2010
2010 yılı yazıları
Nağme ve nağmeler [07 Şubat 2010 Pazar]
Müziğe ne kadar yakın durduğumuz, kendimiz için önemli. Fakat yayınlanan müziğin “ne” olduğu, memleketimiz için önemli. Çünkü ezberleniyor, içindeki mesajlar hızla kopyalanıyor… Yıllardır, bayırı aykırılayan caddelerin kenarında yaşar gibiyiz! Penceremizi her açtığımızda; ya yokuş aşağı kontak kapatmış bir ahmağın yeline çarpmakta… Veya rampaya vurmuş yağsız kamyonların paralanma sesinden muzdarip içeri kaçmaktayız!.. {*}{*}{*} Sanat, en başta; […]
Hayatın süs kalemleri [05 Şubat 2010 Cuma]
Bir şeyler geldi aklıma ve masanın üzerindeki küçük defteri önüme çekip hemen kalemliğe uzandım. Pek kullanmasam da hep gözümün önündeydi bu içi dolu kalemlik. Kim bilir ne kadar zaman sonra, işte şimdi, böyle ansızın zihnimde peyda olan satırları kaçmadan yakalamak için bu kalemlerden birine ihtiyaç duymuştum. {*}{*}{*} Mavi bir plastik kalemdi elime aldığım, ama […]
İlk yanışım değildi [04 Şubat 2010 Perşembe]
İlk yanışım değildi ki!.. Pencerem tıklatıldı, kapım çalındı… Bulunduğum yer, oturduğum zemin, yüksekliğim, genişliğim, biçimim, rengim, çevre düzenim, benle alakalıydı ama doğrudan benim eserim değildi. Ben, memnundum halimden. Ne verilmiş ise o zaten istediğimdi ve aldığıma razı olmuştum sadece; böylece güzelleşmiştim… {*}{*}{*} İnfaza gidene ayna verilir mi, verilse de o alır mı?.. Güzel miyim, bilmiyorum […]
Hep!.. [31 Ocak 2010 Pazar]
Yağmur çiseliyor… Aklıma sen geldin! Ve kuşlar cıvıldıyor kuytu dallarda. Aklıma sen geldin… Kış rüzgârı, ürpertiyor. Aklıma sen geliyorsun. Sokaktaki kedi ıslanmadan karşıya geçmeye çalışırken, kanatlarından sesler çıkaran kumru havalanırken aklıma sen geliyorsun… Simitçi simitlerine torba geçirmiş, metronun makinisti kulağına çiçek takmış, kurstaki arkadaşlar sürpriz parti düzenlemiş; aklıma sen geliyorsun… İçimde sıkıntı olsa… Annemi hatırlasam… […]
Yola çıkmayan…. [29 Ocak 2010 Cuma]
Çok negatif düşünen birisiyim, diyorsun ya; aslında bunu söyleyebilmek bile büyük bir adım. Çünkü bu söz, bir tespittir; “ambarda fare var” veya “elmam kurtlu” der gibi. Öyleyse çare belli: Yakala fareyi, çıkart elmanın içindeki kurdu dışarı… Koyunlarına saldıran kurtları görsen sadece bakacak mısın? Almayacak mısın eline odunu, tüfeği? Sen korumazsan kendi kuzularını, başka kim koruyacak? […]
“Tabutluk”taki son faşist ve kurşuna giden Azeriler [28 Ocak 2010 Perşembe]
Irak savaşının bizi de ekonomik olarak salladığı dönem; Türk 2000 dergisini çıkarıyoruz. Ord. Prof. Dr. Reha Oğuz Türkkan’ın bilim ve tarih açısından gayet mühim biri olduğunu biliyorum, ama insan “dokunacak kadar yakın” durduğu kimselerin kıymetini idrak edemiyor işte! İtiraftır ki, çıkardığımız dergiyi bile ciddiyetle okumazdım!.. Fakat bazen konuşurduk hocayla. Benim ta çocukluktan kalma “tabutluk” merakım […]
“Tabutluk”taki son faşist ve “Türk 2000” mecmuası [24 Ocak 2010 Pazar]
Bilim dünyamızın en önemli isimlerinden; Sorbon ve Colombia Üniversiteleri eski hocası Ordinaryüs Prof. Dr. Reha Oğuz Türkkan 90 yaşında vefat etti. 19 Ocak 2010 günü Zincirlikuyu’da toprağa kondu. Gazetemizde de yazmıştı, Allah rahmet eylesin… 90’ların başında tanışmıştık. “Türk 2000”i benim küçük yerimde (eski Günaydın’ın karşısında Sıdıka Batu Han vardı) çıkarmaya başladık. İlk sayının kapağına bir […]
Kar taneleri… [22 Ocak 2010 Cuma]
Kar yağıyor; uçuşan, konan, yapışan, savrulan, yığılan, dökülen karlar. Nereye baksan kar, her taraf bembeyaz… Yağarken anlaşılmıyor aslında; kar nedir, nasıldır, neye benzer, nasıl davranır? Ona bakmak lazım, görmek lazım, varlığını tanımak lazım. Beyazdır, soğuktur, hafiftir, küçücük bir noktadır. Her kar tanesi bir kar tanesidir sadece; ama her tanesi, bir kar tanesidir!.. {*}{*}{*} Hiçbir kar […]
Nice yıllara… [21 Ocak 2010 Perşembe]
Web sitemiz 19 Ocak 2008’de yayına başlamıştı. İki gün önce 2’nci yaş günümüzü kutladık. Tebrik mesajları posta kutularımızı doldurdu. Sandık ki; sadece sitemiz değil, pek çok arkadaşımız aynı gün doğmuş! Bir de şiir vardı eklendi siteye. Hicran Seçkin kardeşimin kaleminden çıkmıştı ve konuyu şöyle özetliyordu: Sevgiyle kurulmuş Sevgi Sitesi, Bir yaşın bin olsun; nice yıllara… […]
Göbecikli çocuklar [17 Ocak 2010 Pazar]
Kiraz sapı gibi incecik boyunlarının ucundaki kafalarını, sanki dengede tutmaya çalışan çocuklar vardı etrafımızda. Pantolon paçalarından çıkan sopalar gibiydi bacakları ve parmaklarıysa, ellerinin üstüne kadar inmiş kol ağızlarından uzayan çırpıları andırıyordu! Bulduklarını derhal yerdi o zamanın çocukları ve yuttuklarını da vücutları anında yakardı. Artık herkes çocuğunun üstüne titremekte: Aman çocuğum iyi beslensin, vitaminler alsın; aman […]
Kuş merhameti [15 Ocak 2010 Cuma]
Başından sonuna; çiçek seralarından güzel, hazine sandıklarından kıymetli bir mazinin çocuklarıyız. İşte bu hakikati kimin bilmesi gerekiyor? Çocuklarımızın!.. Sen şu güzel hayatın filmini izlemiştin, bu menkıbeyi dinlemiştin, bu konuyu okumuştun, evet biliyorum. Fakat biliyorum ki; şu bardak da daha önce suyun altına tutulmuştu! Doldurulmuştuk, çok güzel. Ama bunu hatırlamak, dolu olduğumuz anlamına gelmiyor. İçimiz kuru […]
Anka satan tilkiler [14 Ocak 2010 Perşembe]
Hiçbir öğrenci, öğretmeninden hesaba çekilmeyecek. Onlar sadece kendilerine verilmiş “müfredata uygun” derslerden mesul… Hiçbir asker, komutanının sorumlusu değil. Fakat her üst hesap verecek kendi askerinin burnu bile kanasa!.. Hiçbir memur amiriyle suçlanmayacağı halde, her amir emrindekilerin işlerinden sorumludur!.. Kadınlardan da erkeğin hesabı sorulmayacak. Fakat erkek; “hanımının yaptığından haberin varsa, razı mıydın” sorusuna muhatap! Ne büyük […]
Mahmut Amca [10 Ocak 2010 Pazar]
Cağaloğlu’ndaki binadayız. Yazı işlerine açılan odasındaki Mahmut Amca, telefonda; “innâ lillâh, ve innâ ileyhi râciûn” diyor ve sonra bana dönerek; “Servisin şoförü İlyas Abiyi tanır mıydın, diyor. Vefat etmiş…” “Tanımaz mıyım, Murat’ın babası…” Murat Başaran yakın arkadaşım, o sıra asker. Mahmut Genç onca işine rağmen yazılarımızı gözden geçiriyor, yayın öncesi. İlyas Amca ise kalpten […]
Zehir ve yağmur [08 Ocak 2010 Cuma]
Yağmur yağıyor. Önce ışıldayan yapraklar, zaman geçtikçe üzgün çocuk dudakları gibi kıvrılıp, kuruyor… Dere olup akan ve göllerde biriken sulardan verilen ağaçlar önce seviniyor ama birazdan çiçekleri solmaya, filizleri kararmaya başlıyor… Ne oldu böyle? Yağmur rahmetti, neden can suyu olmuyor nebatata, hayvanata? Çünkü memleketin havası bozuldu! {*}{*}{*} Geçtiğimiz asır çok zordu, temiz kalamadı havamız! Rüzgâr […]
Tekir kazak [07 Ocak 2010 Perşembe]
Gecenin en sustuğu saatte kar yağdı, gördüm. Kimseler fark etmeden kulağıma fısıldayışların gibi, usul usul kar dokundu şehrimin saçlarına, karlar uçuştu uyku durgunu yüzünde gözünde, karlar sokuldu boynuna, gıdısına… Sabah oldu, yine yağdı kar; ağaçların üzerine, kuşların üzerine, çocukların üzerine. Ve çocuklar en sıcak tutan kazaklarını giydiler; belki de anneannelerinin ördüğü tekir kazaklarını!.. {*}{*}{*} […]
Boş olmayan kutu [03 Ocak 2010 Pazar]
(Bu hikâyeciği daha önce de yayınlamış olabilirim… Ama hem aradan uzun zaman geçtiği, hem de sabah sabah HEPİMİZE İYİ GELECEĞİNİ düşündüğüm için sizlere yeniden aktarıyorum…) ….. Babası, pahalı bir hediyelik kaplama kâğıdını ziyan ettiği için kızını azarlamıştı. Çünkü minik kız, altın yaldızlı koskocaman tabakayı; ufak bir kutuyu eğri büğrü sarmak için kullanmıştı… Ama kızı, bu […]
Yılaydın ;) [01 Ocak 2010 Cuma]
Günaydın… Bu gün yeni bir gün ve ben sana günaydın diyerek; aydınlık bir gün, huzurlu, sağlıklı, güzel bir gün dilerim… Bir günaydınla ve bir selamla ve iyi temennilerle gönlünü almak isterim ve bunu, günlerin başlangıcı olan bütün sabahlarda yapmaya çalışırım… Çünkü bu sabah yeni bir gün başlamıştır. Bu başlayan gün bizler için yeni bir […]
