Yerdeki yarım kulak [02 Temmuz 1999 Cuma]

Yerdeki yarım kulak

Herkesin tavsiye ettiği bir kuaför vardı. Gittim, tanıştık; hoş beş… Malumunuz bu meslektekiler “birazcık konuşkan” olur. Ben de biliyorum ki, soru sormazsam kendi telinden çalmaya başlayacak;
“Hiç kulak kestiniz mi?..” demek geldi içimden.

Önce tebessüm etti;
“-Oluyor ufak tefek şeyler” dedi. Sonra aklına bir hatıra gelmiş olmalı ki, kahkahayı koyvererek;
“-Benim bir kalfa vardı, dedi. Bir gün, tahminimce ortaokula giden bir çocuk geldi, koltuğa oturdu. Saçını kestiriyor… Bir “ah” sesi duydum ve kulağının üst kısmından büyücek bir parça yere düştü!..
Kalfanın da benim de elimiz kolumuz dolaştı…
Ama ne çocukmuş be!..
Bize sakin olmamızı tavsiye edip; “Babam askeriyede cerrah. Ben diktiririm kulağımı” deyip, aldı kulağını eline, gitti…

Korktuk; annesi, babası gelip başımıza dert açacak diye ama gelen giden olmadı.
“-Peki kendisi tıraşa geldi mi bir daha?..”
“-Geldi, geldi. Diktirmiş kulağını ve eskisi gibi de olmuş… Cesur çocuktu, soğuk kanlı ve kararlıydı.
“-Kalfa devam etti mi mesleğe?..”
“-Etti tabii… O şimdi ……’de ve çok iyi bir usta.”

Yine çok hünerli bir aşçı tanıyorum. Onun işsiz kaldığını hiç duymadım, her an üç-beş yerden iş teklifi almaktadır.
Ama kendi ağzından neler duydum…
Koca bir tavayı fazla kızdırıp bir de alev aldırdığını… Ardından perdeyi tutuşturup mutfağın yarısını yaktığını… Unu-karbonatla, tuzu-şekerle karıştırdığını… Defalarca kendi yaptığı ama kendi yenmesi mümkün olamayan yemekleri çöpe döktüğünü…

Buna benzer çook örnek var çevremizde.
Sorun… Bildiğiniz her mesleğin erbabı olan kişiler; bir zamanlar aynı işin “berbatı” imişler. Kendi ağızlarından dinleyin komik hikayelerini.

Bir kaç da müzisyen tanıyorum; kendi enstrümanının başına geçtiğinde, insanların “nefessiz” dinlediği…
Soruyorum onlara da;
“-Ne kadar zamanda öğrendin bunu ve sen öğrenirken de böyle hayran hayran dinleyenlerin var mıydı?” diye…
Ne cevap alıyorum, bilin bakalım?..

Fazla uzatmaya lüzum yok, değil mi? Çünkü eminim herkes anladı ne demeye çalıştığımı…
Evet; biz hep “sonuç”ları görüyoruz…
Olmuş, bitmiş ve pişmiş olanlar konuyor önümüze… Doğru mu bu, böyle mi olmalı? Elbette.
Peki bunda doğruya aykırı olan ne var?
Şu:
Karşımızdakinin “sonuç” olarak sergilediklerini, kendi “başlangıç”larımızla kıyaslamak… Kendimize inanılmaz haksızlıklar yapıp moral seviyemizi sıfırın altına düşürmek…
Başkasından değil, “SEN”den bahsediyorum, heeey!..
Bu “sana yaptığın” kendine revâ mı?..

Aptallar bile bir futbol yıldızının haftada sadece doksan dakika topla buluştuğuna inanmaz, öyle değil mi?..
Böyle olsaydı… Gördüğümüz bir saatin dışında kalan binlerce saatte o topa milyonlarca defa vurulmasaydı, aynı top filelerle buluşabilir miydi?..

Senin şu an ortaya koyduğun; bu ana kadarki “antrenmanlarının” neticesi, değil mi?
Böyle olunca da;
Gelecekte ortaya koymuş olacağın sonuçlar, şimdiki alıştırmalarının neticesi olmayacak mı?

—————————————————-

Posta kutusu
“İyilik yapsam da kötülükle karşılaşabilirim” deme;
İyilik yap, denize at…
Varlıkların en şereflisi sensin, unutma. “Unutmamak” için yapacağın her işi yaz. “Âlim unutur, kalem unutmaz” derler. Kalem, kâğıt, kitap üçlüsü senin hayatının vazgeçilmez aksesuarları olsun, onları yanından hiç ayırma. İnsan ilişkilerinde dikkatli ol. Dikkat hayatının düzen tekeri olsun. Düzenli ol, herşeyin bir yeri olsun, yerinde bulunsun. Yerinde düşünmeyi, yerinde konuşmayı, yerinde karar vermeyi bil. Sahip olduğun şeyleri ölçülü kullan, asla müsrif olma. Müsriflik kadar cimriliğin de kötü olduğunu unutma.
Kötümser olma, olayları iyi yönünden görmeye çalış. Çalışmak senin için bir tutku olsun; erken yat, erken kalk, o zaman sağlıklı, akıllı ve zengin olursun. Kazanç yalnız parayla olmaz. Hayatın boyunca parayla elde edemeyeceğin veya sonunda para olmayan kazançları keşfetmeye ve onların kıymetini bilmeye gayret göster. Doğru bildiklerini yap ve yanlışlardan doğrular çıkarmayı öğren. İnsanlarla iyi iletişim kur; dilini iyi kullan, o seni mutluluğa götürebilir ya da başarısızlığa. Başarmak için niyet etmek, karar vermek ve azimle uygulamak üçlüsünü daima uygula.
Girdiğin her topluluğa, konuştuğun her insana gülümseyerek yaklaş. Yaklaştığın insanlara bir şeyler vermeye çalış; kazandırdığın sürece kazanabilirsin ve bu en akılcı yoldur. İnsanları sev, sevdiğini belli et, lüzumunda da söylemekten çekinme. Gülümsediğin, bir şeyler verdiğin, kazandırdığın oranda sen de mutlu olacaksın, göreceksin. Çünkü bunlar birer ihtiyaçtır. Herkes ihtiyaçları çerçevesinde birbirine yaklaşırsa problemler en alt seviyede kalır.
“Ben aptal mıyım? Bütün bunları yaptığım halde kötülükle karşılaşabilirim, iyilikten anlamayan insanlar var” deme… Atalarımızın ne dediğini düşün: “İyilik yap denize at… Balık bilmezse zHâlık bilir…”
Gön: Gülsüm Kürkaya

Şiir
Yolların hali
Kimlerden hoşnuttur,
kimlerden değil,
Kimlere kırgındır bilinmez yollar.
Kimleri üstünden atmak isterler;
Kimlere vurgundur
bilinmez yollar.
Kimlerle kapatır geceyi sessiz,
Kimlere katlanır hiç bilemeyiz.
Hiç kaldı mı bilmem
garip kimsesiz;
Ne zaman yorgundur
bilinmez yollar.
Arif Arslan

Stop
Muammer Erkul
02 Temmuz 1999 Cuma

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir