Misafir “hoş” gelir [19 Şubat 2004 Perşembe]
Dedemi, eli açıklığı ile anlatır çoğu kimse.
Köye bir garibin yolu düşse, aç veya açıkta kalan olsa; çocuklar bile takıp onu peşine getirirmiş derenin kenarından, ve seslenirmiş köprünün başından:
“Çavuş Dedeeee!..”
{*}
Misafirden büyük zenginlik ne olur; kırk yıllık ahbabı gibi karşılar geleni dedem, küçük odanın toprak zeminindeki hasırların üstüne bir sap döşek attırır, üstüne de yorgan-yastık koyar… Perdesini çekip (duvarın içinde, bir kişinin girip sağa sola pek fazla dönmeden su dökünebileceği kadarcık) hamamlığı ve su güğümüyle susak tası gösterir…
Sonra da; “kıble ise şu duvara doğru” diyerek, tarhana çorbasını getirmeye gidermiş…
{*}
Onca evlat ve torununa her işini gördürmesi mümkün, ama dedem eli ayağı tuttuğu müddetçe misafirinin hizmetini kendi eliyle görmeyi arzu eder; yaygının üzerine küçük tahta sofrayı oturtur; çorba tasının etrafına somun kırar ve vururmuş kuru soğanın tepesine…
“Poy” derler ki hoş kokulu bir ottur, tuza katılır ya birkaç baharatla birlikte; ekmeği-soğanı banmak, çorbaya-yemeğe sepelemek için…
Soğuksa hava, ve kırılmış soğanın keskin kokusuyla tarhananın ve poylu tuzun kokusu karışmışsa biri birine; yorgunluğunun çoğu gidermiş zaten yolcunun…
{*}
“Bismillah” der daldırırmış kaşığı, tok bile olsa dedem, önce kendisi… Sonra da:
“Hadi buyur, dermiş… Buyur ki ‘hesaptan beri’ olalım. Misafirle yenen yemeğin sorgusu olmaz, bilirsin…
Böyle gönülden ikram edilince de, buyur bakalım; külliyen şifa niyetine… Hoş geldin be cân, hoşnutluk getirdin, hadi buyur da sevindir bizi” gibi sözlerle gönlünü ve duasını alırmış…
Bilerek; yolcu, ve misafir, ve garip duasının makbul olduğunu…
{*}
Bazen odaya geçip oturamazmış misafir, çünkü bilirmiş; uyku gözünden aksa bile döşeğe giremez üstüne yorganı çekemezmiş…
Kıvranmasından anlar dedem, sorarmış:
“Derdin ne, bitin mi var?..”
Başını sallarmış adam; “bitliyim” diye…
O zaman temiz çamaşır getirir ve üzerindeki bitli-sirkeli (bit yumurtası) çamaşırları bahçenin bir köşesinde yakarmış…
{*}
Ama o yıllarda yok öyle kat kat elbise filan. İkinci kıyafet, “değişinmek için” sadece. Üçüncü kat elbisesi olan ise; zengin…
Ertesi gün, zavallı ninem; belki de “kefen bezini” biçip yeni bir takım çamaşır dikmeye çalışırmış dedeme, söylene söyle…
Sonraki gün de kazan kaynatır, kök boyalarla boyarmış diktiklerini…
{*}
Demin, bana uğrayıp selâm verdiğinizde ne vardı aklımda size anlatmak için, biliyor musunuz?..
Bunlar değildi…
Dedemden laf açıldı ya, düştü gene çenem…
Hani bazen, “konuyu bitiremediğimi” söylüyorum; bu defa öyle olmadı. Yani “bitiremedim” değil;
Başlayamadım!..
Stop
Muammer Erkul
19 Şubat 2004 Perşembe
