Yorumsuz… – [17 Ekim 2010 Pazar]

Komşumuz ölüverdi. Ansızın… Gün doğarken işine gider, geç saatlerde sessizce gelirdi. Sabah duyuldu vefat haberi. Çeşitli tahminlerde bulunduk… Saat biraz yürüyünce üst kata çıktım. Hiç tanımadığım hısım ve akrabaları evde toplanmışlardı. Onlar da tanımak için bana bakıyorlardı. Kime başsağlığı dileyeceğimi bilemedim… Sabahın erkeninde içine baba acısı düşen oğul odasına kapanmış; kız kardeşi başka şehirde okuyor, […]

2 mins read

Şimdi!.. [13 Ağustos 2010 Cuma]

Su gibi özlerken meçhulü ve açlığa benzer bir şeyler kemirirken içimizi… Çaresiz ve tükenmiş hissederken kendimizi; çınar ağacından düşmüş kuru bir yaprak misali, rüzgârın önünde… Kolumuzu bile kaldıramayacakmış gibi hissederken fakat öte yandan da pek çok şeyleri yapmamız şartmış gibi gelirken içimizden… Belki de tam bu esnada, uzaktan bir ezan sesi ve içimizin deriiin yerlerinden […]

2 mins read

Kabirden çıkmak [18 Nisan 2010 Pazar]

Üzeri bol çiçekli kalın çimenler serili her yere; bu tepeden, neredeyse ta karşıdaki bulutlara kadar. Mezarlığa doğru genişleyen cami bahçesindeki musalla taşında bir tabut; havlular, yazmalar örtülü… Dört oğul, iki damat, çok sayıda torun, akrabaları, köylüleri, bunca yıl elini öpenler ve eliyle pişirdiği ekmeğinden yiyenler saf tutmuş, namazını kalmakta: “Hatun kişi niyetine, buyurun cenaze namazına…” […]

2 mins read

Susak çekirdekleri… [31 Ağustos 2001 Cuma]

Susak çekirdekleri… “Susak”ın ne olduğunu bilir misiniz?.. Ben bilirim… Çünkü bir zamanlar kendimi onlardan biriyle “özdeş” bilmiştim! Susak bir çeşit kabak. Ama sapına yakın kısmı yuvarlak gövdesinden sanki ayrıymış gibi uzamış ve sanki bir tutma kulbu, sanki bir tava sapı gibi büyümüş olan bir kabak… Şekli böyle olduğu için de bu su kabakları kurutulup, kenarından […]

5 mins read

Sizin evde sinek var mı? [23 Ağustos 2001 Perşembe]

Karar veremedim ki uzun süre, bu yazının ismi; “Sinek” mi olsun… “Camlar ve sinekler” mi olsun… “Sineğin altındaki cam” mı olsun… Yoksa “Kırmızı leke” mi olsun?.. Alın işte, hepsi birden galiba şöyle toparlandı. Sineğin yapıştığı camdaki kırmızı leke!..  {*} Dünyanın en “sinir” sorusu işte şöyle sorulur: “Hiç sinek gördünüz mü?..” ….. Ne demek şimdi; “nasıl […]

4 mins read

Bir gün daha yaşamak [21 Ağustos 2001 Salı]

  Bir gün daha yaşamak Eskiden, bu hayatın, üstüme yüklemiş olduğu vazifeleri düşünmek yerine; “bin yıl daha” yaşamayı düşünürdüm… ….. Şimdi ise, “bir gün daha yaşayacağımı” söyleyen olsa; “Acaba bu bir gün boyunca yapmam gereken en önemli iş hangisi” diye düşünüyorum…  {*} O da sen de… Kafana birisi takılıyor… Değil mi? Unutma; O da ölecek […]

4 mins read

Geç kalınmış randevu… [17 Ağustos 2001 Cuma]

Onu, 86 senesinde bir kere görmüş, sonra ise hep adını duymuştum… O, hastalıklar ve ilaçsızlıklar yıllarında “tükenen” bir ailenin hayata direnebilen tek ferdiymiş!.. O, yokluklar zamanında, almış “başını” koymuş omuzuna ve Edremit taraflarına gidip, önce inşaatlarda iş… Sonra da kendine bir “eş” bulmuş… Gecenin adı “gündüz” olmuş muu, bilinmez; ama gurbetin adı “sıla” olmuş git […]

4 mins read

Elbette kıskanırım gözünde beni görsem [30 Ocak 2001 Salı]

Elbette kıskanırım gözünde beni görsem İsterim ki, bana semayı getirsin. Dursun önümde bulutsuz bir gökyüzü gibi… İsterim ki bir su damlası gibi değsin, gözlerin… İsterim… Ve bunları istemeyi isterim… İşte bunun için kıskanırım… Elbette kıskanırım gözünde beni görsem, kıskanırım; Sende kendimi görsem!.. {*} Bilirim; gökler verir, denizlere rengini… Bilirim; göklerin kamçısıyla delirir, taşar deniz… Bilirim; […]

5 mins read

Bin yıl bitti ansızın(!) [03 Ocak 2001 Çarşamba]

Yeni BİNYILIN ilk yazısını yazıyorum… Bu, bir KOMEDİ yazısı olacak… Çünkü, biliyorum ki bazıları çok gülecek bu satırlara. {*} Sahi, nedir komedi?.. ….. Bi.. bi.. bil e mm, mm m myo… bilem miyorum ki!.. ….. Buna benzer bir sun’î ıkınıştaki "bilemiyorum" kelimesi o kadar çok kullanıldı ki sinemalarda, tiyatrolarda ve televizyon programlarında; artık bunlardan kekeçoğlanlar […]

6 mins read