Seyir Defteri – 10 Şubat 2008 (Siteye Şiir)
Nazilli'den Kadir Çetin (ki sizler onu "MERHABA" şiirini başlatmasıyla tanırsınız) diyor ki; -Artık yazmadan duramıyorum… Aşağıdaki satırlarımı bu defa Yorumlara veya Ziyaretçi Defteri'ne de yazmadım. Mail olarak gönderiyorum. Siz ne yaparsanız yapın… {*} {*} {*} Siz ne yaparsanız yapın, deyip topu bana atmak kolay… Peki siz olsaydınız ne yapardınız?.. Ben de sizin […]
29.09.2006 – Muammer Erkul – Uludağ Sözlük – uludagsozluk.com
muammer erkul 1. Türkiye gazetesinde köşe yazarı. Hayata dair yazıları samimi ve zaman zaman hüzünlüdür. 2. Aşağıda Yazarın 29 Eylül Cuma günü yayınlanmış olan yazısını bulabilirsiniz.Yazar, yazısından anlaşılabileceği gbi aşıklar için edebi kaynaktır. http://www.turkiyegazetes…akaledetay.aspx?id=303097 'Adını bilmeden sevdim Ben, senin adını bilmeden sevdim. Ve, "var"lığınla gülüşünü… Ben seni, yaşını bilmeden, gözünü-kaşını bilmeden sevdim. Ve, "yar"lığa süzülüşünü. […]
04.10.2007 – Benim Ramazan Akşamlarım – Mehmet Nuri Yardım – mehmetnuriyardım.com
Benim Ramazan akşamlarım Sizin Ramazan akşamlarınız nasıl geçiyor dostlar bilmiyorum ama, benimkisi renkli manzaralarla dolu. İşin ibadet tarafı ayrı, onu burada mevzubahis edecek değilim. İsterseniz iftar şölenlerinden başlayalım. Ramazan başladı başlayalı neredeyse eve hasret kaldım inanın. Her ne kadar mübarek ayın başlarında iki üç akşamı çoluk çocuk birlikte geçirdiysek de ondan sonra başlayan “iftar daveti […]
Altın ocağı [01 Nisan 2007 Pazar]
Her zaman edebiyattan, yazarlardan, yayıncılardan, kitaplardan, okumaktan filan bahsediyoruz, ama işin bir diğer boyutu eksik kalıyor… Az sonra siz de bana hak vereceksiniz… Halbuki asıl okuma mücadelesini onlar veriyorlar: Azerbaycan’dan, Türkmenistan’dan, Özbekistan’dan, Kazakistan’dan, Kırgızistan’dan, Çeçenistan’dan, Doğu Türkistan’dan, Afganistan’dan ve adı hatırıma gelmeyen pek çok ülkeden… Ayrıca yurdumuzun her il veya ilçesinden, okumak için yollara düşen […]
Biz, okuyan milletiz [30 Mart 2007 Cuma]
Başımıza sarılan en büyük oyunlardan biri de “OKUMUYORUZ” yalanıdır, demiştik ya dün… Bütün istatistikler gösteriyor ki; insan kendisine ısrarla söyleneni öğreniyor. Acizlik öğreniliyor, hiçlik, cahillik ve bütün ikinci sınıf duygular öğreniliyor, öğretiliyor… Okumadığımız da, bize ÖĞRETİLDİ!.. Ve maalesef düştük bu tuzağa! {*} Anlaşılmaz, uydurma dillerle yazılmış, bize aykırı gelen, bizi aşağılayan kitapların sahiplerine büyük ödüller […]
Biz, okuyan milletiz [29 Mart 2007 Perşembe]
Tuzakların, bini bir para… Hepsi de sinsi, hepsi de gizli… Ve uzak noktalara güdümlü füzeler gibi! Her kesişte üç beş filiz veren ormanların köküne zehir dökmek; tamamen bir batı taktiğidir! Bekleyin; “okuyan bir millet” olduğumuzu anlatacağım… {*} Kıtalar fatihi pehlivanlarımız vardı… Cankurtaran sandalını tutan parmakları kesilince, Koca Yusuf okyanusa gömüldü… Ama, ardından gelenlerin inancı-güveni zehirlendi… […]
Bir bilene soralım [25 Mart 2007 Pazar]
(Çocukların neden, büyüklerinden daha akıllı olduklarını biliyorsunuz, değil mi?) Aklın işi; kendi için iyi ve güzel olanı bulmaktır… Peki nedir bunun en kolay yolu?.. Bilen birine sormaktır. Ama “bilen” birine! {*} Çocuklar çoğu büyükten akıllıdır, dedik ya. Ben gerçekten inanıyorum buna; çünkü akıllı kimselerin yaptığını “çocuklar” yapıyor. Bilmiyorsa bir şeyi, bulup adamını, soruyor: -Amca, tuvalet […]
Okul kitaplarında yazmayan bilgileri çocuklara kim öğretecek? [23 Mart 2007 Cuma]
Sen çok akıllı, bilgili bir çocuktun, biliyorum… Fakat ya ailen de senin her şeyi bildiğine inansaydı, neler olurdu? ….. Ürperiyor musun bu ihtimali düşündüğün zaman, korkudan terliyor musun?.. {*} Sen öyle akıllı bir çocuktun ki; her şeyi bildiğini bilirdin… Buna rağmen ailen, birer birer ve sabırla “bildiğini bildiğin” her şeyi tekrar öğretti sana! Hâlbuki “bilmiyorum” […]
Asmalı teras [22 Mart 2007 Perşembe]
Otağtepe’ye dönen ince asfaltın iki yanı toprak olduğu halde, yağmur yağsa bile çamur olmazdı. Çünkü ellenmeyen yerleri sık bir çimen sarar ve yaşı yüzün çok üzerindeki çam ağaçlarının iğne yaprakları mevsimi geldikçe dökülür, yüzey toprağını sıkılaştırır ve sanki; çiseden bile çamur olmak ayıptır, derdi… Saatte bir veya iki tane minibüs gelirdi buraya. Hisar Camisi’ne dönen […]
Dehşetli çözülme [18 Mart 2007 Pazar]
(..Çoğu insan, tehlikenin; buzların çözülmesi olduğunu zannediyor, çok yazık!..) ………. Bir çocuk çöplükteki ara bezlerini emer mi, veya yenemez haldeki kuru ekmekleri kemirir mi?.. Tabii ki yapar bunları; onu şehir çöplüğünün ortasına atarsan ve yolunu kaybetmesine göz yumarsan… Çünkü açlık ve susuzluğun önünde durulmaz. Açlık çöp yedirir, pislik yutturur insana; susuzluk, deniz suyunu bile içirir… […]
Hüdâyî yolu [16 Mart 2007 Cuma]
(Dünden devam) Dünkü yazımızın özeti şuydu: Büyük velilerden Aziz Mahmud Hüdayi hazretlerinin, yüz yıllar önce… Şimşek, yağmur, fırtınalı, gayet korkulu bir günde… Talebeleriyle birlikte Üsküdar’dan kayığa binerek karşıya geçmesi… Bu dehşetli yolculuk sırasında, azgın denizin; bulundukları kayığın her yönünden birer boy mesafeye gelince sakinleşip durulması, onlara koridor gibi bir yol, geçit açması… Sultan Ahmed Han’ın […]
Hüdâyî Yolu [15 Mart 2007 Perşembe]
1541 yılında doğan büyük veli Aziz Mahmud Hüdâyî hazretleri talebe yetiştirmek için çok gayret etti. Dergâhı Üsküdar’dadır. Osmanlı Padişahlarından 3. Murad Han, 2. Mehmed Han, 1. Ahmed Han, 2. Osman Han ve 4. Murad Han’lar da sohbetine gelenler arasındaydı. Sultan Ahmed Han, yaptıracağı büyük caminin temelini atmak için; son derece bağlı olduğu hocası Aziz Mahmud […]
Meslek ve kazanmak [11 Mart 2007 Pazar]
Çok meslek var. Her mesleğin uğraşanı, uğraşmayanı var; anlayanı, anlamayanı var; sevdalısı, umursamayanı var… {*} Çok meslek var. Her mesleğin sahipleri işine ömür verir; bir şeyler üretir, bir şeyler çıkarır… Kimisi denizi kulaçlar, balık çıkarır… Kimisi toprağı deşeler, patates çıkarır… Kimisi kayaları oyar, kömür çıkarır… Kimi de yerin dibine iner, altın çıkarır… {*} Çok meslek […]
Renk aşkı [09 Mart 2007 Cuma]
(Okuyanlardan bir kısmı, bu yazıyı belki on sene sonra anlayacaklar. Aslında şu anda anlaşılması lazım, hatta on sene önce anlaşılması lazımdı!..) ….. Her insan farklı düşünür. Birbirinden ayrı düşünen bunca insan, bir gün aynı renk formalar, kıyafetler giyerek, aynı stadın önünde toplanmaya başlarlar, ellerinde bayraklar… İki saate öncesine kadar biri birlerinin varlığından bile habersiz olan […]
Pembe [08 Mart 2007 Perşembe]
Sana sormazsam kime sorarım, sen bilmezsen kim bilir? Hadi, ne olur söyle bana; pembenin dibi tutmuşuna mı denirdi kırmızı? Gül kırmızılar yanık mı kokardı? {*} Pembe bir gül… Aşka düştü; ..kor oldu! ….. Bana da bu kırmızı çok yakıştı! {*} Önce, istedim ki; seni hiç kimse sevmesin… Sonra istedim ki; sadece ben seveyim… Ardından, yalnızca […]
Köprü [04 Mart 2007 Pazar]
Su, akar; İki yamacın arasından… {*} Akan suyun şu yanında, koca bir dağ yükselir; Bir dağ ise öte yanında… {*} Su; “şimdi”dir… Gürül gürüldür bazen, bazen şırıl şırıldır; berraktır kimi zaman veya bulanık, çamurludur. Fakat gerçeğidir şimdiki zamanın, şimdinin… Duymakta olduğun ses “şu an”dır! Elini soksan, ıslatacak; düşsen, seni sürükleyecek olandır su… Yani, su; şimdiki […]
Bir balık daha [02 Mart 2007 Cuma]
Gürül gürül suyun sesini duymuyorsa şu millet, aldırma… Onlar, sığanmış paçalarına bakıyor senin; sen yakalayacağın balıkları görüyorsun… Dilinde “ahh”lar: Bir gün kaç kişi yiyecek balıklarımı, kim bilir!.. ….. Bunları senden başka kim anlar? Bazıları, gözlerinin gördüğüne bakar; Gördüklerine sevinirler… Bazıları gördüklerine de sevinir, görebildikleri için de sevinir… {*} Aslında göz görmez ki; gören beyindir… Yani, […]
Farklılıklar [01 Mart 2007 Perşembe]
Herkesin iştahla karnını doyurduğu lokantada bir genç adam görmüştüm; tedirgin… Aşçıyla konuşuyor, yemek seçmeye çalışıyordu… Sonra aynı masaya oturduk. Hastaymış… Daha doğrusu ekmek yerse hasta oluyormuş. Ve bulgur yerse ve makarna yerse ve içine un katılmış çorba, yemek, kek yerse… Ağzınıza giren tahıl miktarı kadar (sanki) böcek ilacıyla zehirlendiğinizi hayal edebilir misiniz? Yarım ekmek arası […]
‘Kızılelma’ya kadar güreşmek! [25 Şubat 2007 Pazar]
Ya ‘Kızılelma’yı kovalayacaksın… Veya paçaları çekip, bostanda kabak büyütecek, ağaçta ceviz taşlayacaksın!.. {*} Kızılelma; çok manalara gelir, öyle iki kelimeye sığmaz. Ucundan kenarından biraz öğrenmek lazım! Kızılelma; ağacın en tepe noktasındadır! Kavuşmak zordur… Tehlikelidir. Fakat en kırmızısı odur, en lezzetlisi ve en mutlu edicisi… {*} Kızılelma; ağaç altında oturup, ilk kurtlanan meyveyi bekleyenlerin ağzına düşmez! […]
