 1956 yılında uygulamaya geçebildiğini…

Üçüncü Dünyanın Kobayları: Batıda ilaç üretmekle alakalı yönetmeliklerin son derece ağır olup, bir ilacın piyasaya çıkarılmadan önce kobaylar üzerinde yeterince deneme yapılması lazım geldiğini ve bunun ise uzun ve pahalı bir yol olduğunu… Buna çare bulan batılı hümanistlerin(!), yeni geliştirdikleri denenmemiş ilaçları üçüncü dünya ülkelerine pazarlayarak hem para kazanıp, hem de milyonlarca gönüllü kobay üzerinde ilaçlarını denediklerini… İlaç iyi çıktığı takdirde mallarını batıda pazarladıklarını, kötü çıktığında ise foyası çıkana kadar üçüncü dünya ülkelerine satmaya devam ettiklerini…

İçi Yivli Toplar ve Ecdadımızın Sızlayan Kemikleri: Yavuz Sultan Selim Han’ın Ridaniye Savaşı’nda, ileri görüşlü babası Sultan II Bayezid’ ın icadı olan "içi yivli topları" kullanarak büyük muvaffakıyetler elde ettiğini.. Bugün ise bizlerin hala II Bayezid’in bu büyük icadını tarih kitaplarımızda: "Yivli top 1868 de Almanlar tarafından icad edildi" diye okutma gafletini göstererek ecdadımızın kemiklerini sızlattığımızı…

Tanzimat Dönemi Ordusu: II Mahmut döneminde Osmanlı ordusunun modernleştirilmesi için danışmanlıkta bulunan Alman komutanı Helmuth von Moltke’nin Tanzimat dönemi ordusunun halini "Bu ordu: kaputları Rus, talimatnameleri Fransız, tüfekleri Belçika, sarıkları Türk, eğerleri Macar, kılıçları İngiliz ve öğretmenleri her milletten, Avrupa sisteminde bir ordudur" diyerek tarif ettiğini…
Karakter yapılarını öğrendikten sonra, hatıralarında: "Bir kaide olarak, Ermeni ye istediği paranın yarısını, Ruma üçte birini, Yahudi ye dörtte birini veriniz. Fakat bir Müslümanla alışveriş ettiğiniz zaman istediği fiyattan emin olunuz ve istediğini veriniz"diye yazdığını…


Marks’ın Hayranlığı: Şeyh Şamil liderliğindeki Kafkas halkının, istilacı Ruslara karşı olan istiklal savaşlarında göstermiş oldukları büyük direniş karşısında Karl Marks’ın: "Hürriyetin nasıl elde edilmesi lazım geldiğini Kafkasya dağlılarından ibretle öğreniniz. Hür yaşamak isteyenlerin nelere muktedir olduğunu görünüz. Milletler, onlardan ders alınız…" diyerek hayranlığını itiraf etmek zorunda kaldığını… BİLİYOR MUYDUNUZ?

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir