Fare devri ve lale devri [15 Nisan 2011 Cuma]

Fare Devri’ni yaşarken, mümkünü yok yeniden bir “lale devri” yaşayacağımız aklımıza gelmezdi!..
Aslında okumaktaydık: Dedelerimiz bir zamanlar dünyalık problemleri aşmışlar, yaşadıkları müreffeh çağa damga vurmuşlar, camilerin bile duvarlarına kuşlar için saraylar yapmışlar, kışın dağlarda aç kalan kurtları bile doyurmak için vakıflar kurmuşlardı… Biz de onların torunlarıydık… Fakat tam da emanet kitaplardan bunları okurken elektrikler kesiliveriyordu. Annelerimiz; “erkenden tüp kuyruğuna gireceksiniz” diyerek bizi yatırırken kendileri de (muslukların başında saatlerce bekleyerek evin suyunu biriktirmek için) gece yarısına çalar saat kuruyorlardı.

Paralarını peşin yatırsak bile ders kitaplarımızı ilk karne yaklaşırken alabiliyor ama o zamana kadar hükümet değiştiği için, yeni ders kitaplarının basımı gündeme geliyordu. Her sene kitaplar, dersler, konular değişiyordu. Bir sene cebir sonraki sene modern matematik; ihtimal, olasılık, küme hesaplamaları filan… Yemin ediyorum, o zamanki kitaplarda Atatürk’ün bir tane kardeşi vardı: Makbule… Naciye’nin ortaya çıkması on senelik mevzudur, ölüsünü çakalların yediği kardeş Ahmet ise meşhur “Mustafa” filmiyle gündeme geldi…
Abone olduğumuz gazetelerin ikisini, üçünü birden okuyabiliyorduk. Telefon etmek şart olunca çarşıya kadar yürüyor, makine yutacağı için bir avuç jeton alıyor ve kuyrukta bekleyenlerin kulübeyi yumruklamaları arasında iki laf konuşmaya çalışıyorduk…

İstanbul’un göbeği idi böyle olan; yani otobüslerin dışında, merdivene asılı seyahat ettiğimiz… Belediye işçileri çöpleri ancak haftada bir topluyordu. Maaş alamadıkları için boykot yaparlarsa bizler aylarca çöp dağları arasında dolaşıyor, azmanlaşmış farelerden kaçmaya ve uzmanlaşmış provokatörlerden kurtulmaya, nihayet koleradan ölmemeye çalışıyorduk… (Devamı var)

Stop
Muammer Erkul
15 Nisan 2011 Cuma

3 yorum

  1. Merhaba,

    Erkul yine içini dökmüş. Seviyoruz seni.
    (yazımda hata varsa bildiriniz)

    Cansu

  2. Tek kelimeyle yorumlanamayacak kadar derin… Deriiiiin bir yazı olduğu kadar da, ne kadar sığ şeylerle karşı karşıya getirilmiş bu millet… Hesabı sorulur bunların, her şeyin. Yazının devamını hevesle bekliyorum. Anlatın Üstadım, ki anlattıkça anlaşılsın…

    Celâl Harzem

  3. Ne günlerdeen ne günlere…

    Ne günlerdeen ne günlere gelmişti, güzeller güzeli cihan devletimiz…
    Ve sonra yine, ne günlerdeen ne günlere geldi, şükür ki…
    (İnşallah okullarımızdaki ders kitaplarında olan sakatlıklar da giderilir en kısa zamanda. Şöyle tarihine saygı ve sevgi dolu, dili uydurukçadan arındırılmış doğru düzgün ders kitaplarını da görürüz bir gün dilerim…)

    Bunları az çok başka yerlerden de öğreniyor, biliyoruz. Fakat Muammer Erkul kalemi çok daha hoş anlatıyor elbette.

    Ellerinize sağlık abiciğim, yüreğiniz dert görmesin.
    Kaleminiz daim yazsın inşallah. 🙂

    Hicran Seçkin

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir