Yeşilay “renginden” kaybetti! [22 Aralık 2005 Perşembe]
Bizler yetmişli yıllarda büyüdük… Şimdi burdan, çocukluğuma doğru bakıyorum da; hafızamın en derinlerinde bulup zihnime serdiğim ve ipek gibi bir sevgiyle seyrettiğim o yılların duruluğu ve safiyeti sonraki yıllarda, bir daha olamadı!.. Kim inanabilirdi bu kadar değişebileceğine ki her şeyin, bilmiyorum! “Adile anne/Münir baba” filmlerinin otuz senedir sürekli seyrediliyor olmasının en önemli sebebi, belki de […]
Babam ve Oğlum [18 Aralık 2005 Pazar]
Bu erken saatte hepsi işinde gücünde olmalı ki; salonda benden başka erkek yoktu… Hanımlar ise sanki daha film başlamadan ağlamaya hazır gelmiş… Yani boşuna değil, kime söylesem bu filme gittiğimi; aynı şeyi sorup duruyor bana: “Ağladın mı, ağladın mı?..” Salondaki kadınlara ayıp olmayacağını bilsem, katıla katıla ağlardım… Ama kendimi tuttum. Tutamadığım; gözpınarlarımdan sızan yaşlardı… {*} […]
Derin dondurucu [16 Aralık 2005 Cuma]
Üzerinden zaman geçtiği için; hadi size de söyleyeyim ki beraber gülelim… O gün, yakınlarımdan birinin evindeydik… Konu konuyu açtı ve öyle bir noktaya geldi ki; artık “işkembeden” atılmaz! Peki ya ne olacak? Kaynağından okuyacaksın. Veya okutup dinleyeceksin ki; hem o konuda ve belki birkaç konuda daha, bilgileneceksiniz… Sağa sola bakındım önce, sonra da burada (şu […]
Söz tohumu [15 Aralık 2005 Perşembe]
Eski Müslümanlar olmasa idi… Bizler, eski Müslümanlar olabilir mi idik? {*} Dedemin notları bana çok tesir ediyor!.. Sanki tohum atılmış gibi içime, bir hareket başlıyor zihnimde… Sonra patlıyor tohum, yeşeriyor mânâ ve filizlenip büyüyor… Dal, budak salıyor; yaprak, çiçek açıyor… Tekrar ve tekrar, ve tekrar okuyorum elimdeki notu. Her okuyuşumda sulanıyor tohumum, sulandıkça boy atıyor […]
Kalem servi [11 Aralık 2005 Pazar]
Yazar, bir kalemdir; Zamanın içinde… Mekâna saplı! {*} Kâğıt, kalemi emer; Beslenmek için! Üstündeki yazıdır çünkü; o kâğıdın ne olduğunu ve ne olacağını söyleyen… Kıymet; Mürekkebin döktüğü harflerde, şekillerdedir! {*} Yazar, bir kalemdir zamanın içinde… Mekâna saplı; kalem serviler gibi!.. ….. Kalem serviler, durmaz ki öylesine; şadırvan, mescit, ve mezarların başında… Kalem serviler, okunmasını bekler […]
Hasanlardan bir Hasan [09 Aralık 2005 Cuma]
Salabris diyor ki: “Fatih, bir miğferi koruduğu başla beraber ikiye bölecek kadar kol kuvvetine sahip olduğu gibi, dağ tepelerinde 13 kantar gülle atacak top döktürebilecek, karadan 70 kadar gemiyi yürütme kudreti gösterecek, en sıkışık anlarda savaş alanında yağlı paçavralı mermiyi icat edecek kadar buluşçu, 30 yıl kılıcı mermiyi bırakmadan idare ettiği orduya mağlûbiyet yüzü göstermeyecek […]
Çarpılmak [08 Aralık 2005 Perşembe]
Damarları titreyen bir ihtiyar teyzeciğin, yorgun ve hassas kalbinin ritmini ölçen cihazlar elektrikle çalışır… Doğum yorgunu minicik bebeklerin konduğu kuvözlerin ısısı da elektrikle ayarlanır… Mayına basmış askerin saatler süren ameliyatı bol ışık altında yapılır, her sinir doğru yerine dikilebilsin diye… Ve yavukludan gelen mektup, yirmibeşinci defa okunur: Küçük bir odada… Gecenin en geç saatinde… Her […]
Sen ve gül [04 Aralık 2005 Pazar]
İnsan, güle benzer; gülse insana!.. {*} İnsanların çoğu, diken doludur; Isparta gülü gibi… İnsanların çoğu, az katmerlidir; Isparta gülü gibi… İnsanların çoğu, pembe çiçeklidir; Isparta gülü gibi… İnsan, güle benzer yani; Gülün insana benzediği kadar! {*} İnsana benzeyen Isparta gülleri gülümserken bahçelerde; birer, onar, yüzer, biner toplanır yaprakları… Binlerce yaprağı bile bir kilo gelmez çiçeklerin… […]
Marifet olan [02 Aralık 2005 Cuma]
Herkes, her kişiye söyleyebilir… Marifet; Kendine söyleyebilmektir! {*} Herkes oturabilir… Oturduğu yerden ilerlemeyi teşvik edip, ilerlemenin erdemlerinden dem vurabilir. Ama hüner, oturmak değil; Yürüyebilmektir! {*} Herkes durabilir yolun ortasında… Hakkıdır belki kim bilir, belki de yol onundur… Fakat karşıdan gelen de aynı şeyi söylüyor, hatta gerçekten aynı şeyi düşünüyor olabilir. Yiğitliğin büyüğü; karşısındakini değil, nefsini […]
Dikiz aynası [01 Aralık 2005 Perşembe]
Çoğu arabanın dikiz aynasına küçük resimler takılıdır… Asker olmuş bir delikanlının resmi; iki üç dişiyle sırıtan bir bebeğin resmi; veya yavuklunun (mümkün olduğunca küçüğünden seçilmiş) resmi… {*} Resimler, arabaların dikiz aynalarında takılıdır. Çünkü göğüs cebinde taşınan resimleri çıkartıp bakmak zordur, hele ki cüzdanda saklananları… Her şoför, her üç nefeste bir; dikiz aynasına bakar! Şoför olmayanlar […]
Hisset beni [27 Kasım 2005 Pazar]
Hatırla beni, hissederek; hissederek hatırla… ….. İçinde Bir ferahlık olarak hisset beni. Bir sevinç olarak ve bir akışkan ılık his… Hisset; bütün duygularının üzerinde, Okşar gibi dolaştığını; …ellerimin {*} İçinde Bir çiçeğin filizi olarak hisset beni. Damarlarında Usul usul adımlarla Yürüyüşünü duyarak ürper; İncecik Ve yumuşacık köklerimin. {*} İçinde Bir çiğdem soğanı olarak hisset beni. […]
Ben de körüm [25 Kasım 2005 Cuma]
Karikatür, çizgi yoluyla; resim, renkler yoluyla; tiyatro, sahnelenen oyun yoluyla; edebiyat, yazı yoluyla bir şeyler anlatmaktır… Hadi biraz edebiyat yapalım! Cüneyt abimiz, süklüm püklüm bir halde yanına oturduğu Türkan ablamıza; kuyudan çekilen bir kovanın ıslak ipinin sarıldığı çıkrığınkine benzeyen sesiyle şöyle diyor: “-Gözlerimin parlaklığı yanıltmasın sizi… Körüm!..” Beyaz perdenin sultanı ise, bu sözü duyduğu an […]
Bıçaklar ve uçaklar [24 Kasım 2005 Perşembe]
Bazı bıçaklar… Kesemediklerine değil; Kesilmediğine kızarlar, dilimlenecek nesnelerin!.. {*} Hâlbuki benim de, senin de, onun da… Her bıçağın bir bileyeni vardır; Daha iyi kessinler diye! {*} Süslü tören kılıçları gibi gardırobun içinde asılmak; Darağacında asılı olmaktan farklı gelmez, diline kan değmiş kılıçlara! {*} Görev, kulağı kesilmiş köpeklere, kabzası çentilmiş silahlara verilir; Gözler arkada kalmasın diye!.. […]
Görülen… [20 Kasım 2005 Pazar]
Bazısı çapaya bakıp çabayı görür, derdi dedem… Bazısı da toprağa bakıp ekmeği görür!..” Sonra da eklerdi: “Bazısı koca bir süpürge arar; süpürmek için dünyadan dert ve tasayı… Bazısı da dünyadaki sıkıntılara bakıp Cenneti görür!…” {*} Dedemin lafına benzer bir laf etmeye kalksaydım, derdim ki ben de: Ekmek; emeğin ardında… Emek hazırlıyor yemeği!.. Anlatıyor aslında bu […]
Hidayet [18 Kasım 2005 Cuma]
Türk basketbol milli takımının en başarılı oyuncularından ve NBA kulüplerinden Orlando Magic’te forma giyen Hidayet Türkoğlu; İstanbul’un Eminönü ilçesinde eşiyle beraber dolaşıyordu. Dünyaca ünlü tarihi Kapalıçarşı’dan çıkıp Nûruosmaniye Camii’nin bahçesinden geçtiler; Yerebatan Sarnıcı, Ayasofya ve Sultanahmet’i ziyaret ettiler; Topkapı Sarayı’nı gezdikten sonra Gülhane Parkı’na indiler ve Sirkeci istikametinde yürüyüp Yenicami’ye kadar geldiler… Sola doğru uzanan […]
Küsmek zulümdür [17 Kasım 2005 Perşembe]
Küsmek nedir, biliyor musun? Küsmek, bir damladır başımda duran; senin koyduğun! Sen koyduğun için düşüremediğim… Binlerce yağmur damlasından farkıysa onun; başıma düşmüş değil, konmuş olmasıdır… Küsmek; Bir kezzap damlasını sevdiğinin başına koymaktır! {*} Sevilmeyene küsülmez! Peki ya; “sevilene” niye küsülür? Küsmek; sevgiye zulümdür! {*} Küsmek yalnızca, basitçe, sadece; bir kayayı yuvarlamaktır. Ama; “yola” bir kaya […]
Saksıda kurban kesilir mi? [04 Aralık 2008 Perşembe]
Kesilir, fakat o kadar büyük saksı, ya da şu kadar küçük bir kurbanlık bulabilirsen! Saksıda kurban kesmek caizdir ama yine de saksıda kurban ke-sil-mez… Saksıda kesemezsen banyoda kesebilirsin aslında; ama ayakları kayarsa, boynuzları batarsa bana surat asmak yok! Hele ki elinden kurtulup salona kaçarsa, ve hele ki “aynadaki koç” ile toslaşmaya kalkarsa, ve ah hele […]
Bastonla kulak kaşınmaz [13 Kasım 2005 Pazar]
Sen, varsan; yaptıkların var… Ve, makas var; makasın yaptıkları var… Bıçak var; ve yaptıkları var… Çekiç var; ve yaptıkları var… Testere var; yaptıklarıyla birlikte… Ve çivi var; çivinin yaptıkları da var… Balta var; yaptıklarıyla beraber… Kazma var; yaptıkları var… Kürek var; ve yaptıkları var… Çapa var; ve yaptıkları var… Kova var; yaptıkları var… Hortum var; […]
Tek el çok ayak [11 Kasım 2005 Cuma]
Dizginleri-iplerin ucunu tutması gerekenlerden bazıları; basit urgan ve kalın halatları bile kendi tek elleriyle tutmaya çalışırsa ne olur, diyerek açmıştık ya konuyu… Hadi devam edelim: ….. Biliyor musunuz; herkes, kendi tepesindeki kimsenin tavrına bakıyor ve gelecek işte buna göre şekilleniyor! {*} Masalar hayal edin şimdi; kurulmuş işyeri/işler yerine… ….. Bacaklar üzerinde yükselmiş olan bazı masa […]
Tek el [10 Kasım 2005 Perşembe]
Bir sürücü düşünün; Gözü yolda olacak ki istikametini şaşırmasın… Herkes uyurken o uyuklamayacak ki bir kazaya sebep olmasın… Çukurlara düşmeyip virajları uygun bir süratte alacak ki yolcuları sarsmasın… Kolonya, su, kek, çay ve kahve servislerini aksatmadan yapacak ki insanlar aç susuz kalmasın… Arzu edenlere yastık, gazete, nane, sakız, şeker, safra torbası vesaire dağıtacak ki herkesin […]
