Gönül gözü neylesin… [12 Ocak 2003 Pazar]
Yoktun ki baktığım hiç bir yönde… Hiç dolanmadı bir kuşak gibi aynı anda aynı rüzgar; ikimizin beline… {*} Hiç… Ama hiç tuzu karışmadı; Gözyaşlarımızın!.. Hiç okşamadım kaşının kuyruğunu… Zülfünü yatırmadım hiç; yalanmış parmağımla… Ve hiiç, hiç silmedin terimi!.. {*} Olmadık hiç aynı anda, aynı göğün altında… Aynı ufku bile aynı yerden görmedik… ….. Bir yıldızımız […]
Bayramdan kalan… [10 Ocak 2003 Cuma]
Hani, titrer içi bir çocuğun… Hani, bir kedinin kaptığını görür ya,, yerdeki ekmek kırıntısının peşindeki sevdiceğini; daldaki kumru!.. Göğsünün ak tüyleri savrulan yârine son bakışı titrer o kuşun senin de gözlerinde… Ve hani… Ve hani; bitmiş bir yıldız, parlasa da bilirsin ya; sönmüştür artık feri, ışıktan gözlerinin!.. Bilirsin, uyusan; yorgun ışık dışarda kalacak!.. {*} Hani, […]
Damla,,lar… [09 Ocak 2003 Perşembe]
Düşünüyorum da; doğduğu zaman, bir bardak temiz su gibi insan… Ve insanın, böyle "su gibi" olduğu zamana konan isimdir; günahsız!.. Masumiyet de buna deniliyordu, değil mi? Suçsuzluğa, günahsızlığa deniliyordu… {*} Düşünüyorum; Doğduğu zaman, bir bardak temiz su gibi insan… Ama, günün birinde; "Bu, soğuk… İçine biraz sıcak su ilave edelim" diyor biri!.. Hemen ardından öbürü […]
İtiraf!.. [08 Ocak 2003 Çarşamba]
Yapmak zorunda olduğum işler kenarda yığılırken, üzerime vazife bile olmayan şeyler için maalesef hayatımın yıllarını harcarım… Hani, ev ödevi dururken ve üç beş gün sonra da sınava girecek olan bir öğrencinin; iki mahalle ötede kömür taşıyan hiç tanımadığı birine çağırılmadan yardıma koşması, ve bununla övünmesi gibi!.. Halbuki bilirim, bir öğrencinin ilk işi, öğrenici kalmaktır; çünkü […]
Naa çıl çakşı polzun!.. [05 Ocak 2003 Pazar]
Sene sul yaçepe salamlatap! (Çuvaşça) Ehigini şanga cılınan eğerdeliibin! (Sahaca/Yakutça) Naa çıl çakşı polzun! (Şor) {*} Slerdi cangı cılla utkup turum! (Altay) Caa çıl-bile bayır çedirip or men! (Tuva) Naa çılnang alğıstapçam şirerni! (Hakas) Sizni yanhı yıl bıla kutleymın! (Karay/Karaim) Yangı yılıgız kutlu bolsun! (Kumuk) Yana yılınız men! (Nogay) Cangngı cılığıznı alğışlayma! (Karaçay-Malkar) Hezze yangı […]
Söylemediklerini anlamayabilir insanlar… [03 Ocak 2003 Cuma]
Komik değil elbette; hayatımızın bir gerçeği. Komik değil ve hayatımızın bir gerçeği, ama çoğu zaman yadırganabilir, hafife alınabilir gerçeklerimiz… Böyle olunca da daha bir karanlık çöker; her geçen gün derinleşen, yüreklerimizdeki kuyulara… Kuyular, kuytularımızdadır; aranmaaz, bulunmaz… Bulunsa da sorulmaz; hali nediir, nicedir!.. {*} Bilmen gereken nedir, biliyor musun?.. Söylemediklerini anlamayabilir insanlar!.. Bunu öğrendiğinde, koca bir […]
Dünyanın 7’inci harikası [02 Ocak 2003 Perşembe]
Bir öğrenci grubuna; dünyanın 7 harikasının ne olduğu soruluyor. En çok oyu alanlar: 1) Mısır’ın Büyük Piramitleri, 2) Tac Mahal, 3) Büyük Kanyon, 4) Panama Kanalı, 5) Empire State Binası, 6) St. Peter Bazilikası, 7) Çin Seddi (China’s Great Wall) Öğretmen oyları toplarken, kağıdını vermemiş birini görüp soruyor: “Kararsız mı kaldın?..” “Evet, diyor kızcağız. Çünkü […]
Güne özel… [01 Ocak 2003 Çarşamba]
Buna benzer özel günlerde biraz daha özel yazılar yazmaya çalışıyorum… Ama; “ne”, diye soruyorum kendime… Özel günlerin özel yazısı ne olmalı?.. Hakikaten, özel günlerde ne okumak isterdiniz, veya ben özel bir günümde bana ne yazılmış olmasını isterdim?.. Bilemediğimi çok kolay sorabilirim ben, yakınımda olsaydınız size de sorardım; Özel bir günde ne okumak isterdiniz?.. {*} Diğerlerinden […]
Böcek muhabbeti!.. [29 Aralık 2002 Pazar]
Bazı “aydınlar” ateşböceklerine benzer. Ve çoğu, kendilerini kovalayan kediler gibidir. Yani yer aşınır dönmekten, ama ömür biter ele geçen şey yoktur!.. “Büyük” aydınlarımızdan bazıları çeyrek mumluk ateş böceklerine benzer. Dolanır dururlar kafaları karanlığın içinde, ve üstelik “aydınlık biziiiz” diye bağırırlar karanlığın içine!.. Ezilmeyecekleri kadar, yani azıcık da olsa görülebilmelerini sağlayacak kadar ışık da çıkartırlar ki, […]
Seni rüyada gördüm… [28 Aralık 2002 Cumartesi]
Biliyor musun; Seni, rüyada gördüm… ….. Rüyamdaydın… Rüyamda; rüyalarındaydın!.. {*} Gülüyordun… Gülüyordun rüyamda, ve ben; senin zaten gülmek istediğini, yani gülmenin "rüyan" olduğunu biliyordum… Gülüyordun rüyamda; Yani, "rüyandaydın" rüyamda… {*} Seni rüyada gördüm… Sana çok yakışan pahalı elbiseler giymiştin. Renkleri uyumluydu, ve sen içinde; vazoya konmuş taze bir çiçek gibi diriydin… ….. Rüyamdaydın, ve yani; […]
“Neyydi adı?..” [27 Aralık 2002 Cuma]
Geçen gün eski arkadaşlarımla bir araya geldik… Okuldan, mahalleden filan bahsettik. "Şu da vardı hatırlıyor musun?.. Evet ya, peki filanı hatırladın mı sen?.. Falan da vardı. Hani bir de öbürü… Neydi onun adı?.." A aa, baktım ki; hatırlayabildiğim, her okuldan üç beş kişi… Aman Allah’ım, nasıl çıkmış aklımdan bu kadar arkadaşım, dostum!.. Sınıf takımında kimler […]
Soğuk gibi… [25 Aralık 2002 Çarşamba]
Soğuk; oğlak gibi diridir… El değmemiş, dil değmemiş filizlerle beslenen bir beyaz oğlak gibi, dipdiri!.. {*} Soğuk; ısrar üstüne, tutku üstüne, vazgeçmeyiştir ve soğuk; önünde durulmayıştır!.. Soğuk; teni deleer, cana değer ve candaki canana erer… {*} Ben?.. İçine girmek isterdim ben, soğuk gibi… ….. Israrla ve tutkuyla, vazgeçmeden ve kaçılamadan; Sen, benim oluncaya kadar ve […]
Gönlünde büyümek… [22 Aralık 2002 Pazar]
Ben, senin gönlünde büyürüm ancak… Çünkü ancak, ben senin gönlünde büyürsem, bu büyüme; ot gibi büyümek, dal gibi büyümek, mal gibi büyümek olmaz!.. {*} Ben, senin gönlünde büyürüm… Ve ben zaten; Senin gönlünde büyümek isterim ancak!.. {*} Bilirim, göz göze olduğumu seninle; bakışlarımız bile bir hizadadır çünkü… Konuşsam, karşımdadır işte kulakların… Ve kulaklarım, dudakların hizasındadır!.. […]
Susmak makâmı! [21 Aralık 2002 Cumartesi]
2- Ben, o zamanlar müziğe çok meraklıydım… Bir ince tele dokunan olsa yanımda, içimdeki bütün teller titrerdi. Martıların teleğinden geçen rüzgârın dahi notasını duymak isterdim… "Çünkü susmak bir makamdır. Konuşabilememek, maharet ister" diyen adamla konuştuğum günün akşamı, kursa gittiğimde kafam hâlâ karışıktı… Baktım ki, bütün arkadaşlarım sahnedeydi. Her biri yüksek sesle ayrı bir şarkı söylüyordu; […]
Susmak makâmı!. [20 Aralık 2002 Cuma]
Hastanede, aynı bankın birer ucunda oturuyorduk. Dedi ki bana; "-Boynumda, omuzlarımda ve sırtımda ciddi ağrılar, kasılmalar var… İlaç kâfi gelmiyor…" {*} Ne iş yaptığını, sordum… "-Bazıları beni kendilerine öğretmen bilir", dedi… Ne öğrettiğini, sordum… "-Hiiiç", dedi… {*} Ama devam etti: "-İki elim ve iki kulağım, dolayısıyla da zihnim hep doludur; çünkü her birinin günlük konuşma […]
Piyango topları [18 Aralık 2002 Çarşamba]
Yakında büyük meblağlar için kuralar çekilecek…Reklamları, ve oluşturdukları bilet kuyruklarını görüyorum; umut satın almak isteyen insanların… Kimin cebinde kaç bilet var, umurumda değil. Çekiliş de umurumda değil aslında… Ben size başka bir “tarif” yapmaya çalışacağım… {*} Şeffaf ve yuvarlak bir kabın içine toplar konuyor… Üzerlerine yazılan rakamları herkesin görebildiği bu toplar şeffaf kabın içinde yeterince […]
Aklımız yanıyor -2- [15 Aralık 2002 Pazar]
Dünden beri, orda mısınız?.. Birileri kıştan, birileri işten, birileri mezarlıklara sığınmış ağaçlardan, birileri de ağaçları örten kardan bahsederken de orda mıydınız?.. Her kim, ne yaparsa yapsın, hangi işle uğraşırsa uğraşsın; problemlerin, her zaman kendisinin yanında, yanıbaşında olacağını farkettiğinde orda mıydınız?.. …………… Biliyor musunuz, farkediş, gayet faydalı bir kabulleniştir ki; "hayatı kabul ediş"le başlar… Çünkü ömür, […]
Aklımız yanıyor… [14 Aralık 2002 Cumartesi]
Sanki, başını yaslamış omuzuma da, ‘mırıııl mırıl’danıyordu!.. Kıştan bahsediyordu, işten bahsediyordu… İşyerinin penceresinden; mezarlığın ağaçları üstüne serilen karın nasıl göründüğünden bahsediyordu… Ben, üşüyen kulağım; eğer şakağına değerse onun ürpereceğini beklerken, o; dünyada mutluluk da olabildiğinden, insanın içinin huzurla dolabildiğinden bahsediyordu!.. {*} "Bunları neden anlattığımı bilmiyorum, diyordu… Sabahtan beri çok yorulduğumu söyleyip duruyorum kendime. Ve uzun […]
Adres yağmuru!.. [13 Aralık 2002 Cuma]
(Gülmeyeee, hazır mısınız?.. Hadi bakalım!..) Bazıları bazı şeylerden öyle nefret eder ki; onların, kendi yakınlarında bile bulunmasına tahammül edemezler!.. Değil mi?.. Adamın biri de, karısının kedisinden kurtulmanın yollarını arıyormuş. Bir sabahın köründe kimseye göstermeden arabasına attığı gibi, kediyi evlerinin 20 blok ötesindeki sokağa bırakmış… Ama işten eve döndüğü zaman bakmış ki; hayvan, evin bahçesinde karısıyla […]
Güzeelce, ölmek… [11 Aralık 2002 Çarşamba]
Ölümün güzeli, olmaz olur mu?.. Ama, ölümün güzelliğini görmek için de; varlığı, etrafındakilere “kıymet” olan birilerinin güzeel güzel ölmesi gerekiyor… Ki, görebilelim… …de, ibret alalım “en büyük nasihatçi”den!.. {*} Etem babaa!.. Uzaktaydım… Sana selam gönderdim mübarek bir torunla… Aldın, değil mi?.. Tabutunun altına giremedi omuzum… Ama, kuma bassan izi kalmaz sanırdık, yoktu sanki ağırlığın!.. Sanırdık […]
