Saat 18:00 suları… Artık Kariyer Zirvesi’nden ayrılmak için eşyalarımızı hazırlarken… Kongrenin yapıldığı salona bir mehter takımının girdiğini görüp şaşırdık. Anladık ki kapanış töreni başlıyor. Buraya kadar gelmişken bu şöleni de…
Sitede eksiklikler var. Bunlar bizi üzüyor…
İlgili yazı : Seyir Defteri – Mayıs 2010 (Türkiye Çocuk 1000’inci sayı)
Aaa, bu adam tebessüm ediyor! Bu gece yatmadan evvel, parmağınıza bir kurdele bağlayın; Sabah uyanır uyanmaz, gözünüzü açar açmaz, size “TEBESSÜM ETMENİZİ” hatırlatması için… ….. Ve hatırlamakla da kalmayıp; Lütfen…
Bitti… Herşey bitti dediğin anda; İşte O bizim göremediğimiz varlığından daima haberdar olduğumuz… Bizlerden her daim haberdar olan güçlü bir el bir bakmışsınız, Kol kanat olmuş, sizin karşınıza bilmediğiniz… Ama….…

Kadınlar ve dernekleri [28 Aralık 2008 Pazar]

Hadi gelin bugün birilerini sinir edelim! Para kazanmanın ilk adımı olarak, isimlerinin başına “kadın” kelimesini ekleyenleri mesela… Ben bunu hiç anlamam işte; onca kadın derneği var ama acaba kaç tanesi yüzde yüz kadınların elinde?.. Merak ediyorum; “kadın” ismini kullanan bazı uyanık adamlar “cukka”yı mı götürüyorlar acaba?.. DDKTKÖD (yani Dereye Düşen Kadınlara Timsahlardan Kurtulmayı Öğretme Derneği). […]

2 mins read

Seyir Defteri – 26 Aralık 2008 (Simit :)

    Simit 26 Aralık 2008 Cuma günü, saat 23 20 itibariyle, yastığımın üzerinde bir "Simit" yatıyor! Maşallah deyin, nazar değmesin! Az sonra resmini de eklerim buraya… Ve bu yazı da bu kadarla kalmaz, devamını yazarım ara sıra… :))) {*}{*}{*} Ve işte resmi, yakışıklı oğlumun… Böyle de uyunur mu be birader! :))) {*}{*}{*} Taze bilgi, […]

2 mins read

Yassah hangisi? [26 Aralık 2008 Cuma]

Anlamakta zorlandığımız çok kanunlarımız olmuş… Mintan yelek, potur çarık biri daha koşarak, ilçe sınırında bekleşen köylülerinin yanına varıyor. Başındaki kasketi çıkarıp bir diğerine veriyor. Kasketi giyen zavallı da aceleyle çarşıya koşarken, arkadakiler “oyalanmamasını” tembih ediyorlar! Biri ocaktan ucu korlu çırpıyı alıyor, diğeri lambanın şişesine eğiliyor. Biri ise cuvara’sını yakmak için cebinden çakmak çıkarınca “cenderme” dikiliyor […]

2 mins read

Sadaka taşları [25 Aralık 2008 Perşembe ]

Torunları olmakla şereflendiğimiz dedelerimiz, insanlar tarafından bilinip övülmeyi umursamadıklarından; bazı güzel işlerinin kaydını bile tutmamışlar… Hatta öyle işler ki bunlar (böyle bir şeyin mümkün olabileceğini bile) şimdilerde pek çoğumuzun kafası almıyor! {*}{*}{*} Sadaka taşı, malum; içi görünmeyecek kadar yüksek, tenha bir yerde dikili duran, tepesi çukur, genellikle yuvarlak sütunların ismidir. Ve cemiyet içindeki yardımlaşmanın göstergesidir. […]

2 mins read

Seyir Defteri – 21 Aralık 2008 (Pabuç pahalı!..)

            Pabuç pahalı!..     Amerika Başkanı'nın kafasına doğru, sanki bir mermi gibi uçan ayakkabı "donduruldu" ve incelenmeye başlandı: Bu ayakkabı nerede yapılmış… Yani hangi ülkede yapılmış? O ülkenin hangi şehrinde yapılmış?.. Bu şehirdeki hangi ustanın ve çırağın eli değmiş?.. Kim der ki; ben yapmadım!.. Ayakkabıyı atmak suç ama, yapmak suç […]

5 mins read

Miyav -2- [21 Aralık 2008 Pazar]

Cam Fabrikası grevdeyken 2, 3 aylıktı ve onu lojmanların kapısındaki gözcüler besliyordu. Grevciler gidince kedi kaldı. Çünkü bizim apartman, nöbet beklenen kapının hemen karşısındaydı… Böylece Minnoş büyüdü, önce anne sonra anneanne ve sonra mahallenin büyük büyük büyük ninesi oldu! Kendi adıyla anılan ve kendi gibi uzun yaşan ilk kızlarından biri, 12 yıl sonra aynı evde […]

2 mins read

Miyaav! [19 Aralık 2008 Cuma]

Kedi sevgisi doğuştan gelir… Harmantepe’deki kedilerin bile isimlerini hatırlarım: İsmiyle müsemma Duman; tevellüdü kesin benden daha eski Dede ve o sıralar benim gibi bir yavru olan, siyah beyaz yamalı Boncuk. Ki eliyle kapıyı bastırarak Dede’yi içeri sokmazdı; bir yaşlı erkek için ne acı durum!.. Aynı bahçedeki ilk görevim: “Sakın civcivleri kaptırma!” tembihi üstüne bir asker […]

2 mins read

Yeniköy vapuru [18 Aralık 2008 Perşembe]

İnsan uçar mı? Uçar! Sonra konar. Ve tekrar uçup başka yerlere konar… Sen benim ilhamım gibi; omzumdaki beyaz güvercinim… Yahut kara korsanın macera arkadaşı, papağanım… Veya martı’m; gidip gelen, hayallerimin karşı sahillerine… Hayal de görsem, uydurduğumu da söylesen; iyi geliyor seni böyle düşünmek! Tatlısın, bunları duymak sana da iyi gelir bilirim; revani üstüne kaymak gibi! […]

2 mins read

Söz okları [14 Aralık 2008 Pazar]

Bazı sözler, ok gibidir; saplanır, içinde kalır! Koşarsın acısıyla. Fakat asıl, oku yedikten sonra yol alırsın! Okun temreni tenindedir. Her adımda acı verir ve senden kopmaz. Çeksen, canın çekilir! Artık senin parçan olan, yani bir nevi “sen” olan ok’tur sürücün, farkında bile olmazsın! {*}{*}{*} Bazı sözler, ok gibidir; saplanır, içinde kalır! Nerdesindir o an; belki […]

1 min read

Ahh, ne­re­de o es­ki bay­ram­lar? [12 Aralık 2008 Cuma]

Bay­ram­lar bu­ra­da mî­rim, bay­ram ço­cuk­la­rı ne­re­de! (-Bay­ram­lar da­ha sık mı ge­li­yor ne? Ge­zin­mek­ten diz­le­rim ağ­rı­dı. İki bay­ram ara­sı ba­ca­ğı­mı uza­ta­cak va­kit bi­le ol­mu­yor! -Ya, hak­lı­sın. Bay­ram­laş­mak için aya­ğa kalk­mak­tan be­nim de be­lim tut­mu­yor!..) Es­ki bay­ram­la­rı mı, yok­sa es­ki bay­ram­lar­da­ki “biz”i mi arı­yo­ruz bu söz­le? {*}{*}{*} Her­kes al­dı­ğı­nı ha­tır­lar, onun se­vin­ci­ni. Bir pan­to­lo­nu na­sıl kir­let­ti­ği­ni, es­kit­ti­ği­ni […]

4 mins read

Seyir Defteri – 13 Aralık Cumartesi, Öztürkmen’e saygı günü

    Ömer Öztürkmen’e Saygı Günü   Türk düşünce, basın, sanat ve siyaset hayatının değerli isimlerinden gazeteci, yazar ve şair Ömer Öztürkmen adına bir saygı günü düzenleniyor. Edebiyat Sanat ve Kültür Araştırmaları Derneği (ESKADER) tarafından tertip edilen program 13 Aralık Cumartesi günü saat 13.00’te Beyazıt Devlet Kütüphanesi’nin konferans salonunda başlayacak. Yakın dostlarının katılıp konuşmalar yapacağı […]

3 mins read

Sen o ba­kış­la­rı din­le [11 Aralık 2008 Perşembe ]

Kur­ban’da bir şey­ler du­ya­cak­san; ..kur­ban­lık­la­rın ba­kış­la­rı­nı din­le! ….. “Kur­ban ne­dir” so­ru­su­nun ce­va­bı; “tes­li­mi­yet”tir! Kur­ban de­mek; ke­si­le­cek hay­van de­ğil­dir, et de­ğil, bı­çak de­ğil­dir… Doy­mak, do­yur­mak, fa­kir­le­re et gös­ter­mek de­ğil­dir… Ke­se­me­yen­ler­den fark­lı ol­du­ğu­nu his­set­mek, ki­bir, tat­min de­ğil­dir… Kur­ban, de­mek; baş­ka bir şey­ler de­mek de­ğil­dir ni­ha­ye­tin­de… Kur­ban; tes­li­mi­yet­tir! {*}{*}{*}{*} İb­ra­him aley­his­se­lam, oğ­lu Haz­ret-i İs­ma­il’i ada­dı­ğı için de­ğil kes­ti­ği­miz […]

3 mins read

Seyir Defteri – 09 Aralık 2008 (Hazret-i İbrahim ve kurban)

  Hazret-i İbrahim ve kurban   Bir kaç gündür burası (Seyir Defteri) için bir yazı yazmak istiyor; ama yazamıyor, daha doğrusu ne yazacağımı bilemiyordum. İkinci günü oldu Kurban Bayramı'nın, kurbanlıkların pek çoğu kesildi. Ben yine "ne yazayım" derken imdadıma "huzurpınarı" sitesinden gelen sayfa yatişti… Artık benim düşünmeme lüzum kalmadı, dedim. İşte; bilenden bulan bana göndermiş, benim işim aktarmak! […]

7 mins read

İşaret kınaları [07 Aralık 2008 Pazar]

Bayram yaklaşınca sürüler görülür olmuştu. Kurbanlık seçmek isteyenlerse mezarlık yanındaki düzlükte çobanlarla konuşup mal sahipleriyle el sıkışıyordu. Koyunlar ürkmesin diye arabasından uzakta indi adam. Üç beş müşteriyle birkaç çocuk vardı sürünün başında. Boynuzlarından tutulmuş koçlar hakkında konuşuyorlardı. Başka bir koçu çeken çobana selam verdi adam: -Hangileri kurbanlık? Biraz dolaşacağım aralarında… -Dolaş ağabey. Kurbanlıklar işaretlidir; bak, […]

2 mins read

Seyir Defteri – 06 Aralık 2008 (Kurban eti diğerlerine benzemez!.)

  Bugün Cumartesi, yarın Arefe ve Pazartesi günü ise Kurban Bayramı'nın birinci günü… Özellikle Kurban Bayramı ile ilgili pek çok hatıranız vardır, tahmin ediyorum… Ben de bir hatıramı yazmıştım, yayınlanmıştı köşemizde; bazı radyolarda da okunmuştu hatta ama kaydı elime geçmedi… "Kurban eti diğerlerine benzemez" yazımızı tekrar okumak… Ve bağlantılı olarak kendi hatıralarınızı hatırlamak… Ve belki bunları bize […]

3 mins read

Kur­ban, on­la­ra… (Pe­ki on­lar kim?..) [05 Aralık 2008 Cuma]

Evi­min­ki­ni ha­tır­la­ya­mam fa­kat İh­lâs Vak­fı’nın nu­ma­ra­sı­nı (0212 513 99 00) bi­li­rim; ga­ze­te es­ki­den bu­nu kul­la­nı­yor­du. Cep te­le­fon­la­rı ha­fı­za­la­rı­mı­zı esir et­ti, def­ter­cik­le­ri­mi­zi çö­pe at­tık, bil­di­ği­miz bü­tün te­le­fon­la­rı unut­tuk. Ama ben bu nu­ma­ra­yı unu­ta­ma­dım: 513 99 00… De­mek ki bu­gün yaz­mam için­miş! Pe­ki nu­ma­ra­sı­nı unut­ma­dı­ğım bu İh­las Vak­fı ve öğ­ren­ci yurt­la­rı önem­li mi­dir?.. Hem de tah­min ede­me­ye­ce­ği­niz […]

4 mins read

Hindi Cumhuriyeti [30 Aralık 2005 Cuma]

Vicdanın elverip kazıklarsan birini göreceksin: Kazıklanan kişi, kimseye “ben kazıklandım” demeyecek. Peki ya ne diyecek? Ballandıra ballandıra aldığı malı övecek!.. Şaşırdınız mı? Bize de, gözümüze baka baka “hindi” diyor birileri… Bizler ne yapıyoruz? Bunun neden böyle olduğunun hikâyelerini yazıyor, okuyor, anlatıyoruz yıllardaaaan beri: Bir varmııış, bir yokmuş… Neymiş efendim, eski zamanlarda, hem Asya ve hem […]

4 mins read

Keramet [29 Aralık 2005 Perşembe]

Az önce öylesine, raftaki kitapları karıştırıyorken; ummadığım bir kitapta “keramet” diye bir kelimeye rastladım. Merak edip okumaya başladım ki, zaten kısacık bir hikâyeydi… {*} Vakti zamanında, bir ülkede iki kardeş yaşarmış. Biri çobanmış bunların, diğeriyse kunduracı. Çoban olan karar vererek bir gün, şöyle demiş kendine: “-Ermeden, nefsimin müştehâsına (iştahlarına) dizgin vurmadan, dağdan aşağı inmeyeceğim!..” Yapmış […]

3 mins read

“Taht kurmuşsun kalbime” [25 Aralık 2005 Pazar]

Son iki yazımızın konusunu Yeşilay’a ayırdıktan, ve iyi de ettikten sonra… Sen şimdi nasıl, kalkıp ta; 70’li yılların bütün meyhanelerinin, bütün birahanelerinin, çoğu otobüs ve minibüslerinin bütün kapı ve bütün pencerelerinden sokaklara dökülen Esengül’e övgüler yağdırırsın?.. Ne derler adama?!. Ama biliyor musunuz, insan eski oltalarla çok daha kolay avlanıyor; hele ki ağzı açık dolaşsın! {*} […]

3 mins read

Kırlangıçların en mavisi [23 Aralık 2005 Cuma]

Ben şu kadarcıktım, ancak beline geliyorken; o koskocamandı… Ben kafası alabros tıraşlı gezerken onun bıyıkları vardı… Babası imamdı; sazı, darbukayı, defi soğuk odaya saklarlardı… Ben onların sadece sahnedeki fotoğraflarını gördüm; işte, ortada oturan oydu ve elindekinin adı dîvan sazıydı. Derlerdi ki; bu sazı çalabilmek her babayiğidin harcı değildir… Sazının ucunda, sarı-lacivert ibrişimden bir püskül sallanırdı… […]

4 mins read