EBRU 2 yaşında:)
{dogum günü} İKİ YANAĞA BİRER ÖPÜCÜK :)** Yıldız‘ımızın minik kuzucuğu; EBRU’CUK 2 YAŞINDA… {*}{*}{*} Ebru‘ya uzun, sağlıklı, sevdikleriyle beraber ve hayırlı bir ömür diliyor… Babası Hakan Terzioğlu‘nu, artık okula bile giden Eren abisini, Aysun teyzesini ve bütün akraba ve sevenlerini tebrik ediyoruz… {*}
Unutulmaz kin! [01 Ekim 2009 Perşembe]
Cengiz Han: Dünyanın en meşhur zalimlerinden olan bu Moğol; birleştirdiği kabilelerden büyük bir yağmacılar ordusu kurdu. 1227’de ölünceye kadar, medeniyet adına rastladığı her şeyi yıktı, yaktı. Milyonlarca Türk ve Müslüman öldürdü… Unuttuk! V. Lenin: Komünist Partiyi kurup Marx’ın fikirlerini hayata geçiren çok yalancı ve zalim Rus Tatarı. Dinlere düşmandı. 1924’te ölünceye kadar geçen 7 senede […]
Utanmak! [27 Eylül 2009 Pazar]
Kutup ayılarına çok üzüldük ve foklara, balinalara… Aşağılanan Kızılderili, zenci, pigmelere ve savaşı bitmeyen milletlere çok üzüldük; hatta dünyanın öbür ucunda Koreliler için çok canlar verdik. İngiltere Prensine ve Hollanda Kraliçesine; Belçika, İspanya, Suud krallarına saygı duyduk hep. Avusturya, Tayland, Bhutan, Brunei, Norveç, İsveç, İspanya, Japon, Kamboçya, Bahama, Barbados, Kanada, Avustralya, Yeni Zelanda ve yeryüzünde […]
Utanmak! ÖZEL DOSYA
Açtığınız dosyada; Sultan Abdülhamid Han torunu Ertuğrul Osman Efendi‘nin 97 yaşında vefatı ve Sultanahmet’de kılınan cenaze namazından sonra dedelerinin yanına defnedilmesi üzerine STOP isimli köşemizde yayınlanmış yazılar… Köşemizde çıkmamış yazılarımız… Konu ile bağlantılı ve kuvvetlendirici mahiyette tarihçi (Yılmaz Öztuna, Prof. Dr. Ekrem Buğra Ekinci) ve yazarlarımızdan (Av. Rahim Er, Mustafa Necati Özfatura, Murat Başaran, Ahmet […]
Osman Ertuğrul Osmanoğlu vefatı
{vefat} OSMANLI HANEDAN REİSİ VEFAT ETTİ Dün (23 Eylül 2009 Çarşamba) vefat eden, Osmanlı Sultanı II. Abdülhamid Han’ın torunu Osman Ertuğrul Osmanoğlu‘nun (97) cenazesi, Cumartesi günü Sultanahmet Camisi’nde öğle namazından sonra kılınacak cenaze namazı ardından, dedesi II. Abdülhamit’in de medfun olduğu II. Mahmut Haziresi’ne defnedilecek.
Demek; sana ne! [25 Eylül 2009 Cuma]
Sultan Süleyman Han, bir gün devletinin ihtişamına baktı. Üç kıtaya yayılmış, okyanusları tutmuş Osmanlı’nın yıkılma ihtimalinin olup olmadığını merak etti. Birkaç satır yazıp; derin âlim ve büyük evliya Yahya Efendiye gönderdi. Hem uzun hem de geç beklediği cevap, iki kelime olarak hemen geldi! Sadece “Bana ne!” yazıyordu kâğıtta. Peki, bu ne demekti? Kısa zamanda buluştular: […]
Tohum ve nem [24 Eylül 2009 Perşembe]
Çoğu kimse şunu bilmiyor: “Osmanlı” ismiyle anılan dedelerimiz, kuzeyden güneye ve doğudan batıya kadar bütün toprakların sahibi olmak; bütün denizlerin hâkimi olmak; bütün insanları köle, bütün hayvanları mal yapmak ve bütün hazineleri bir araya toplamak derdinde değildi… O kutlu insanlar imparatorlarla, krallarla, hükümdarlarla savaşmadı… Onlar papazlarla, hahamlarla uğraşmadı… Onların düşmanları Patrik değildi, Kardinal ve hatta […]
Bayramdan güzel şey… [20 Eylül 2009 Pazar]
Bayram günlerinde herkes herkese selam verir. Bayram günlerinde herkes herkese şeker, mendil, çorap, çeşitli hediyeler, bir şeyler verir… Bayram, vermeye çalışmaktır! {*}{*}{*} Ha el öpmeye gelen çocuklara arzu ettikleri şekeri, ha rastlaştığın Müslümana hakkı olan selamı, ha karşına gelen meleğe senden istediğini… Bayram; vermeye alışmaktır!.. {*}{*}{*} Bayram; bir şeyleri seve seve, sevine sevine, kolayca verivermektir… […]
“-Ferhunde ne halt etti?” [18 Eylül 2009 Cuma]
Ramazanın son yazısı… Bu mübarek ayın her günü, gecesi ve saatinde söylenecek her sözü, okunacak her satırı, çekilecek her tespihi, edilecek her duası o kadar mühim ve kıymetli ki… İşte bu önemli zamanlar tükenirken ve söylenmesi lazım bunca söz varken; şu avuç içi kadar ve elbette gayet kıymetli köşemizde işlemek zorunda kaldığımız konu, gene televizyon… […]
Bir yanlış her doğruyu götürür! [17 Eylül 2009 Perşembe]
Avizesini parlatıyor sahibi ve ışığı binlerce huzmeye ayırsın diye kristal toplar sarkıtıyor boşluğa… Eskilerini sökerek en yeni ampullerden takıyor duylara… Orta çembere bitişik daha küçük avizeler de var ve onlardaki ampuller de zor sayılabilecek kadar çok ama hepsi de aynı hatta bağlı. Asla hata istemiyor, titizleniyor, işinin uzmanı olan ev sahibi. Masraftan kaçınmıyor, zaman çalmıyor, […]
Kim kâr istemez ki? [13 Eylül 2009 Pazar]
Dedemin selamını, koca minibüsteki üç yolcudan biri aldı. Şoförse kolundaki saate bakarken başka gelen olup olmadığını gözlüyordu. Az sonra durağın kâhyası düdüğünü öttürdü. O zaman isteksizce kıpırdattı arabayı ama “bomboş gidiyoruz” diye de homurdanıyordu… Haklıydı da. Taburelerle birlikte en az on kişi daha oturabilirdi arabaya ve hatta 25 kişi binmeden bu minibüse “doldu” denmezdi! Boş […]
“Ben de olmak Musliman!” [11 Eylül 2009 Cuma]
Saçı başı yolunmuş, yerlere yıkılıp toza bulanmış, hırpalanmış ve tırmalanmış olan turist elinin tersiyle de patlayan dudağını siliyordu. “Var ben olmak Musliman, ne oluyorsunuz size?” diyordu. Yaşlı bir adamın ardına sığınmış; irileşen mavi gözleriyle, korku içinde diğerlerine bakıyordu. {*}{*}{*} -Dinlemeyecekseniz sormayın, dedi o yaşlı adam. Boşuna anlattırmayın bana! -Anlat, dediler. Anlamak için dinleyeceğiz, söz… -Yetmişli […]
Ders, Çingeneden… [10 Eylül 2009 Perşembe]
İki Çingene, hiçbir kitabın öğretemeyeceği iki büyük ders verdi bana, unutmam mümkün değil. (Çingeneler için kullanılan “Roman” lafı yakın zamanda çıktı.) Yirmi seneyi geçti. Marmaris’e konmuş (geçici olarak konaklamış) kafile reisinin karısı falcı kadın; kumlardaki çıplaklara, üstsüzlere doğru elini uzatarak: “Ben mi Çingeneyim yoksa onlar mı” demişti. Susup kalmıştım! {*}{*}{*} İkinci ders ise klarnet sanatçısı Romen’in […]
Baba nasihati: “Ver!” [06 Eylül 2009 Pazar]
Dayıma uğradım. Yere diz çökmüş, kanepenin üstüne gazeteyi sermiş. Tam da şu okuduğunuz sayfalar açık. “Ne yazmış yeğenin?” dedim. “Cumadan yeni geldim, açtım sayfaları ama daha okuyamadım” dedi… “Dayımın korsan gözlüğü”nü hatırlayan vardır: Çift görmeye başladığı için gözünün birini kapatıyordu. Tansiyonu oynasa da şükür bu haline… “Katiyen pazara gitmem, demiş yengeme. Gözüm oynayıp duruyor. Elâlemin […]
Küpü kıran kral -2- [04 Eylül 2009 Cuma]
İlâhi; ilâhî olanı övmektir. Bu ise ibadettir. İbadet ise; söyleneni ve söylendiği gibi yapmaktır… Şimdi, pavyonlardan emanet alınan kimi çalgı ve çalgıcılar; şu mübarek ramazan-ı şerif günlerinde, sabahlara kadar çalıyor, çalışıyor. Hem de daha düne kadar kendilerini horlayan dindarlarımızın alkışları altında! Hatta bazıları bu işten sevap bile bekliyor! Daha kötüsü ne olabilir? Şu: Bunları görerek […]
Küpü kıran kral [03 Eylül 2009 Perşembe]
Krala derler ki: “Suyundan her içenin delireceği yağmurlar yağacak!” O da büyük küplere su biriktirir ve onlardan içer sadece. Fakat gün gelir, o yağmurun suyundan içmemiş kimse kalmaz. İnsanlar bakarlar ki kralları kendilerinden farklı davranıyor: “Kral delirdi” demeye başlarlar! Adam bakar, tahtı elden gidecek; temiz sularla dolu bütün küplerini kırar ve delirten yağmurun karıştığı sulardan […]
Bir kişi daha!.. [30 Ağustos 2009 Pazar]
Sırtına savrulan yeleleri arasından ufka baktığım atımla, uzaklara doğru uçmak… Ve yine aynı atımla kanlarımız karışmış ve soluklarımız dolaşmış ve bakışlarımız sarmaşmış olarak, Cennete doğru uçmak… En büyük hayallerimden biriydi! Büyüdüm. Gerçekleri gördüm. Atım, acısı hâlâ içimde sızlayan o can yoldaşım ise hayallerimin arasından çıkamadı! Farkına vardım ki sonra; her harf bir ok imiş meğer […]
15 saat aç kalmak! [28 Ağustos 2009 Cuma]
Oruç tutmak da “yolculuğa” benziyor. En büyük benzerliği ise “kalkış” ve “iniş” saatleri. Yani sen vasıtaya girmedikten, uçağa binmedikten sonra istediği kadar “ben yolcuyum” de, veya uçağın ardından koşmaya çalış, faydasız!.. Eskiden tarifelerde “yolcuların içeri alınma saati“ yazardı. Gecikenler bile çoğu zaman yetişirdi uçağa. Sonra birileri, hangi akla hizmetse, uçağın “havalanış saatini“ yazmaya başladı kâğıtlara. […]
Uçmayan koltuklar! [27 Ağustos 2009 Perşembe]
(Türkçe okuyabilen her vicdan sahibi aşağıdaki satırlarımı anlayabilecek… Buyurun, elbette siz de anlayacaksınız!) Uçağa binip Mekke’ye gitmek (misal ki, tam) 4 saat… Fakat Kâbe’nin bulunduğu şehre ineceğinden tam 4 saat önce hava alanına gel bakalım, uçakla birlikte havalanabilecek misin? Yolcuların alınmasıyla tekerleklerin pistten koptuğu an arasındaki fark “temkin vakti” ve en azından 15-20 dakika… Ancak […]
Fındığa başfiyatı [23 Ağustos 2009 Pazar]
17 Ağustosun 10’uncu yılına: 2 Dünya tarihinin gördüğü en yüksek “baş fiyatı”nı buldu o sene fındık!.. Benim bir kök fındığım olsaydı ve onu toplamak için yamaçlara çıkmış olsaydım… Ben fındık bahçelerinin yakınında yorgun-argın uyurken, düzdeki evim yere gömülmüş olsaydı; herhalde o fındığı satmaya bile elim varmazdı… Deprem bir süre önce veya bir süre sonra olsaydı, […]
