2005
Damlaya, sana ve bana dair [03 Şubat 2005 Perşembe]
Her bir yağmur damlası öpmeye çalışarak dudaklarından çaresiz kapanır ayaklarına… Şimdi ben yağmur olsam; Ve her bir damlamla dokunsam saçlarına, dudaklarına… {*} Göğe en yakın olmak için çok uğraşır bir tohum. Nihayet vardığında tepenin en yüksek noktasına; tutunarak yere kök salar, yaprak verir, ve yağmuru bekler… Hayal eder; ilk damla onu bulacak, ilk önce o […]
Kitaplık [30 Ocak 2005 Pazar]
Hep varmış ve hep vardı, her zaman var olacak, Kitap olmadığı gün kıyametler kopacak!.. Daha çok ve hatta hep kitaptan bahsetsek hoşuma gider, fakat başka konu yazacak yer kalmaz bize… Bu yüzden dengeyi bulmaya çalışıyoruz. Satın aldığım, okuduğum, hoşlandığım, postayla gönderilen veya ayaküstü öylesine elime tutuşturuluverilen kitaplardan bahsediyorum ara sıra… Bunların bazılarını okuyabilmem, ve her […]
Muhabbet kuşu [28 Ocak 2005 Cuma]
Eskiden muhabbet kuşlarını çok akıllı zannederdim… Şimdi? Akıllandım! {*} Öğrendim ki; muhabbet kuşlarının her biri, yine bir muhabbetkuşu yumurtasından çıkmış. Fark ettim ki; şu renk de olsa bu renk de olsa her muhabbet kuşu neticede yine bir muhabbet kuşu!.. {*} Bir konuyla ilgilenince çeşitliliği görüyor insan. On parmağın onunun da birbirinden ayrı olduğunu anlıyor. Sanki […]
Atın tekerlekleri [27 Ocak 2005 Perşembe]
Tekerlekli at olabilir mi sizce? ….. Bir televizyon programında gördüğüm kediye tekerlek takmışlardı. Çünkü ölümcül bir kaza geçirip arka bacaklarını kaybetmiş, bir hayvansever ise o kediciği bırakıldığı yere mahkûm olmaktan kurtarmayı kafasına koymuştu. Sonuç? Vücuduna kayışla bağlanmış iki tekerlekli basit bir sistem ile hayvan dilediği yere gidebiliyor, fare bile kovalayabiliyordu… Peki, nereye kadar? Bir yere […]
Kitaplar cipsten güzeldir [23 Ocak 2005 Pazar]
-Aşkla çıkılacak yolculukların ilk durağı her zaman şiir olmalıdır. Has şiiri arayan okuyucuya “ışık alfabesini” sunmak ise şairin işidir. Okuyucu ve şair böylesi bir kaygıda buluşabilirse, şiirimiz gerçek aşkı yeniden hatırlayacak ve rengi her zaman kırmızı olan aşkla şiirin vuslatı yeniden gerçekleşecektir, diyen yazar, bir başka sayfada ise şu cümleyi kullanıyor: -Kibir ve gurur kulelerinden […]
Aydınlığı çalmak [21 Ocak 2005 Cuma]
Güneş, dünyanın arkasında iken… Sanki karanlık suratlarda bile gezinen kan damarları gibi; yeryüzünün karanlığında dolaşarak şehir şehir, sokak sokak, kapı kapı ışık ve ısı dağıtan tellerin de irtibatı kesiliverir bazen, enerji santraliyle… İşte o zaman; Bazı ellerde mumlar belirir… {*} Karanlıksa… Karanlığın içinde bir ışık parlamışsa… Büyüklüğüne küçüklüğüne, doğruluğuna eğriliğine bakmayı akıl edemeyenler toplanır, etrafında […]
Ambalajlı çocuklar [20 Ocak 2005 Perşembe]
(..2) ………. Mübarek olsun; bugün bayram. Büyüklerin ellerinden öperim, küçüklerin ise gözlerinden… Bugün bayram. Büyüklerden şeker alır, küçüklere dağıtır; nasiplenirim işte aradan!.. Bugün bayram… Yıllardan beri bakışırız buradan. Bu köşeden göz göze bakışır, ama gönül gönüle görüşürüz… Değil mi? {*} Uzatmayayım, işiniz çoktur; edebiyat için zaman var. Bugün bayram. Fazla vakit harcamayın benimle, ben beklerim […]
Saksıda kurban kesilmez :) [16 Ocak 2005 Pazar]
Hatırlayan vardır, daha önceki bayramlarda da yazmıştım bunu. Sözümü tutmuş adamcağız, kurbanını saksıda kesmeye çalışmamış. Peki ne yapmış? Banyoda kesmeye çalışmış! Haydaaa!.. Kimse görmesin diye gecenin köründe getirmiş zavallı hayvanı apartmana. Saat 03 sularında karanlık merdivenlerde yankılanan hicranlı bir ses: “Bbbeee eee ee!..” Eyvah! Şimdi bunun ağzını bağlasa, olmaz. Gün doğmadan kesse, o hiç olmaz… […]
Biz aşk çocuklarıyız [14 Ocak 2005 Cuma]
Bizim Peygamberimizin yolu aşk yoludur. Biz aşk çocuklarıyız. Aşk bizim anamızdır. (Hazret-i Mevlâna) ……… Bir insanı, zorla veya kandırarak; hayatî bir tehlikenin kıyısına götürmek… Uyuşturulmuş veya uzun telkinlerle beyni yıkanmış o zavallıyı, oracıkta boşluğa itmek, kurşunlamak, asmak ve daha bilmem hangi yollarla öldürmek edebe sığar mı? Peki edebe sığmayan böyle bir iş edebiyata sığar mı?.. […]
Gitmek demir almaktır [13 Ocak 2005 Perşembe]
Şu an.. Ağzımda… Son günümün, son günaydınının son harfleri. Hem de, bir fıstıklı çikolatanın son parçası tadında,, ..sen tadında!.. {*} Artık “günaydın” demeyeceğim sana; Çünkü “bensiz” uyanıyorsun, çünkü aynada “kendini” görüyorsun artık! Korkuyorum ki; ağlasan, sanki gözyaşın ben kokmayacak!.. {*} Suçlamak değil ki; balık pazarından balık alınacağını bilmek, ve bunu sana söylemek… İyi duy beni; […]
Kitaplık [09 Ocak 2005 Pazar]
Benim çok sevdiğim, öyle tevazu sahibi abilerim vardır ki; bilmeyenler onları ve hallerini yanlış değerlendirir. Sanırlar ki; kelâm ehline peşkir bile tutmak nasip olmaz bunlara… Halbuki kalemin kemâline vâkıftır bunlar, ki ancak terleridir damlayan kâğıtların üstüne!.. Hece sayamayan şair ve Türkçe bilmeyen “edip”ler diyarını aşar gelir de, edebinden “edebiyatçıyım” bile demezler insana!.. Bilmeyen nasıl bulsun?.. […]
Taytay durabilir misiniz [07 Ocak 2005 Cuma]
Her deneyen her atışta vursaydı bir turnayı; Göç mevsimi gözü sağlam kuş kalmazdı uçacak! ….. Hepimiz, nasıl da bayılırız değil mi; turnaları gözünden vurmaya? Hatta, aaah şöyle tek sıra halinde, yan yana diziliverse bütün turnalar… Ve hatta hepsi yanak yanağa dayasalar kafalarını… Bi’atsak… Tek atışta bütün turnaları vursak gözünden!.. {*} Kapının eşiğine oturup, dilim dışarıda […]
Bir Leylâ… İki Mecnun [02 Ocak 2005 Pazar]
Bir varmıış, bir yokmuş… Zamanın derininde Leyla’ya aşık iki tane Mecnun varmış. Kim sorsa, her ikisi de; -Gerçek Mecnun elbette benim, dermiş… {*} Bu iddialı konuşmalar, sonunda sultanın kulağına kadar gitmiş. Hayret ve merak ile; -Tutup getirin ikisini de, demiş… İmtihan edelim de, gerçek Mecnun kimmiş, bilelim… ….. Askerler dağılmışlar her bir yana, köşe bucak […]
