Susuz yüreğim [17 Mart 2004 Çarşamba]
Oysa her gün susuz yüreğim!.. Halbuki her gün öksüz bir gönül… Ve de okşanmayı bekleyen bir baş taşıyorum, omuzlarımda… Adı bilinen günler yetmiyor bana; "her güne" ihtiyacım var… Her gün okşanmak… Her gün sevilmek… En azından her gün "hatırlanmak" istiyorum… {*} Ilık eller, ve sıcak bakışlar ve yumuşak sözler istiyorum… Ilık bakışlar ve sıcak sözler […]
İspirto şişesi [14 Mart 2004 Pazar]
Zurnacı Bulut’u hatırlarsınız, daha önce bahsetmiştim… Bu adamı özetlemek için "Bulut, onun adı değil de lakabı" dersem, sanırım başka söze hâcet kalmaz… Ölmüş Bulut. Zurnasından başka bir şey bırakmadan… Onu da vermişler kapıdan gitmeyen bir alacaklıya, savmışlar başlarından… {*} Kenar mahalledeymiş evleri. Ama çarşı esnafından birileri önayak olmuş, tutmuşlar ellerinden… Kadıncağıza iki sahan bir leğen […]
O & Ben (Koca aranıyor!)
—————- Ben: Daha kolayı var… Senin için BAŞLIK PARASI alırım, uyar mı? O: Başlık mı? Ben: Bak şimdi de elin oğluna kıyamıyor… O: Ne kıyamayacam elin oğluna, kocama kıyamıyorum 😛 Ben: Fazla istemem, sen en fazlaaa aa… Ne kadar edersin ki sen?.. O: Güzel soru. Biraz düşünmem lazım. Ben: Karadenizli olsaaan çay toplamayı bilirdin, Çukurovalı olsaaan pamuk, […]
Seyir Defteri – 13 Haziran 2008 (Sahibi kim?..)
Bir kitabın sahibi aranıyor! ….. Sitemizin sol alt köşesinde bir ADRES LİSTESİ var, farkındasınız… Biliyorsunuz ki buraya adresini yazan arkadaşlara (SADECE) sitemizle ilgili değişiklikleri, duyuruları; biz ve sizle ilgili kısa haberleri gönderiyoruz lüzum ettikçe. Bunun miktarı da bu güne kadar haftada bir veya iki defayı geçmemiştir. {*}{*}{*} Bugün, yani 13 Haziran 2008 tarihinde yeni bir kayıt […]
Kalem, yazmaz! [12 Mart 2004 Cuma]
İstanbul’dan İzmir’e tel gider… ..de; tel bilmez; Geçen nedir kendinden?.. {*} Ve kâğıt bilmez okumayı!.. Bazen, mektubu alan dahi bilmez… "Okumayı" bilen okur; kâğıttaki yazıyı!.. {*} Plakası olduğundan değildir gitmesi vasıtaların; Giden arabaların "nereden geldiğini" gösterir bu plakalar, ve yani bu aracın "hangi şehre kayıtlı" olduğunu… {*} Tel değildir konuşan… Ve zaten bilemez de teller; […]
Kırmızı televizyonun fişi [11 Mart 2004 Perşembe]
Bunun başka bir izahını bulamadım: Demek ki yapacak başka işimiz yok!.. Demek ki iki satır okuyacak kitaplarımız ve demek ki iki çift söz katacak sohbetlerimiz yok… Demek ki çocuklarımızla oynamaya, demek ki büyüklerimizin elini öpmeye, demek ki hısım akraba ile hoş beş etmeye zamanımız yok.. Her lokmanın üzerine birer yudum da televizyon alıyoruz; iyi gitsin […]
Öküz [10 Mart 2004 Çarşamba]
Canınız ne mi istiyor bugün? Hadi ben tahmin edeyim, hımmm… Evet, üç şey olabilir bu: Ya gülmek istiyor olabilirsiniz bugün, ya ağlamak istiyor, veya düşünmek istiyor olabilirsiniz… Bildim mi?.. ….. Biliyordum zaten, bileceğimi!.. {*} Öyle iseee… Üç hastaya da aynı ilacı veren hekim gibi, ben de hepinize aynı hikâyeyi anlatacağım… Ama inanın, üç hastasını da […]
3 çeşit insan (…ve kuyu) [07 Mart 2004 Pazar]
Büyükler, büyük sözleri hep söylemişler; Bizlereyse sadece bunları birbirimize nakletmek kalmış… Ben de size aktarıyorum dedemden: Hocamdan dinledim. Şöyle dedi: "Hocam buyurdu ki; İnsanların bir kısmı gıda gibidir. Bir kısmı ilaç gibidir… Bir kısmı da hastalık gibi… Gıda gibi olan insan; insanlara her zaman lazım olandır, her zaman ihtiyaç duyulandır… İnsanlar, yaşamaları için gıdaya ihtiyaç […]
Kuş kafası [05 Mart 2004 Cuma]
Kuşunuz var mı? Seviyor musunuz onu? Konuşuyor musunuz onunla?.. Size cevap veriyor mu? Hoşlanıyor musunuz sesini dinlemekten?.. Peki size ne diyor?.. {*} Hadi biraz da bu taraftan bakalım isterseniz: Güzel olan kuşunuz ve sesidir; siz "onu" seviyorsunuz… Duymuş ve anlamış olsaydınız ve takılıp kalmış olsaydınız bugüne kadar her söylediğine, acaba ne düşünürdünüz hakkında?.. Biliyorum, bu […]
Kaç fidan?.. [04 Mart 2004 Perşembe]
(Birer fidan dikse âşık olanlar) ….. Yıllardır kaç defa yazdım bunu; ama kim ciddiye aldı, bilmiyorum. Bizim işimiz tohum ekmek… Yazarın işi; saban izine tane koyan çiftçi gibi, satır satır harf dizmek, sayfaların üstüne!.. Her tohum bir gün biter, diyerek. ….. Şimdi seçim zamanı ya; belki tam zamanıdır. Tekrar bahsetmekte fayda vardır; fidan ve ağaçlardan… […]
Vakit var,,, mı?.. [03 Mart 2004 Çarşamba]
Mezara koyduğumuz annemizin başında ağlar dururuz; "Ahhh anneciğim, hayatta olsaydın ya şimdi… Gittin, doyamadan sana!.." İyi de, annen hayattaydı zaten düne kadar… Ama sen, en son ne zaman elini öptüğünü bile hatırlamıyorsun onun. Ve biliyorsun ki; yüz sene daha ömür verilse bu kadıncağıza, sen yine uğramayacaksın yanına, bayramlarda bile!.. {*} İnsanoğluyuz ya, huyumuzdur; bir şeyi […]
Dikkat: Kaygan zemin! [29 Şubat 2004 Pazar]
Bu hafta tutturduk bir turizm, turlayıp duruyoruz… Ama ne yapalım; turizmi "patlamak" üzere olan ülkemiz ile ilgilenenler arasında bir acayip fısıldaşma almış başını gidiyor. Birlikte yedikleri yemeğin parasını bile kendi "nişanlılarına" ödetemeyenlerin ülkesinde, diyor ki bazı genç kadınlar: -Bul bir mektup arkadaşı, iş tamam! "Türk" ve "erkek" yazdığın zaman internette kaç kişi istersen. Seç birini, […]
Venedik halt etmiş!.. (Haliç projesi) [26 Şubat 2004 Perşembe]
Venedik’i görmeyen var mı?.. Ben de gördüm… Peki Haliç’i gören var mı?.. Şansa bakın ki ben Haliç’i de gördüm!.. {*} Haliç, yani yurt dışında “Goldenhorn-Altınboynuz” olarak bilinen yer; İstanbul’un Eminönü ile Karaköy arasında kurulu Galata Köprüsü’nün arkasında kalan sudur… Büyük bir kısmında vapurlar çalışır veya çalışabilir. Motor ve sandallar ise her yerinde yürüyebilir… Haliç; Eyüp […]
“Jij ge buab” [25 Şubat 2004 Çarşamba]
Elimize bir yavrucuk geçse; "Gaa… Dee.. Baa.." Dedirtmeye çalışır, ve de zevkten ayılır bayılırız… -A, bak.. Duydun mu; dede dedi.. -Yok canım, ne dedesi? Benim yavrum önce "baba" dedi baksana!.. Hadi, baba de yavrum… Halbuki, dişi kaşındıkça veya keyiflendikçe, içindeki nefesi dışına üflüyordur çocuk; bir yandan da ses tellerinin farkına varmaya çalışarak… {*} Tamamen benzer […]
Hayat alanları (Çok önemli ve hassas!) [22 Şubat 2004 Pazar]
Korkmayın! Konumuz "deprem" değil… Bastığımız zeminin, o tarifsiz sarsıntıyla çalkalanışının… Veya, derin topraktaki kaynamaların üzerindeki minicik bir köpükmüşüz gibi; az sonra patlayıp sönüvereceğimizi hissetmenin akıl almaz ateşten tarifi için kalem zorlayacak da değilim… Bildiğinizi tekrar etmenin anlamı yok; Ama, vasıta beklediğimiz "durak" burası olacak!.. {*} Öğrenmeye ve öğretmeye çalışıyorduk: Ansızın bir uğultu, gürültü, gümbürtü işittiğimiz […]
Ziyafet… [20 Şubat 2004 Cuma]
Elinden geldiğince ikram etmeyi severmiş, dedim ya dedem için… İkram, sadece yedirip içirmekle olmaz ki. Ambarındakini ikram eder gibi; hafızandakini, aklındakini de ikram edeceksin millete,,, fakat; usûlünce… Çünkü öğretmeyenin bildikleri de ölür kendisiyle birlikte… Unutulur gider, nice yedirip içiren; ama öğretenler unutulmaz… Öyle, değil mi?.. {*} Torunlarından biri (ama hangisi bilmiyorum) doğduğu zaman bir koç […]
Misafir “hoş” gelir [19 Şubat 2004 Perşembe]
Dedemi, eli açıklığı ile anlatır çoğu kimse. Köye bir garibin yolu düşse, aç veya açıkta kalan olsa; çocuklar bile takıp onu peşine getirirmiş derenin kenarından, ve seslenirmiş köprünün başından: “Çavuş Dedeeee!..” {*} Misafirden büyük zenginlik ne olur; kırk yıllık ahbabı gibi karşılar geleni dedem, küçük odanın toprak zeminindeki hasırların üstüne bir sap döşek attırır, üstüne […]
Odunluk!.. [18 Şubat 2004 Çarşamba]
(Kim olduğu önemli mi şimdi; “biri”ydi işte!..) ….. Bahar gelir gelmez, “yapılacak iş geciktirilmez” düşüncesiyle siparişi vermişti. İki hafta sonra iki ton daha kömür yığdılar içeriye… Geçen kış bastırmadan aldıkları henüz bitmediğinden, neredeyse dolmuştu kömürlük. Ama, daha odun alınacaktı… Alındı da… {*} Şu taraf odunlara ayrılmıştı… Her sene yenileri yığılıyordu eskilerin üstüne. Kış boyu yakılıyor, […]
Bir adım, ve bir adım daha [15 Şubat 2004 Pazar]
‘Derneğimizin bir başarı öyküsünü sizlerle paylaşmak adına.’ Kemal Demirel {*} Sayın, Bedensel Engellilerle Dayanışma Derneği Başkanı ve diğer yetkililer Ben Harun Uzunoğlu’nun annesiyim. Harun’um altı yaşında… Şu ana kadar Samsun Devlet Hastanesi’nde beş kez ameliyat oldu. En son ameliyatını Havza Devlet Hastanesi’nde on ikinci ayda oldu. Hiç birinde başarılı bir ameliyat olamadı. En son tedaviyi […]
Takdir, patates ve yumurta [13 Şubat 2004 Cuma]
Tekrarlamakta fayda var, dünkü gibi: Közden alınmış bir patates sende kaldıkça yanarsın; at başkasına!.. Hüner, budur işte; Almak, kabul etmek… Sıcaklığını hissetmek… Ve bir başkasına devretmek: "Haklısınız efendim, bu proje için çok emek verdik ve iyi bir sonuç çıktı ortaya. Fakat biz bir ekibiz, ve herkesin malumudur ki; filan beyin yönlendirmeleri ile bu tırmanışı yakaladık…" […]
