İnsanlar hatırlanır [01 Ağustos 2004 Pazar]
Hani iki ay önce dükkana bir adam gelmişti, hatırladın mı? / Nasıl bir adamdı bu, kimdi, neyin nesiydi?.. / Hani elinde gül vardı. Hani bizim sınıfta bir çocuk vardı, hatırladın mı? / Hangi çocuk, adı neydi?.. / Adını bilmiyorum, ama çok tembeldi. Nasılsa yapmam, diyerek öğretmenin yazdırdığı ev ödevlerini dahi not etmezdi hani… Hani eve […]
Sıcak ve kelimeler [30 Temmuz 2004 Cuma]
Ne diyeyim sana; Ağlamakla gülmek arası?.. Gelmemekle gelmek ve özlemekle beklemek arası!.. {*} Kelimem,,, idin benim 🙂 ..ve öyle kalmanı da dilerdim. {*} Hâlâ öyle güzel gülümsüyorum, evet… Hâlâ ve hatta daha yakışıklıyım artık, evet; çünkü dudaklarımda daha güzel kelimeler var… Sen… Daha güzelsindir sen de şimdi, bilirim; Çünkü kulakların daha çok kelimemi duyar, daha […]
Yaprak [29 Temmuz 2004 Perşembe]
Yaprağın biri, nasihat ediyordu. "İnsanlara bak… Ama iyice, dikkatle bak, diyordu diğerine. Onlar kadar özgür olsan… Ve onlar kadar uzun yaşasan bile, çok şey değişmeyecek. Mutlaka olacak olanı, olmuş bil!.. Yok başka çaren… {*} Şimdikinden elli-altmış, hatta yetmiş-seksen misli daha fazla, yani insanlar kadar uzun olsa bile ömrün… Bir sapa, bir dala, bir ağaca bağlı […]
Nasip [25 Temmuz 2004 Pazar]
Şairler Sultanı’ unvanıyla hayatını bitiren Necip Fazıl Kısakürek; bir deli tay iken dizginini kaptırdığı… Ve sonra da gönlünün bütün iplerini teslim ettiği hocasına "iyi insanın/müslümanın nasıl olacağı/olması lazım geldiği" hakkında bir soru soruyor… Beklediği; uzun, bitmeyecek bir cevap ve tadına doyulmayacak bir sohbet… Bir süre susuyor Necip Fazıl’ın mübarek hocası. Sonra derin derin bakıyor, ve; […]
Dayı [23 Temmuz 2004 Cuma]
Bizim bahçeyle Dayı uğraşıyor… "Kim bu Dayı, diye soruyor konu komşu. Nerden gelmiş, nereye gider? Huyu nedir, suyu nedir, kimlerdendir? Nerde oturur ve ne yer ne içer?.." Aslında, insanların önlerinde duran sorular değildir önemli olan, biliyorsunuz değil mi?.. Mühim olan, bir insanın; ardında bıraktığı cevaplardır!.. {*} Kol kırılır yen içinde kalır, demişler ya. Dayı bana […]
Gönül ve yazar! [22 Temmuz 2004 Perşembe]
Kuzuluk Kaplıca Evleri’nin Müdürünün (Allah nazardan saklasın, gülümsemezken hiç göremediğim) yardımcıları; üzerlerine hiç de vazife olmadığı halde, bana bile maddi-manevi yardım yağdırdılar… Hatta "Hadi seni buradaki okuyucularınla buluşturalım", dediler. Site içi televizyonlardan altyazılar geçirttiler, bölge radyolarına anonslar verdirttiler (veya bana öyle dediler). Bol miktarda A4 ebadında kağıt basıp; idare binasından piliç evine, langırt salonundan markete […]
Her çiçek çiçektir (Gün çiçekleri) [18 Temmuz 2004 Pazar]
Ayçiçekleri neden yâre benzer, biliyor musun?.. ………. Bir gün gelecek; Yoğurt kaplarında açan çiçeklerine sevinmekle yetinmeyecek insanlar… İki avuç toprak için "acaba hangi gecenin ortasında hangi parkı tırmalayayım" diye düşünmediğinde hiç kimse; gelecek o gün, mutlaka bir gün… Ve bir gün gelecek; Her çiçek "çiçek" bilinecek! {*} Tüylerim ürperiyor; Beş dönüm… On dönüm… Elli dönüm […]
Çayırlar ve fidanlar [16 Temmuz 2004 Cuma]
Çim; biçilir! Biçildikçe sulanır, ve sulandıkça yeniden biçilir çim… Yoksa, iki yol kalır geriye: Ya kurur gider günün birinde, veya orijini, soyu, tohumu karışıp; sıradan bir çayıra dönüşür ve hayvan sürülerini besler… {*} Biçilse de biçilmese de, çimenler arasında farklı bedenler görülür zaman zaman. Bazısına kıyılamaz bunların,,, bazısı da; kıyılır!.. En sarısından en karasına kadar […]
Zincir kimin?.. [15 Temmuz 2004 Perşembe]
Ne yapmamı istiyordu, şimdi hatırlamıyorum. Ama ablam bana kızıyor, ben de ona kızıyordum. O bana (yapmamı istediği iş/şey için) baskı yaptıkça, direniyordum. Sonunda gözyaşı bile olsa kararlıydım, inat ediyordum!.. {*} Dedem gelmiş yakınımıza; sustuk… Beni ne çok sevdiğini bildiği için, ablam daha fazla tedirgin oldu. Üstelediği, keyfî bir konu olmadığından; o an suçlansa, ağlardı… Fakat […]
Yaralı bulut [11 Temmuz 2004 Pazar]
Bazen çöker aşağı, ve yaklaşır yüzü toprağa… Fakat, bilir bulut uçacağını!.. {*} Bulut bilir sonunda uçacağını; Okun delemeyeceğini kendisini, ve bilir bıçağın kesemeyeceğini… ….. Oktur yanılan, ve bıçaktır… Ok, deldiğini sanır bulutu ve bıçak kestiğini sanır; Halbuki bulut bir yandan yarılırken bir yandan kapanır… Halbuki bulut bir yandan yırtılırken bir yandan dikilir… Halbuki bulut, bir […]
Yem ve dua [09 Temmuz 2004 Cuma]
Balık yakalamaktan hoşlanan adam ile, yanına aldığı küçük oğlunun; çıktıkları kısa tatilin hikayesini anlatmamı ister misiniz?.. Dinleyin bakalım: {*} Baba ve oğlu oltalarını göle atıp bırakmışlar. Bir iki saat sonra, kaldıkları otelden tekrar kıyıya yürüdüklerinde; dört beş tane balığın yakalanmış olduğunu görmüşler… "Baba, demiş çocuk heyecan içinde. Ben, bu balıkların oltaya takılacağını biliyordum…" "Öyle mii, […]
Akıllı adamlar [08 Temmuz 2004 Perşembe]
Birinci adam: "Babam herkesten akıllı bilir kendisini. Bu yüzden seveni azdır. Ama o bunun farkına varmaz. İnsanlarla arasındaki mesafenin; kendi sevilmediğinden değil de, kendi sevgisini hak edecek insanlar bulunmadığından bu kadar açıldığını sanır… Zannettiğinin aksine, akıllı da değildir. Fakat beni, işte bu durum böyle akıllı kılar. Çünkü babam ne yapsa ben tersini yaparım!.." {*} İkinci […]
Hijyen [04 Temmuz 2004 Pazar]
Uyukluyordun. Yanına geldi, ve eliyle üzerindeki çarşafı yokladı… Niyetini kestiremediğinden tedirgin oldun. Sakin olmanı söyledikten sonra üzerindeki örtünün bir kenarını kaldırdı. "-Acıyor mu?" Diye sordu. "-Hissetmiyorum" dedin… {*} "-Aslında kapanmamıştır, dedi… Acısını duymaman yatıştırıcıların tesiriyledir… Bak, şimdi göreceksin!.." Yapışkan bandı çekince tenindeki küçük kıllar koptu ve etin kasıldığından yaran cam kesikleri gibi sızladı… "-Ne yapıyorsun, […]
Yorgan mı kaymış?.. [02 Temmuz 2004 Cuma]
Hiç düşündünüz mü; Acaba bir çocuğun üstü kaç kere örtülmüştür?.. Hiç düşündünüz mü, acaba; bir çocuk kaç kere öksürmüştür?.. {*} Çocuklar, durmaz… Çocuklar doymaz… Çocuklar susmaz… Çocukların burnu, ve gözyaşları, ve donları kolay kolay kurumaz!.. Gülerken ağlar çocuklar, anlamazsın. Ve ağlarken gülüverirler aynı anda; şaşarsın. Sanırsın ki bazen; dengeler şaşırmıştır, ölçüler sapıtmıştır… Bir çocuk, çocukluğu […]
Buyurun, eşek arıları [01 Temmuz 2004 Perşembe]
Her lisan, milletinin dili gibidir. Belki bu yüzden "dil" de denir lisanlara… {*} Hep duyarız, hatta söyleriz. Peki ama hiç "eşek arısı sokmuş dil" gören var mı aranızda?.. Ben de görmedim… Ama, eşek arısı sokmuş dil, sanırım şişmiştir ve ağızda zor dönüyordur… Dayanılmaz acılar içindedir… Kısım kısım morarmıştır… Belki kan da sızıyordur birkaç yerinden… Ben […]
Gülmeye hazır mısınız? [27 Haziran 2004 Pazar]
Bugün tatil… Gülmeye hazır mısınız?.. {*} Hani derler ya; Uçmaya hazır mısınız? Öyleyse, hadi kemerlerinizi bağlayın… Filmi seyretmeye hazır mısınız? Öyleyse, hadi yerlerinize oturun… Sahnelenen oyunu izlemeye hazır mısınız? Öyleyse çenelerinizi kapatın!.. {*} Dalmaya hazır mısınız?.. Oksijen tüpünüzü, gözlüklerinizi, paletlerinizi takın… Hiç mi yüzme bilmiyorsunuz?.. Tamam… Öyleyse hadi gelin, beraber suyun üstünde kalmayı öğrenelim. Bu […]
Nasrettin Hoca kaç yaşında? [25 Haziran 2004 Cuma]
Epey sene önce bir arkadaş anlatmıştı. Dedi ki: Biriyle sohbet ediyorduk. Lafın arasında Nasrettin Hoca’dan bir fıkra anlattı. Onu dinlerken içimden aynen şöyle geçiyordu: "Herkesin bildiği bu eskimiş, bayat fıkraları neden anlatıp dururlar ki? Kim hoşlanır bunlardan, kim ne anlar, kim güler artık bunlara?.." O sırada bir kahkaha sesi duydum. Döndüm ki benim oğlan… Yanımızda […]
İşte, güzellik… [24 Haziran 2004 Perşembe]
İnsanın yüzüne; İçi vuruyor… {*} Yüzünde içini gördüğün kişinin, sözü değil; Özü dökülüyor dudaklarından… {*} Düşünmüyorsun; Bu, ne diyor acaba… {*} Hangi dilden konuşursa konuşsun; Ben, senin lisanını anlamıyorum, diyemiyorsun… {*} Konuşsa da seninle, hiç konuşmasa da, anlıyorsun; Anlamayı seçenleri… {*} İnsanın yüzüne; İçi vuruyor… Çünkü bir seçimdir, anlamaya çalışmak… Farktır… Aydınlıktır… Güzelliktir… Hissediyorum ki, […]
Bu bir bant kaydıdır!.. [23 Haziran 2004 Çarşamba]
Az ilerimizde birileri yemek yiyordu. “Flülülüü, flülülüü, flülülüü” demeye başladı cep telefonu adamın. Telefon masadaydı, hem de önündeydi. Fakat bekledi adam. Sakin sakin lokmasını yuttuktan sonra açtı ve; “Bu bir bant kaydıdır… Aradığınız telefonun sahibi tatildedir.. Mesajınız varsa, lütfen, az sonra duyacağınız ‘bip’ sesinden hemen sonra söyleyiniz.. Biiiip!..” Deyip sustu ve bekledi!.. Ben de duydum […]
Küpe [20 Haziran 2004 Pazar]
Şu sözü çok söylermiş dedem: "Etrafındaki kulaklar onu dinlemeye başladığı zaman… Tehlikeli olan, radyonun; Söyleyenin kendisi olduğunu sanmasıdır!.." Nasıl laf ama?.. Bir radyo, kendine dönmüş kulakları fark edip; "söyleyen ben’im", dediği zaman tehlike başlıyormuş… Gözlerin, ekranına çevrildiğini gören televizyon; yayının kendinden olduğunu zannettiğinde, tehlike başlıyormuş!.. {*} Halbuki çoğumuz aynıyız. İyi düşünün şimdi… Demek istiyorsun, denmiyor. […]
