Zaman, yok aslında!.. [14 Ağustos 2009 Cuma ]

Zaman filan yok aslında! Bir ben varım bir de sen, sonra da diğerleri… {*}{*}{*} Zaman yok; sevgi var, ışık var, gündüz var, beyaz var; bir de bunların zıddı! Zaman; işte bunların, içimizden dışımıza çıkabilmesi için bize verilen müddet: İçinde olanı çıkar hadi dışarı! Konuş ki kuru dağları ormanlar kaplasın, sarı ovalara çiçekler serilsin… Konuş ki […]

1 min read

Bir tohum at [13 Ağustos 2009 Perşembe]

Bir tohum at! Attığın tohumu ister unuut, ister unutma. Sonra bir tohum daha at; ister sulaa, ister sulama!.. Ardından bir tohum daha at. Bir tohum daha at sonra, bir daha, bir daha ve bir daha… {*}{*}{*} Bir tohum at! İster besle kökünü ister besleme, ister destekle gövdesini ister destekleme, istersen ip bağla, istersen buda, istersen […]

1 min read

Yedigöller -iki- [09 Ağustos 2009 Pazar]

Bolu’nun kuzeyindeki Yedigöller havzası 1965 yılında milli park olarak korumaya alınmış. Bir buçuk kilometrelik mesafeye sıralanmış büyüklü küçüklü bu heyelan göllerinin çevresinde sarıçam, karaçam, kayın, kızılağaç, Uludağ köknarı ve gürgen ağaçları yükseliyor. {*}{*}{*} Ormanın yüksek ağaçları arasında saklambaç oynar gibi gizlenmiş göllerin rakımı 780-850 metre ve genişlikleri 1.000-25.000 metrekare arasında. Sazlıgöl’den İncegöl’e geçen su ondan […]

2 mins read

Yedigöller -bir- [07 Ağustos 2009 Cuma]

Haritalardaki bazı kelime ve işaretlerin yeterince anlam ifade etmeleri için, insanın oraları görmesi lazım. Yoksa ırmaklar, göller, dağlar, hatta koca şehirler; kitap sayfaları arasında yatan birkaç harften başka ne ki! Misal: Dirgina neresidir, dağdan inene ne ifade eder, biliyorum artık! {*}{*}{*} 30 Temmuz günü öğlen olmadan Bolu’dan çıktık. Yukarısoku’dan kuzeye, Çukurören’e doğru Bolu Dağları’na vurduk… […]

2 mins read

O kişi, kim? [06 Ağustos 2009 Perşembe]

Bir insan düşünün ki; her ne yaparsa yapsın, hesabını sizden soracaklar!.. Kimse görmezken bile bir yanlış iş yapsa, size şöyle diyecekler: “Gel bakalım, ver bu yanlışın hesabını!..” Hesaptan kaçabilmek yok… “Yanlış gördüklerini, hatalı yazdıklarını” söyleyebilmek yok… Var ise yapılan bir suç, cezasını karşına dikecekler! Bir kişi düşünün… Her ne yaparsa yapsın siz vereceksiniz hesabını; isteseniz […]

1 min read

Beni bekliyor… [02 Ağustos 2009 Pazar]

Kendi üzerinde dönen değirmen taşları misâli dönüyorum odalarda; Seccadeler nerde?.. Kıble hangi yöne doğruydu bu evde?.. Başıma koymak için takke, çekmek için tesbih var mı?.. {*}{*}{*} Bugün bitti. Gece de gidiyor… Bir günüm daha bitti; ben nereye gidiyorum?.. Gün gün, saat saat, dakika dakika ölüyorum!.. Gidiyorum!.. Tükeniyorum; haberim var mı?.. {*}{*}{*} Her şeyi sevmek… Çok […]

2 mins read

Hangi tohum hangi toprağa [31 Temmuz 2009 Cuma]

Otogardasın… Birilerini bir yerlere gönderiyorsun, da; kimi, nereye? “Al şu senin biletin, bu otobüse bineceksin. Şu senin biletin, şu senin ve bu da senin; sizler de şu arabalara bineceksiniz!” Dağıtım masasındasın… Askerler bir yerlere doğru yola çıkacak, senden alacakları adreslere bakarak: “Sen doğuya gideceksin, sen batıya, sen kuzeye, sen ise güneye…” {*}{*}{*} “Şu sıralar ÖSS […]

1 min read

Adres satmak [30 Temmuz 2009 Perşembe]

Herkes bir şeyler satıyor, sabırla yetiştirerek: Buğday, mısır, pirinç; un, tuz, ekmek… Herkes bir şeyler satıyor: Koyun, inek, tavuk; et, yumurta; süt… Ve herkes bir şeyler satıyor, toplayarak dallardan veya çamurda büyüterek: Elma, kiraz, dut, ceviz, hurma, fındık; domates, lahana, dereotu… Herkes bir şeyler satıyor yontup çakarak: Kapı, sandalye, sedir… Herkes bir şeyler satıyor kesip […]

2 mins read

Birkaç tane pirinç [26 Temmuz 2009 Pazar]

Babam, 50’li yıllarda Paşabahçe’ye girmiş bir camcıydı. El imalat ustasıydı. Çocukluğumuz boyunca anlattıklarından biri şu “pirinç” hikâyesiydi ki; kendisi de fabrikada öğrenmişti: Almanya’nın büyük fabrikalarından birinde bazı işçiler; “israf” suçlamasıyla kendilerini işten atan patronlarını mahkemeye veriyorlar. Umdukları olmuyor, davayı kaybediyorlar. Çünkü patronları; bu işçilerin tabaklarında pirinç bıraktıklarını ispat ediyor. Ve her işçi tabağında birkaç pirinç […]

2 mins read

Hısn Keyfa -2- [24 Temmuz 2009 Cuma]

(Hasankeyf’e dalış keyfi!)   Dünden devam Acaba hangisi daha komik: “Ekmek bulamıyorlarsa pasta yesinler!” Demek mi, yoksa; “Karanlıkta kalıyorlarsa, cihazları çalışmıyorsa, çamaşırları yıkanamıyorsa, toprakları çatlıyorsa, ağaçları kuruyorsa, hayvanları ölüyorsa, çocukları hastalanıyorsa, içmek için taze su bulamıyorlarsa Hasankeyf’e sadakat turu yapsınlar!” demek mi? {*}{*}{*} Çaresi; çıkan ve çıkacak benzeri sesleri bastırmaya çalışmak değil, y-ö-n-l-e-n-d-i-r-m-e-k-!.. Konu hazır gündemde; […]

2 mins read

Hısn Keyfa [23 Temmuz 2009 Perşembe]

(Hasankeyf’e dalış keyfi!)   Neye, nereden bakıldığı çok önemli… Refah yükseldi, haberleşme çağ atladı, dünya küçüldü; artık uzaklarla ilgileniyoruz… Böyle bir zamanda, böylesine büyük devlet işlerinin “psikolojik” boyutunu yönetecek ve iyi çalışan ekipler olması lazım! {*}{*}{*} Kadıköy’deki Hasanpaşa’nın bir yanını dağ, Kurbağalıdere’yi de Dicle suyu olarak düşünün! Bir köprü, birkaç mahalle, bir minare, işte Hasankeyf!.. Hasanpaşa […]

5 mins read

Ne için ölmek? [19 Temmuz 2009 Pazar]

Cadde kenarındaki bir mezarlığın yanından geçtim. Bu kabristanın en görünen yerinde; başına bayrak dikilmiş, kenarlarına bayraklar asılmış bir “şehit” yatıyordu… Ağaçların altındaki “dilsiz” mezarlardan “biri” konuşuyor sadece. Diyor ki: “Ben, işte bu bayrak için öldüm, hayatımı bu bayrak uğruna feda ettim!” İçi sızlıyor insanın. Zaten görenler de açıyor ellerini ve inşallah cennette yeşersin diye toprağa […]

2 mins read

Hiroşima, ve… -2- [17 Temmuz 2009 Cuma]

1952’de ölen Josef Cugaşvilî Stalin (ismi “Yahudi oğlu” anlamına gelir) ise Lenin’in yerine, Komünist Parti’nin başına geçti. Şehirlere kendi ismini verdi, her yere heykellerini diktirdi, resimlerini astı, milleti kendine tapındırdı. Rus milletini ve hele Rusya’daki Müslümanları işkence altında inletti. Yirmisekiz sene içinde ellibeş milyon (55.000.000) insanın canına kıydı… {*}{*}{*} Nedense bu isimler, şu güzel ülkemizdeki […]

2 mins read

Hiroşima, ve… [16 Temmuz 2009 Perşembe]

Bir çakıl taşını insanın gözü önüne yaklaştırdığın ölçüde; arkada kalan kayaları, hatta dağları göremez olur! Bir zamanlar o kadar gözümüze sokuluyordu ki; sanki Hiroşima’yı bilmemek, insanın düşebileceği en büyük ayıplardan biridir, sanıyorduk. Aslında, evet; Hiroşima, insanoğlunun büyük utançlarındandır. Fakat bir insanın bombayla öldürülmesi ile aç bırakılarak öldürülmesi yahut süngüyle, kılıçla, gaz odalarında öldürülmesi arasında pek […]

4 mins read

Ateşe ‘düş’tüm [12 Temmuz 2009 Pazar]

Ateşe düşer pervaneler… Ama pervaneler ateşe düşmeden; ateş düşmüştür içlerine!.. Ateş, pervanelerin içine düşer; Ve pervaneler, ateşe!.. {*}{*}{*} Ateşe düştüm… Ateşe düştüm, şuna karar veremediği gün zaman: Yanan hangisidir; Pervane miii, ateş mi?.. {*}{*}{*} Ateşe; düş’tüm… Ateşe düş’tüm ve ateş de bana düş’tü, her rüyâda!.. Rüyâlarım sürükledi zaten beni bu ateşin koynuna; Ateşe düştüm!.. {*}{*}{*} […]

1 min read

Hızlı güreşin ikinci yolu! [10 Temmuz 2009 Cuma]

Pehlivanları hareketlendirmenin ilk yolu; Kırkpınar’ı 40 derecelik deli sıcaklardan, kendi asıl zamanı olan Hıdrellez’e çekmektir! Dünkü yazımız buydu. 600 yıllık Kırkpınar şimdiki tarihe alındıktan beri 50 yıldır güreşseverler eski pehlivanların hızını masallarda dinler olmuş! Deniyor ki; okullar, yol, otel, filan… Bu bahaneler elli sene geride kaldı, artık kimse deve kervanıyla gelmiyor Edirne’ye. Sabah Van’dan yola […]

2 mins read

Kırkpınar’ı hareketlendirmenin ilk şartı! [09 Temmuz 2009 Perşembe]

Acaba kaç yıldır “Kırkpınar’ı hareketlendirmek” konuşuluyor? Bunun için kurallar değiştiriliyor; pehlivanların aktif güreşmesi, güreşi erken bitirmesi için çareler aranıyor, ama olmuyor. Üstelik olmayacak! Çünkü bu iş; Afrika’dan getirilen devasa palmiye ağaçlarını İstanbul’a, veya okaliptüsleri çöle dikmeye benziyor: Kuruyor veya son güçlerini ayakta durmaya harcıyorlar! Neden bu gidişle daha iyisi olmayacak? Çünkü çok önemli bir şey […]

2 mins read

Siyaset, yasak! [05 Temmuz 2009 Pazar]

Sıcak mektuplar gelir bize, içinde samimi sorular vardır. Birinde şu cümleler vardı: “Yazılarınızda dikkatimi çeken bir husus da şudur ki; gündem ne olursa olsun, siyasi konular hakkında yazılarınızın olmaması. Bu hususta çok itinalı davrandığınızı hissediyorum ve nedenini merak ediyorum…” Cevap olarak; “Siyaset bize yasak!” Yazmıştım, gülümseyerek… Yani bizim işimiz siyaset değil… {*}{*}{*} Bir başka açıdan […]

1 min read

Civciv ve sevmek [03 Temmuz 2009 Cuma]

Gene aynısı oldu: Gene seslerini duyup sokağa çıktım, gene alamam çünkü alsam da ilgilenemem dedim. Suratlarına bakınca gene kıyamadım ve kucağımda yirmi beş civcivle bahçeye döndüm. Bir kocaman koli buldum. Ortasına bardak kapatılmış kâsede su hazırladım. Fakat suları, içine düşebilecekleri kadar derin ve kendilerini ıslatabilecekleri kadar geniş olmamalıydı. Ayrıca ilk suları şekerli olmalıydı, serum niyetine… […]

2 mins read

Kandil mi? O da ne?!. [02 Temmuz 2009 Perşembe]

“Bazı cevapları bilmek, gericiliktir” hükmü kasıtlıdır. Üstelik bu ahmak iddiası çok yaygın olduğundan; saf/cahil tabaka kendi bildiklerinden utanır! Bilen bildiğini, bilmeyen öğrendiğini belli etmek istemez! Bilenin (cahil görünmemek için) bilgisini gizlemesi ne acı zıtlıktır! Hâlbuki ineğe “tanrı” diyenlerin, hatta sıçanlara tapınanların bile kendilerine has zamanları vardır. Bu günlerin özelliğini bilmeyenlere şöyle derler: “Sen ne biçim […]

1 min read