Kırkambar (Osmanlı sarayı ve cariyelik)
Cariye harpte esir alınan kadındır. Esir alınan erkek köle olur, kadın cariye olur.
Peygamber efendimiz kölelerin ve cariyelerin azad edilmesini teşvik etmiştir. Kendisi buna hep önayak olmuştur ve sevabının çok olduğunu buyurmuşlardır. Köle ve cariyeyi hürriyetine kavuşturmak dinimizde çok sevaptır.
Bundan dolayı İslam aleminde kölelik revaçta olan bir müessese olmaktan çıkmıştır. Diğer dinlere mensup olanların toplumunda ise
son yüzyıla kadar sürmüştür.
Osmanlı padişahları ise hep cariyelerle evlenmişlerdir. Bu Osmanlı sarayının özel bir disiplini idi.
Sebebi ise, soyu sopu belli bir ailenin kızının padişaha eş olması ”mütegallibe” müessesesini de beraberinde getireceğindendir. Başka sebepleri de vardır. Padişaha enişte olmak veya kayınbirader olmak, akraba olmak sayılamayacak kadar nufuz suistimaline yol açar.
Ayrıca sarayda ”enderun” okulu diye bir olul vardır. İngiliz Eton koleji, Fransız Sorbon, Amerikan Harward enderun okulundan esinlenerek kurulmuştur. Halen Amerika, Fransa ve İngilterede devlet ileri gelenleri genelde bu üniversitelerin mezunlarından çıkar.
Osmanlı sarayında enderundan mezun olamayan şehzade bile padişah olamazdı. Padişah cariyesini veya onların arasından seçeceği nikahlı eşini ancak o okuldan mezun olanlar arasından seçebilirdi.
Enderunda okutulan dersler ve uygulanan disiplinler olağanüstüydü.
Buradan mezun olanlar hem din bilgilerinden hem de zamanın fen bilimlerinden mezun olmak durumundaydı.
Din bilgileri, kelam (iman, itikad), fıkıh (dinin emirleri ve yasakları), ahlak (özelde tasavvuf) konularını kapsardı.
Bu okulun öğretmenleri, zamanın önde gelen hocalarıydı.
Mezun olan kadın veya erkek tasavvufta da belirli bir düzey kazanırdı. Çoğunun kalp gözleri açılırdı. Evliya olurlardı.
İşte, padişahın eşi veya cariyesi olmak için böyle bir süreci tamamlamak şarttı. Yani, padişah veya bir şehzade sallapati, saraydaki bir kadına, aldım seni oldu da bitti maşallah, deme hakkına sahip değildi.
Osmanlı sarayının disiplinlerinden birisi de bu idi.
Türklerin frengi dediği (frenk, gavur hastalığı) Osmanlı sarayının semtine uğramamıştır. Batıda bu hastalıktan toplu ölümler yaşanmıştır. Batılı saraylarda krallar, hatta ve hatta Papa ölmüştür. Penisilinin keşfiyle duraklasa da ellili yılların sonuna kadar devam etmiştir. Güçlü antibiyotikler bulununcaya kadar.
Şİmdi alın size ”Muhteşem Yüzyıl” rezaletini. Osmanlıyı, Osmanlı eğitim sistemini, Osmanlı sarayını, sarayda uygulanan eğitim düzeyini, saray teşrifatını yani, disiplinini hiç ama hiç bilmeyen kimselerin yaptığı Muhteşem Yüzyıl filmini bakın görün.
Saraya nasıl intisab ettiği dahi irdelenmeyen bir aşüftenin pat diye Kanuni gibi bir padişahın koynuna girivermesini düşünebiliyor musunuz? O padişaha Batılılar (muhteşem) diyorlardı, biz (kanuni) diyoruz.
Her haliyle muhteşem bir padişaha böyle mübtezel ”özel yaşam” yakıştıranların kültür derekelerini tarife bir lügat bulamadım.
Muhteşem yüzyıllardan mübtezel yüzyıla…
Yaşar İmeci
