Seçimlerimize hoşgeldik [17 Mayıs 1999 Pazartesi]
Hiçbirimiz “bu” olmayı seçmedik. Ama “burada” olmak hepimizin kendi seçimi… {*}{*}{*} Hiçbirimiz “bu ana-babadan” doğmayı seçmedik. Hiçbirimiz “burada” doğmayı da seçmedik… Ama burada çakılı kalmak hepimizin kendi seçimi! {*}{*}{*} Doğduk… Doğduğumuzda bu halde değildik elbette. “Bu halimizi” kendimiz seçtik! Aynen şimdikine benzer biçimde, “projektörlerin” kendi üzerimize her tutulduğunda olduğu gibi yine kendi seçimlerimizle geldik […]
Onu haketmek [15 Mayıs 1999 Cumartesi]
Bu sabah iyi görünüyordun; gözlerinin derininde ışıklar parıldıyordu. Sevindim, çünkü o ışığı; “o ışığı bekleyenlere” götürecektin… Yolun açık olsun. {*}{*}{*} Hava bugün biraz kapalı mı ne… Ne farkeder?.. Çünkü farkı olanlar; hava kapalı, şansı kapalı, “insanlar” kapalıyken de… Özellikle de herkesin durmayı seçtiği zamanlarda “bir adım daha” atmayı tercih edenler… Değil mi?.. {*}{*}{*} Bir […]
Dili zaptetmek [14 Mayıs 1999 Cuma]
Ve bir gün birileri “çenelerini tutmayı” akıl ediyor!.. Gelecek, işte o vakit onlara tebessüm etmeye başlıyor. {*}{*}{*} Kolay mı bu?.. Elbette değil. İnsanın dilini zaptetmesi; gemi azıya almış atları zaptetmesinden bile zor. Ama zarûrî… Çünkü insan, gemi azıya alan atların çektiği arabada “meçhul bir akıbete” doğru gidiyor!.. {*}{*}{*} Ve bir gün çenelerini tutmayı akıl […]
Babaşi Nene [13 Mayıs 1999 Perşembe]
Doksandört sonuydu. Ajans işleriyle beraber kitap yayıncılığına da soyunmuştuk. Bastığımız kitaplardan birinin ilginç bir adı vardı: Lâz Nedir. Kitabın yazarı Bilâl Türker, akrabalık ilişkilerinin de kamçılamasıyla sıkı bir araştırma yapmıştı. Yıllar sonra bu kitabı karıştırırken “Lâzların Tarihi” isimli kitaptan alıntı yapılmış kısa bir bölüm buldum. Bu bölümün ismi Babaşi Nene, yani Baba Öğüdü idi […]
Tebessümü akıl etmek [12 Mayıs 1999 Çarşamba]
Dr. Resul İzmirli’nin şehrinize geldiğini duyarsanız bir gün; ne yapın edin bulun onu, konuşun… En azından uzaktan görün. Çünkü o, gazetemizde yazmakta olduğu “İş Dünyamız” köşesindeki resminden daha sıcak, daha güler yüzlü… Ama resminden görülemeyecek kadar da tecrübeli, dopdolu ve hoşsohbet bir insandır. Ayrıca (kendi ifadesiyle) sizden biridir! Son görüştüğümüz gün, ceplerim çekmecesindeki özel […]
Yazıktır sanata [11 Mayıs 1999 Salı]
Benim için en değerli sözlüklerden biri; Hayat Yayınları’nın çıkardığı Büyük Türk Sözlüğü’dür. Yayın tarihi yazmayan 1288 sayfalık bu esere, Kemalettin Tuğcu’nun romanlarını üç buçuk liraya satın aldığım yıllarda sahip olmuştum. Üzerinde 60 lira fiyat var, ama ben bu paranın bir kısmını, Doğan Kardeş Çocuk Mecmuası’ndaki kuponları biriktirdiğim için ödememiştim. Günlük harçlığım elli kuruş iken […]
Cennet kokan ayaklar [10 Mayıs 1999 Pazartesi]
Anneler “dünü” nasıl geçti? {*}{*}{*} Annesi olanların anneleri mutluydu elbette, değil mi, hatırlanmış olmaktan? İşte bu, canımı acıtıyor… Hatırlanmak! {*}{*}{*} Anne-evlat ilişkisinin; yılda bir kez de olsa hatır sormak veya görüşülüp “değişikliklerin” gösterilmesi boyutunda kaldığı batı anlayışında “anneler günü” ne eşsiz bir nîmet… “Anne, bak bu senin torunun…” “Anne, elbette bu geçen yıl gördüğün […]
Sınavın ilk sorusu [08 Mayıs 1999 Cumartesi]
Manzaraya bakar mısınız, ağzı olan konuşuyor… “Başkan yağlı kazığa otursun, ucu da ağzından çıksın…” “Dersaneler günde kırksekiz saat ücretsiz ders versin…” “Sorular en kolaylardan seçilsin…” “Zaaart!.. Zuuurt!..” Sanki “ailenizin kahramanı” Gazman işbaşında!.. {*}{*}{*} Aileler ve koca koca isimler iniliyor!.. Ailelerini ve koca koca isimleri tam da “iplemeyecek yaştaki” öğrenciler ise kafalarını o beğenmedikleri ailelerinin […]
Kâbe hâlâ bekliyor mu? [07 Mayıs 1999 Cuma]
Kendi üzerinde dönen değirmen taşları misali dönüyorum odalarda; Seccadeler nerde?.. Kıble hangi yöne doğruydu bu evde?.. Başıma koymak için takke, çekmek için tesbih var mı?.. {*}{*}{*} Bugün bitti. Gece de gidiyor… Bir günüm daha bitti; ben nereye gidiyorum?.. Gün gün, saat saat, dakika dakika ölüyorum!.. Gidiyorum!.. Tükeniyorum; Haberim var mı?.. {*}{*}{*} Herşeyi sevmek… Çok […]
İçindeki ilkbahar [06 Mayıs 1999 Perşembe]
Sahi… Sahi eğer sonbaharda geliyor olsaydım yazı yok eder miydin?.. {*}{*}{*} Beğenmedim bunu. Çünkü eğer gelen ben olsaydım; ne sonbaharı beklemene, ne de yazı yok etmene gerek olurdu… Çünkü ben; “içindeki ilkbahar”a gelirdim. {*}{*}{*} Keşke senin için bir şeyler yapabilmiş olsaydım, diye düşündüğün sürece yanılırsın… Sen her zaman benim “ışığım” oldun. {*}{*}{*} Işığı gören bir […]
Hangi problemin çözümü yok ki? [05 Mayıs 1999 Çarşamba]
Bazı gazeteler hâlâ nasıl çıkabiliyor, anlamıyorum. Bazı gazeteleri çıkaranlar okuyup yazmayı biliyorlar mı? Eğer biliyorlarsa dün attıkları manşeti bugün görüyorlar mı?.. Eğer görüyorlarsa, yarın “yine utanacakları” yeni bir başlık atmak için neden yırtınıyorlar bugün de böylesine, anlamıyorum!.. Ve bazı gazeteleri hâlâ nasıl satın alıyor birileri?.. Asıl onu anlamıyorum! {*}{*}{*} Acemi sürücü yoldaki çukurları avlar, derler… […]
Kınalısevda [04 Mayıs 1999 Salı]
Kızılelmam… Ve beni, benden büyük bir güçle kendine çeken, ufkun ardındaki mıknatısım… {*}{*}{*} Sen benim hep noksanım, hep eksiğim… Ve ben sensiz hep noksanım, hep eksiğim. Yarım elmam… {*}{*}{*} Varsın… Ama, yok kadar uzakta! {*}{*}{*} Yarsın; Hem de yokken var kadar yakın… {*}{*}{*} Kınalı koçlar gibi, “bıçağına” gönderdiğim kınalı duygularım meleşiyor!.. Sanki eyleşiyor zaman… Sanki […]
Benzerlik [03 Mayıs 1999 Pazartesi]
Çocukluk işte; Gözüme sokulan, burnuma dayanan ve bana “gık” dedirtilen şey, kişi veya olaylardan uzak kalmaya meyilliydim… Çocukluk işte; Neden bazılarının hep iyi, her zaman güzel, her şartta mükemmel olduğunu ve bazılarının da hep kötü, her vakit çirkin, her şartta rezil, berbat ve aşağılık olduğunu “anlamaya” çalışırdım… Çocukluk işte; Hiçbir taşın “yerine” oturmadığı yıllar!.. Siz […]
Zamana işli Türk motifi -2- [01 Mayıs 1999 Cumartesi]
Tarihteki ve takvimlerin üzerindeki kayıtlar; “zamanın üzerine işlenmiş” koskoca bir Türk Motifi’nin iğne delikleridir… Bu büyük bütünün “şu parçası benim, diğeri değil” demek; “Ben, üzerimdeki bu yeni elbiseyi giymeden önce yoktum” demek olmaz mı?.. Ve hatta beş yaşındaki çocuklar bile birer “dedelerinin-ninelerinin” olması gerektiğinin idrakinde değil mi?.. Hadi, takvimleri okumaya devam edelim; belki birkaç […]
