Bir "Kınalı Ali" hikâyesi anlatılır; Duymayan duysun, bilmeyen öğrensin, dinlemiş olan da bir daha dinlesin, diye. Çünkü çoğu hikayede, çoğumuzun alabileceği çok dersler vardır… Üsteğmen Faruk, cepheye yeni gelen askerleri…
(Nazânıma mektuplar) Anlamak istemeyene hiçbir şey anlatılamayacağını biliyorum… Yine de yazıyorum. Çünkü bir gün, anlamayı seçeceğini umuyorum. Doğru tercihi yapmış olacağın o gün, işte bu yazının elinde olmasını arzu ediyorum!…
İlgili yazı: Aşk, öyle bir şey ki… [07 Eylül 2012 Cuma]
  Bakın hain İngilizlerin yaptıklarına!.. Allahü teala, bu sinsi İslam düşmanı, kibirli ve de zalim İngilizlerin şerrinden bütüm cümle ümmet-i Muhammedi korusun… Bu arada, böyle hassas bir konuda gayet duyarlı…
. Sual: İmam-ı Rabbani hazretlerinin Mektubat’ını anlamamız şart mıdır? Mektuplarda süluk, cezbe, seyr-i fillah gibi birçok kelime ile karşılaşıyoruz. Bunların manalarını bilmek gerekir mi? CEVAP Gerekmez. Bilsek de anlayamayız. Seyyid…

“O”nunla gözgöze gelmek! [05 Temmuz 2000 Çarşamba]

“O”nunla gözgöze gelmek! Kalabalığın arasındasınız… Bir kapı açıldığı anda veya bir koridoru döndüğünüzde karşılaşıyorsunuz onunla; “Aa!.. Kimdi bu?.. Tanıdım tanımasına da, kimdi!..” ….. Çok meşguldünüz. Belli ki o da çok meşguldü. Konuşamadınız, selamlaşamadınız bile. Çünkü o kendi yanındakilerle, siz de kendi yanınızdakilerle yoğundunuz. Ama aklınızda da kaldı o bakışma… Tanıdınız onu, kesinlikle… Ama o kimdi! […]

4 mins read

Millî lezzet [04 Temmuz 2000 Salı]

Millî lezzet Cağaloğlu’nda iken bir abimiz vardı… Gençliğinden beri onu bırakmayan hastalığıyla yaşardı. Günün birinde “tad alma” duygusunu kaybettiğini öğrendik… “Yahu, diyordu. Şu dil ne önemli şeymiş!..” ….. Gözünü kapatsa ne yediğini anlayamıyormuş. O da, nasılsa bir şey değişmiyor diye bir kolaylık düşünmüş: Yıllardır müşterisi olduğu (kendi işyerinin alt katındaki) lokantaya gidiyor ve tabağına “biraz […]

4 mins read

Gülmek sana yakışıyor [03 Temmuz 2000 Pazartesi]

Günlük hayatta ve toplumsal ilişkilerde neşeli insanlar, hemen her durumda göze çarpar ve dikkat çekerler. Neşeli insanlar, taşıdıkları bu özgün ve sosyal ayrıcalıkla durmaksızın pozitif ve keyifli dalgalar yayarlar ve bu dalgaların ortamındaki özel bir refleksle de ayrıca yine öne çıkarlar. Neşeli insanlar, kahkahalar atabilen, gülebilen insanlardır ve gülmek onlara çok yakışır!.. {*} {*} {*} […]

5 mins read

Kesit! [01 Temmuz 2000 Cumartesi]

Kesit! Herşeyi yaşarsın ya, dedi… Herşeyi yaşarsın yaa! Ve ufka bakıp konuşmaya başladı… En aşırı sevgileri ve en sonsuz nefretleri bir insanda toplarsın ya, dedi… İşte öyle.. Bir hareketi ile yüreğinin taa derinliklerinde hissedersin, bir hareketi ile yüzüne tükürmek istersin ya, işte öyle, dedi… İşte! Dedi, ufka yakın olan balıkçı teknesini göstererek… Ben de böyle […]

5 mins read

Nefret etmek meslek midir? [30 Haziran 2000 Cuma]

Nefret etmek meslek midir? (Atgözlükleri sadece atlara… Ve mecazî manada da “hedefine koşan” insanlara yakışır.) Tasvip etmemek ile nefret etmek arasında öyle büyük bir fark-uçurum var ki; bunu ancak “at gözlüğü takmış olanlar” anlayamaz… Anlatabiliyor muyum? ….. Hadi “anlamadım” deyin bakalım!.. {*} {*} {*} Bu laflar nereye geliyor biliyor musunuz? Şuraya: Bülent Ecevit’i tasvip etmiyor […]

3 mins read

Mcuk muccuk! [29 Haziran 2000 Perşembe]

Şu Tarkan denen çocuk ciddi ciddi o kadar başarılı ki, kelimelere sığmaz… En azından, bir Türk’ün dünyanın neresinde olursa olsun “Yakalarsa, mcuk muccuk” yapacağını öğretti dünyanın bütün insanlarına!.. {*} {*} {*} Bu arada, yakalayınca “mcuk muccuk” yapmak gerektiğini, yahut “mcuk muccuk” yapmak için önce yakalamak lazım geldiğini Tarkan’ımızdan öğrenmek isteyen, sadece ABD’de (geçen ayki satışlara […]

6 mins read

“Hiçkimse”ye bir yazı [28 Haziran 2000 Çarşamba]

“Hiçkimse”ye bir yazı Sabah ezanından yatma vaktine kadar, kendini perişan edercesine evini silip süpüren; mutfağı, salonu indirip kaldıran ve yerlerde bir toz zerresinin bile kalmasına müsaade etmeyen; kirlenmeden perdeleri yıkayıp, tozlanmadan halıları dövüp, mıntıkası dahilinde ve elinin erişebildiği mahallerde dokunulmamış, silinmemiş, temizlenmemiş ve defalarca dezenfekte edilmemiş bir tek noktanın kalmış olmasına tahammül edemeyen kadından ise… […]

5 mins read

Dedem [27 Haziran 2000 Salı]

(Bir dayım vardı; Hasan… Ben çok küçük bir çocukken; “Şehit oldu, dediler. Askerde… Dayımı hayal meyal hatırlıyorum aslında, ama annemin o zamanki hali hiç gözümün önünden gitmiyor. Galiba ilk kez gerçek acıya o zaman şahit olmuştum… ….. Ve; “Aşağıdaki hikayeyi Anadolu’daki Rock yapan Pentegram grubunun askerken güneydoğuda şehit olan solisti için yazmıştım. Yorumsuz olarak sunuyorum. […]

8 mins read

Kuzuluk sabahı [26 Haziran 2000 Pazartesi]

Kuzuluk sabahı Bu, Kuzuluk’taki son sabahım; dönüyoruz. ….. Ortalık “yemyeşil” kokuyor bu sabah da… Bu sabah da kuş kaynıyor ortalık… Ve bu senenin yavrusu olan “acemi” serçeler insanlı balkonlara dahi konarken, belki de her pencereye bir yuvaları denk gelen kırlangıçlarsa “çamurdan saray”larının deliğinden gün boyu yapacak oldukları sayısız giriş-çıkışlarına çoktaan başlamışlar… {*} {*} {*} Henüz […]

4 mins read

Ölene kadar yaşamak… [24 Haziran 2000 Cumartesi]

Milyonlarca, milyonlarca insan sağlık mazeretinden yakınmaktadır. Ama, pek çok durumda, bu yerinde bir bahane midir?.. Diyor Dr. David J. Schwartz. Ve devam ediyor: Bir an için bildiğiniz, tanıdığınız oldukça başarılı olmuş insanları düşünün; sağlığı bir mazeret olarak kullanabileceği halde kullanmayan kişileri. Doktor ve cerrah arkadaşlarım “örnek” bir yetişkin insan hayatının var olmadığını söyler. Tıbbi açıdan […]

5 mins read

En büyük adam kimdir? [23 Haziran 2000 Cuma]

Kızılderililer, ABD vatandaşıdırlar; oy kullanma hakları vardır; vergi verirler, askere gidebilirler; her türlü devlet görevini yapabilirler; fakat eğitim seviyeleri düşüktür ve ABD’deki en düşük gelir grubunu oluştururlar: Yüzde 32’si fakirlik sınırının altında yaşamaktadır. Ülkedeki en hastalıklı etnik grup oldukları gibi en düşük ortalama ömür de onlardadır. Fakat önümüzdeki yüzyılda, kabilelerinin cümle düşüklüklerin merkezi olmaktan çıkacağına […]

3 mins read

Mi taku oyasin [22 Haziran 2000 Perşembe]

Mi taku oyasin Romanlarda, çizgi romanlarda ve filmlerde o kadar çok okudum ve seyrettim ki Kızılderilileri…. Yıllarca onları kendime akraba gibi hissettim. (Yıllar sonra Kızılderililer ile Türkler’in bir bağı olduğunu duymaya başladım. Bu da başka konu…) {*} {*} {*} Bütün bu kaynakların bir gayesi vardı sanki… Öyle vahşî gösterilmeliydi ki Kızılderililer; topraklarına saldırıldığında başlayan savaşlarda… […]

5 mins read

Kan otları [21 Haziran 2000 Çarşamba]

Kan otları Canımız, diyorum… Canımız “yandığını” mı anlamazdı, yoksa gerçekten yanmaz mıydı bilmiyorum. Ama o otları… Hani, (yaşı bizlerden birkaç yıl büyük olan) tecrübeli arkadaşlarımızın “tavsiye” ettiği o otları sürüp dilimi kanattığımızı hatırlıyorum… {*} {*} {*} Daha yürekli olanlar, acemîlere tarif etmekle kalmaz; “dilin nasıl kanatılabileceğini” uygulayarak gösterirler; “Bakın, derlerdi… Hııı, bakıın!.. İşte böyle yapacaksınız… […]

2 mins read

Kadının ruhu var mı? [20 Haziran 2000 Salı]

Kadının ruhu var mı? 16. Yüzyıl Avrupa’sında en çok tartışılan konulardan birisi neymiş, biliyor musunuz?.. Kadınların ruhlarının olup olmadığı… Ve Cennet’e gidip gidemeyecekleri!.. {*} {*} {*} Yine aynı dönem Avrupa’sında bir üniversite hocası; “KADINLARIN İNSAN TÜRÜNDEN OLMADIKLARINI” ispat etmek üzere Latince tezler yazıyor… Kraliyet fermanlarında ise, kadınların dövülmesiyle alakalı olarak şöyle kayıtlar bulunuyormuş: “Dövme aletinin […]

3 mins read

Ahh, şu erkek milleti(!) [19 Haziran 2000 Pazartesi]

Ahh, şu erkek milleti(!) Eğri oturmaya razı hanımlara bayılırım ben; çünkü onlarla doğru konuşmak mümkün oluyor… Bu kadar iltifat yeter bugünlük, hadi hemen konumuza girelim, işim var(!).. ….. Sizden de ricam; bir an evvel kulağınızı açın ki kaçırmayasınız söylediklerimi, sonradan tartışırız ne kadarının doğru olup, ne kadarının doğru olmadığını… {*} {*} {*} Kadınların aklına herşey […]

4 mins read

Hayatın kavuniçi tadı [17 Haziran 2000 Cumartesi]

(Enerjisi, hayata ve problemlere pozitif bakması, çok okuması ve dantel gibi yazılarıyla Ömer Aşıcı benim her zaman omuzundan güç aldığım bir büyüğüm oldu… İşte onun Brillance’daki bir yazısı.) {*} {*} {*} Hayatın olası sorunlarına karşı her bireyin alan savunması, bir anlamda kendi özelindeki iç mukavemet hesaplarına; yapıtaşlarının gradosuna ve güne başladığı yerdeki pozitif enerjisinin yüklendiği […]

5 mins read

Büyü dükkanı 2 [16 Haziran 2000 Cuma]

Yaşlı adam sessizce düşündü. Ve müşterisine de düşünmek için zaman verdi… “Biliyorsunuz, dükkanımda her şey mevcut. Tam olarak ne istediğinizi anlayabilmem için, bana geri istediğiniz hayatınızı biraz anlatabilir misiniz?” Dükkan sahibinin sorduğu soru ile müşteri iç dünyasına döndü. Gözünün önünden geçen sahnelerin kendi yaşantısına ait olduğunu kabul etmek için kendini zorluyordu. Bütün görüntüler, bir kargaşa […]

6 mins read

Büyü dükkanı [15 Haziran 2000 Perşembe]

(Size bugün ilginç bir hikaye aktarıyorum) Uzak diyarlardan birinde bir ülkede, yemyeşil tepelerin arasında, kışın bembeyaz bir kar örtüsü ile, baharda rengarenk kır çiçekleri ile kaplanan bir vadi vardı. Ortasından küçük bir ırmağın geçtiği bu vadi “Büyülü Vadi” olarak anılırdı. Ona bu adı veren ise, vadideki ilginç bir dükkan ile, bu dükkanda yaşananlardı. Ünü ülkenin […]

8 mins read

Kalp onarmak [14 Haziran 2000 Çarşamba]

Kalp onarmak Hans diyen var, Peter diyen var… Fıkra bu ya, biz adına “Temel” diyelim… ….. Amerika’ya yerleşiyor Temel ve birikimleri ile bir otomobil tamirhanesi açıyor. Bir gün kaputu açmış, motorun silindir başlıklarını sökerken dünyaca ünlü kalp cerrahı Dr. De Bakey’in içeri girdiğini görüyor. Doktor Mercedesine bir göz atmasını istiyor ondan. {*} {*} {*} “Siz […]

4 mins read