Stop Köşesi
Fesleğin filizi [11 Ocak 2007 Perşembe]
Küçük kutular içinde fide yetiştirirdi ninem; menekşeler, mineler, karanfiller… Sonra bunları, kendi bildiği bir zamanda duvar üstünden indirip, uygun yerlere dikerdi. Okuyup yazma bilecek kadar büyümüştüm. Bir yaz günüydü. Dedemin seslendiği tarafa gittim. Elinde iki küçük kutu, ikisinin de içinde birer fesleğen vardı. Birini bana uzatarak; “Al bakalım bu senin” dedi. {*} Sanıyorum ilk çiçeğim […]
Çayın canı ‘ben’ çeker… [07 Ocak 2007 Pazar]
Sabah, henüz, kapağı açılmamış bir gazoz kadar sakin dururken; çayın canı ‘beni’ çeker!.. Çayın demi; demliğin ağzından bardağın içine, bardağın ağzından içime dökülür… Ben, fısıldarım; içine!.. Duyuyor musun?.. ….. Kim duyar, kimbilir; ben konuştukça! {*} Susmak; Dağlar gibi konuşmaktır!.. {*} Sabah, henüz, kapağı açılmamış bir gazoz kadar sakin dururken; çayın canı ‘ben’ çeker!.. Bense hâlâ; […]
Sultan olsam… [05 Ocak 2007 Cuma]
Tahtımı insanların gönlüne kurardım. Aramazdım havası en güzel tepeler… Güneşi en güzel alan yamaçlar… Suyu en bol olan ovalar… Sultan olsam, tahtımı insanların gönlüne kurardım. {*} İnsanları “yıkmadığım” sürece yıkılmazdı sarayım. En sağlam, en yüksek ve en asılmaz duvarlar benim sarayımda olurdu. İnsanlar, yüreklerine kurulmuş sarayımın tek tek muhafızı olurdu. Ben onları yüreğimde muhafaza ettiğim […]
Bayramdan kalan… [04 Ocak 2007 Perşembe]
Hani, titrer içi bir çocuğun… Hani, bir kedinin kaptığını görür ya,, yerdeki ekmek kırıntısının peşindeki sevdiceğini; daldaki kumru!.. Göğsünün ak tüyleri savrulan yârine son bakışı titrer o kuşun senin de gözlerinde… Ve hani… Ve hani; bitmiş bir yıldız, parlasa da bilirsin ya; sönmüştür artık feri, ışıktan gözlerinin!.. Bilirsin, uyusan; yorgun ışık dışarda kalacak!.. {*} Hani, […]
Devenin nalı [20 Ocak 2008 Pazar]
Develer hakkında neler biliyorsunuz? Ben de hiçbir şey bilmiyordum. Ama şimdi bu yazıyı yazarken; ayağımın altında bir hatıra keçe, hemen şu kenarda bir turuncu poşu ve salon kapısının ağzında da bir kıl heybe var… Deve güreşlerinin yapıldığı meydanın kenarında satılan deve sucuğunun son parçası önceki gün bitti. Deveciler.com sitesine üye oldum ve hemen her gün […]
Cama düğme dikmek [18 Ocak 2008 Cuma]
Nazânıma mektuplar-5 Özür dilemek de, affetmek de büyük birer erdemdir… Hatalar elbet yapılır ve kırılanlar elbet helal eder hakkını. Fakat camı kıran ile kırılan camı ayakta tutmaya çalışan arasında fark vardır. Bak, sana bir hikâye anlatayım da; dersini kendin çıkar içinden… {*}{*}{*} Küçük bir çocukken gittiğimiz bazı köylerde, camlara dikilmiş düğmeler görürdüm… Para olmadığı, para […]
Yazmak ama neden? [17 Ocak 2008 Perşembe]
Tuhaf bir uğraştır; öteki beriki durmadan konuşur, düzeltir, kurtarırken, sen oturup yazarsın… Peteklerin dolduysa, sağılmak istersin… Balın acıdır ya da tatlı… Önemli olan hangi çiçekten polen topladığın değil, yazdığının zehir mi yoksa bal mı olduğudur… Çünkü ortaya koyduğun seni gösterir; zararlı mısın, yoksa faydalı mı? Zehrini akıtan bunca ziyankârın arasında bal mı sağılırsın, baldıran mı […]
Evinin sultanı ol! [13 Ocak 2008 Pazar]
Nazânıma mektuplar-4 Aptal sarışın, derler. Kime derler bunu?.. Güzel olan ama kafasızlığı yüzünden; kökünden, dalından koparılıp yemek masalarının ortasına konulmuş çiçeklere benzeyen zavallı kadınlara derler… Aptal da sıfattır, sarışınlık da; yani ikisi de bir insanı tanımlar. Bu tanım, bir süre sonra karakter haline gelebilir. O yüzden, kendini kurnaz sanarak “aptal sarışını oynamak” da çok tehlikelidir!.. […]
Nazânıma mektuplar -3- [11 Ocak 2008 Cuma]
Sen kendini; cephe gerisine kurulmuş olan sıhhiye çadırında, ranzasında, sargılar içinde yatarken kaçıp, yeniden vuruşmak için siperlere koşan bir asker mi sanıyorsun?.. Nazın bana, cefan bana olacak, biliyorum; da bu yüzden, üç adım önüne ışık tutmaya çalışacağım şimdi, aç kulağını!.. {*}{*}{*} Sen, geçerken çöplükte gördüğün ıvır zıvıra kıyamadığını, onları oradan kurtarmaya çalıştığını söylüyorsun… Peki ama […]
Nazânıma mektuplar -2- [10 Ocak 2008 Perşembe]
Gönlüne sağlık; yazdıklarını okudum… Beni düşünerek; çok hoşa gitmesi mümkün, övgü dolu satırlar yazmışsın ve hatta bunları yayınlamışsın… Neden bilmiyorum, içim hiç kıpırdamadı. Sadece, öylesine baktım; okudum, yazı bitti ve tuhafı; şimdi sana bunları yazarken bir tek satırını bile hatırlamıyorum… Bunun birkaç sebebi olabilir: Birincisi; yazdıklarında samimi değilsindir… İkincisi; övmelerinin benim için önemi yermelerinden farksızdır… […]
Nazânıma mektuplar [06 Ocak 2008 Pazar]
Tarihsiz… Bildiğim bu kadardı… Zaten bunları sana, günün birinde başkasından duyma, diye anlatmıştım. Sakın bu konuyu tekrar sorma… İlgilenmediğim şeyler anlatıp, onlar hakkında beni hesaba çekmeye çalışıp, sonra cevaplarımdan dolayı küsüp, kendinin de benim de günlerimi zehir etme. Çünkü bunlar kafamda kaldıkça diyorum ki kendime: Bütün nazı bana!.. Geçen gün “O insanların her hâli sana […]
Önce hayaller vardı [04 Ocak 2008 Cuma]
Kırmızı süveterli ve beyaz sakallı o adamın başlattığı TEMA hareketi hayal kurmayı öğretti pek çoğumuza. Erozyon başta olmak bütün çevre konularına dikkatimizi çekti. Büyük adımlar da atıldı. TEMA Vakfı şimdi de yeni bir hayal koydu milletimizin önüne: 2040 Yılında Şehirlerimiz… 2040 yılında şehirlerimiz nasıl olacak/olmalı? Bu hayaldeki insanlar çok ilgililer ve haftanın belli günlerinde gönüllü […]
Bahsedemediğim kitaplar [03 Ocak 2008 Perşembe]
Bu yılın ilk yazısında elimde birikmiş ve bu güne kadar bahsedemediğim kitaplardan söz edeyim istedim. Ulu Çınarın Kökleri, Orhan Gazi: Daha önce uzun bir yazı yazarak “Osmanlı Sultanlarının hayatlarının roman şeklinde, Kemal Arkun tarafından kaleme alındığından” bahsetmiştim. Ahmet Kılıçaslan’ın editörlüğünde başlayan bu seriyi, indirimli olarak nasıl temin edebileceğinizi ise (0212)4833864 öğrenebileceğinizi yazmıştım. Osman Gazi ile […]
