Kim kâr istemez ki? [13 Eylül 2009 Pazar]

Dedemin selamını, koca minibüsteki üç yolcudan biri aldı. Şoförse kolundaki saate bakarken başka gelen olup olmadığını gözlüyordu. Az sonra durağın kâhyası düdüğünü öttürdü. O zaman isteksizce kıpırdattı arabayı ama “bomboş gidiyoruz” diye de homurdanıyordu… Haklıydı da. Taburelerle birlikte en az on kişi daha oturabilirdi arabaya ve hatta 25 kişi binmeden bu minibüse “doldu” denmezdi! Boş […]

2 mins read

Bal, arılar, lamba, fitil [24 Aralık 2003 Çarşamba]

(Bunca zaman geçti vefatının üstünden, ama dedem hiç susmuyor zihnimde; hep fısıldıyor, hep. Bana, beni ve kendini hatırlatıyor; tekrarlayıp duruyor nasihatlerini… Ve ben, dedemin hatırasında, bütün dedeleri seviyor, her birine birer fatiha gönderiyorum buradan. Hatta hepimiz, hep birlikte, hepimizin dedeleri için birer/biner fatiha gönderiyoruz yine, değil mi?) ….. Tepemde uçuşan arılardan ödüm kopmuştu. Ellerimi salladıkça […]

3 mins read

Leş [16 Temmuz 2003 Çarşamba]

Bir şeyler olur, dedemi hatırlarım ben… O gelir, ve yaralı gönlümü sıvazlar gibi fısıldar kulağıma, bana bir şeyler hatırlatır. Öyle zannederim. Ama içinde dedemle birlikte bulunduğumuz bir hikaye belirir zihnimde, ve; ben bunu daha evvel neden hatırlamadım, derim… {*} Balya telini kıvırıp, arka bacağına geçirmişler. Sonra teli çekerek düğümü iyice sıkıştırmışlar. Ve insanlardan en uzaktaki […]

2 mins read

Dedem diyor ki!.. [27 Nisan 2003 Pazar]

Şimdi hayal kuranlarınız çok var, biliyorum. Ama bu hayallerine gerçekten inananlarınız kaç kişi?.. İlginçtir ama, ben sanki doğduğum andan itibaren burda olacağımı biliyordum, sanki bu günü yaşıyordum… Bunu hem istiyor ve hem de böyle olacağını biliyordum gibi. Şuna benziyor; hani uzak bir şehre gidersin ziyaret için. Sonra vasıtana biner kendi evine dönersin ve oradan mesafe […]

4 mins read

Öpücük!.. [16 Mart 2003 Pazar]

Sabahın erken bir saatinde kitap okuyordum. Öyle bir yere geldim ki; sarsıldım, anladım ve o sayfayı öpüp, kitabı sımmsıkı göğsüme bastırdım!.. Bu, ne güzel bir duygu…  {*} Farklı bir şey yaşadıkça hatırladıklarımı, yani dedemle ilgili zihnimde belirenleri yazıyorum, veya onun hakkında duyduklarımı… İşte sabahki hadise (yani benzeşme) gene bir resim çizdi, koydu önüme… Eski resimlere […]

3 mins read

“Neyydi adı?..” [27 Aralık 2002 Cuma]

Geçen gün eski arkadaşlarımla bir araya geldik… Okuldan, mahalleden filan bahsettik. "Şu da vardı hatırlıyor musun?.. Evet ya, peki filanı hatırladın mı sen?.. Falan da vardı. Hani bir de öbürü… Neydi onun adı?.." A aa, baktım ki; hatırlayabildiğim, her okuldan üç beş kişi… Aman Allah’ım, nasıl çıkmış aklımdan bu kadar arkadaşım, dostum!.. Sınıf takımında kimler […]

3 mins read

Tek kare! [26 Ekim 2002 Cumartesi]

(Her ne zaman güneş doğmadan ayağa kalksam, dedemi hatırlarım. Ey koca Çavuş dede, Allah rahmet eylesin; senin ne yapmaya çalıştığını anlayabilmem bu kadar uzun mu sürecekti?) Karanlığın içinde tekrar dürtüklendim. Gözümü açamayıp arkamı döndüm, ama bu defa ablamı anlayabildim. Eğilmiş; "dedemin çağırdığını" fısıldıyordu. Herkesin çağırması bir yana, dedeminki diğer yanaydı. Göz kapaklarımın ağırlığına rağmen doğruldum!  […]

3 mins read

Yediğin kalır… [04 Ekim 2002 Cuma]

Dedemi dinledim içimde… Dedi ki; "Yediğin, cesedinle kalır, oğuul; Yedirdiğin seninle gider!.." Sarsıldım!..  {*} Ben sarsılırsam sarsılır bastığım toprak!.. Sarsılmak; anlamaktır!.. Anlamaksa, yarınlara mıknatıs!..  {*} İki el tutar yakamdan; benden, hakkını almak isteyen… Ellerim dahi boş değildir hiçbir zaman… Yürürüz; bir elimde gelecek, ve bir elimde hatıralar!.. Dedem der ki kulağıma, fısııl fısıl: "Yediğin, cesedinle […]

2 mins read

Bilmemeyi öğrenmek… [01 Mart 2002 Cuma]

…………………………………………………..Bir……… Genellikle neşeli, heyecanlı ve yönlendirici kişiliğiyle bilinen dedem, günün birinde birkaç kişinin yanında ağlamış… Kendisini görenlerin bu hâlini yadırgamaları üzerine; “-Hayret edecek ne var ki, demiş. Benim bildiğimi siz de biliyor olsaydınız, her biriniz benden fazla ağlardınız!..”  {*} Biri ukalâlık yapıp, diklenir gibi sormuş: “-Sen ne biliyorsun ki bizim bilmediğimiz, Çavuş dede?..” Cevap verirken […]

2 mins read

Erkek ve temiz adam(!) [10 Şubat 2002 Pazar]

Tuhaf gelir belki ama, ben gusül abdesti almayı öğrendiğimde dört, bilemedin beş yaşlarında filandım… Dedemlerin bahçesinde oynadığımıza göre köydeyiz, ve yaz ortası olmalı. Çünkü hem yarı çıplağız, hem de söğütlerin ardındaki şırıl şırıl derenin bazı yerlerinde küçük gölcükler kalmış sadece. Çocuklardan biri işte bunlardan birine düştü, ve sonra da kızıp, kendisine gülenlere suları süzülen çamur […]

3 mins read

Susak çekirdekleri… [31 Ağustos 2001 Cuma]

Susak çekirdekleri… “Susak”ın ne olduğunu bilir misiniz?.. Ben bilirim… Çünkü bir zamanlar kendimi onlardan biriyle “özdeş” bilmiştim! Susak bir çeşit kabak. Ama sapına yakın kısmı yuvarlak gövdesinden sanki ayrıymış gibi uzamış ve sanki bir tutma kulbu, sanki bir tava sapı gibi büyümüş olan bir kabak… Şekli böyle olduğu için de bu su kabakları kurutulup, kenarından […]

5 mins read

Dedemin sırtından düşmek(!) [29 Ağustos 2001 Çarşamba]

Onun hazırlandığını görür görmez, aklıma yeni bir “deneme” yapmak gelmişti… Az sonra boyum hizasındaki yüklüğün üstüne tırmanıp oturdum. Padişah gibi odaya hakimdim şimdi!.. ….. Dudaklarında mırıl mırıl bir dua ile odaya giren ve elindeki peşkiri kapının ardındaki çiviye asan dedem; aslında, az evvel koşarak buraya daldığımı da görmüştü galiba… O yüzden şimdi ben de, suratının […]

5 mins read

Bir gün daha yaşamak [21 Ağustos 2001 Salı]

  Bir gün daha yaşamak Eskiden, bu hayatın, üstüme yüklemiş olduğu vazifeleri düşünmek yerine; “bin yıl daha” yaşamayı düşünürdüm… ….. Şimdi ise, “bir gün daha yaşayacağımı” söyleyen olsa; “Acaba bu bir gün boyunca yapmam gereken en önemli iş hangisi” diye düşünüyorum…  {*} O da sen de… Kafana birisi takılıyor… Değil mi? Unutma; O da ölecek […]

4 mins read

Zurnacı Bulut… [03 Ağustos 2001 Cuma]

Yanımızda, daha önce hiç kimsenin görmediği bir adam ve onu getirip dedemle tanıştıran şahıs vardı… ….. Ben ancak yıllar sonra anladım ki, o günkü buluşmanın gayesi; dedem ile o yabancı adamı “karşılaştırıp kıyaslamak” gibi bir şeymiş… Ama şükürler olsun ki, daha o saat kaybolup gitti asık suratlı adam… ………………… Az önce buluşmuştuk, ve usul usul […]

4 mins read

Ve istikbale dair [01 Ağustos 2001 Çarşamba]

Ve istikbale dair (Şekere dair, dedeme dair, ciğere dair ve istikbale dair: 4) Herkes doyduğu zaman Yaşar amcanın sırtındaki gömleği terden sırılsıklam, karnı ise hemen hemen açmış… Üzümü getirmişler. Sofradakiler uzanırken, dedem minik bir salkım alıp kenardaki yastığa yaslanmış, ve iştahı kaçmış olan Yaşar amcaya demiş ki; -Defalarca konuşmuştuk seninle Yaşar… Sen, her konu açıldığında, […]

4 mins read

Ciğere dair… [31 Temmuz 2001 Salı]

(Şekere dair, dedeme dair, ciğere dair ve istikbale dair: 3) Mahalle komşularından biriymiş Yaşar amca, dedemin… O gün çarşıda karşılaşmışlar. -Yaşar, diye seslenmiş dedem. Dönerken bizim eve uğrayabilir misin?.. -Tabii ki uğrarım dede, demiş Yaşar amca. Dedem hemen manava girmiş, bir kilo taze fasulye ile iki kilo patates almış. Eline tutuştururken; -Canım şöyle güzel bir […]

5 mins read

Pehlivanlık rüyası [04 Temmuz 2001 Çarşamba]

  Son anda gitmekten vazgeçtim, ama elbette merak etmekteyim; 640’ıncı Kırkpınar kimin olacak?.. ….. Çünkü benim hatırladığım zamanlarda büyükler; “Pehlivan gibi maşallah” diye överlerdi çocukları… ….. Dedem (neredeyse, bezden-emzikten kurtulmuş) iki akran buldu mu, hemen biri birleriyle kapıştırır ve en az onlar kadar çırpınır, heyecanlanır, bazen altta kalanın bacağından tutup kaldırarak güçsüze yardım eder, ama […]

5 mins read

Düşmemiş yağmur damlası [28 Haziran 2001 Perşembe]

  Düşmemiş yağmur damlası Husule gelmiş; Ama orda… Bir bulutun “hayalden beden”ine tutunmuş… Ve bırakmak için ellerini en küçük ısı farkını bekleyen, düşmemiş bir yağmur damlası gibi bakıyordun ya bana; Pırıl pırıl titreyerek!..  {*} Hani koşuyordum ya, yağmur altında sırılsıklam; ve bir yandan da ağırlaşan giysilerimden kurtulmaya çalışarak… Hani seni görmeye çalışıyordum ya zaten, yere […]

4 mins read

Hem sevin, hem kork! [27 Haziran 2001 Çarşamba]

Hem sevin, hem kork! Çok yakın zamanlarda, üst üste başına gelmiş o kadar çok bela-musibet anlattı ki, masal anlatıyormuş gibi dinlemeye başladım onu… Anlatacaklarını bitirip, sözü dedeme bırakınca, içimden aynen şunlar geçti… Dedem şimdi; “günahlardan kaçıyor ve emirleri yapıyor musun?..” diye soracak dedim… Ama, dedem önce beni dizinden indirdi, ve; -Gel seni anlından öpeyim, dedi. […]

4 mins read

Dedem anlatmıştı ki: Çoktur “diri”nin işi! [15 Haziran 2001 Cuma]

Dedem anlatmıştı ki: Çoktur “diri”nin işi Dedemin akşam yemeğindeki misafirleri, demlikteki çay da tükenince “gitme vaktidir” deyip izin istediler. Hep beraber kalktık ve onları uğurlamak için dışarı çıktık… Sokağa açılan bahçe kapısından dışarı çıkmak üzere olanlardan biri yanındakilere; – Çok büyük adammış!.. Dedi, dedemi kastederek. Ben, büyük bir lezzet aldım bu laftan. Ama dedem de […]

4 mins read