2- Ben, o zamanlar müziğe çok meraklıydım… Bir ince tele dokunan olsa yanımda, içimdeki bütün teller titrerdi. Martıların teleğinden geçen rüzgârın dahi notasını duymak isterdim… "Çünkü susmak bir makamdır. Konuşabilememek,…
“Bir zamanlar sen beni kızdırıyordun!..” ….. Hatırlanan doğru mu? Evet… “Kızdırıldığını” söyleyen, demek ki ciddi ciddi kızmaktaymış bir zamanlar!.. {*} {*} {*} “Bir zamanlar sen beni kızdırıyordun!..” Aslında bu lafı…
Ben, sana ne söyleyebildim ki bunca zamandır?..  {*} Yağmur bırakmadan geçen bulutlar gibiydi zihnimdeki düşünceler; dilime düşmeyen, sözcüklere dönüşmeyen!.. Ben, sana ne söyleyebildim ki bunca zamandır?..  {*} Her zaman fazla…

Çünkü sen umuda kokuyordun… [08 Aralık 2002 Pazar]

Belki de sen hiç farketmedin; Katrana kesmiş gecelerin kayıp zamanlarında, yolunu şaşırmış bir minik yıldızı arar gibi gözlerinde ışık aradığımı… ….. Ve hiç farketmedin belki; Umuda koktuğunu!..  {*} Yoo, bilmen gerekmiyordu aslında… Belki güzelliği de işte buydu geçen zamanın!.. ….. Belki bilseydin veya ben söyleseydim; bozulacaktı bişeyler… Eğer bilinseydi; bu ufka batmış en sivri tepenin […]

1 min read

Kimsesizliğime düştün [07 Aralık 2002 Cumartesi]

Yeşildi dünyam, maviydi… Bir de kahverengiydi. ….. Beni bir ürkek ceylanlar tanırdı, bir de çingene serçeler…  {*} Yalnız kuşların sesi gelirken kulağıma bir de kavak yapraklarının… Sen; Durgunluğuma düştün… Ve büyüdün içimde büyüdüün, büyüdün; Sudaki halkalar gibi.  {*}   Yeşildi dünyam, Maviydi… Bir de kahverengiydi; sen, bana düştüğünde!..  {*} Bakışların, kendi ortasından büyüyen sıcak halkalar […]

1 min read

Bayram; beraber olmaktır… [06 Aralık 2002 Cuma]

Bütün yayınevleri, bastıkları zaman "satacak" kitap ararlar, bulamazlar… Peki bu satılacak kitaplar FAYDALI da olsa "zararı" mı olur?.. ….. Gözü veren yüce Rabbim, görmeyi de nasip etsin bazılarına, amiin!.. Çünkü yayıncılık yapanlar, dünyanın en kolay adresinde, yani; "Türkiye Gazetesi-Türkiye" adresinde kaim İsmail Yağcı beyi bir türlü bulamazlar(!..) Özellikle "bulamazlar" diyorum, çünkü onu aradığında bulabilip, baktığında […]

3 mins read

Bayram… [04 Aralık 2002 Çarşamba]

(Düşünüyorum ne zamandır; "Bayram" ne hatırlatıyor bana?.. İnsan’ım, neler hatırlamıyorum ki!..) Bir saatlik mesafeden İstanbul otobüsüne bindim, yarın oruçtu… Ramazan ayı, bir heyecan esintisiyle girer ya bu topraklara, az veya çok ama bir hazırlık yapar insanlar. İşlerini bu aya, sofralarını oruca göre düzene sokmaya çalışırlar… Arkaya doğru iki üç kişilik yer vardı zaten.. Üzeri sigara […]

3 mins read

Kanadıma oturma… [01 Aralık 2002 Pazar]

Bir kuş, bir camı tıklatır; ardında kim olduğunu bilmeden… Kalbin, kuş yüreciği gibi "tıp tıp" yapar; "ulaşılmaza" dokunmak istersin!.. Bir kuş camını tıklatır; Canın tıklar!..  {*} Bilirsin ki; açsan pencereni, bu kuş uçup gidecek. Umutların yitecek… İçin sızlar; beklerken tül ardında hareketsiiz, nefessiz!..  {*} Bundan sonra, ya sevgilerini ufalarsın pencerenin pervazına… Ya da ufalanmış sevgilerini […]

2 mins read

Ben ne kadar meşhurdum!.. [30 Kasım 2002 Cumartesi]

Onüç veya ondört yaşlarında bir çocuktum… Birkaç şiirimi, şimdi yayınlanmayan bir gazeteye götürmüştüm… Çünkü "Millet Kürsüsü" isimli bir köşede, haftanın bazı günleri, okuyuculardan gelen kısa yazı ve şiirleri yayınlıyorlardı… İşte bu küçücük gazetenin küçücük köşesinin bir kıyısında, küçücük bir cevap yazmışlardı bana; "Şiirlerin değerlendirmeye alındı" filan diyen, bir iki satırlık bir cevap… Ama… Ama, ADIMMM […]

3 mins read

Mühim olan yâr olmak… [29 Kasım 2002 Cuma]

Var olmak mühim değil; Mühim olan yâr olmak!..  {*} Kaç “var” var şu yer yüzünde… Var mı bilen?.. ….. Peki ya, kaç “yâr” var?  {*} Gönül; “Varlar yâr olsa”, derken… Bir de; “Yârlar var olsa”, diyor!..  {*} Söz, uzaar gider; Yel olur!.. ….. Sel basar içimin sensizliğini, ufuktaan ufka; Kesilir sesler!.. ….. Nefesler kalır sadece, […]

1 min read

Jeloğlan!.. [27 Kasım 2002 Çarşamba]

Alışveriş yapmak üzere çarşıya çıktı Jeloğlan. Hava pırıl pırıl, insanlar kıpır kıpırdı… Yolun sağında, renkli şemsiyenin altındaki dondurma dolabını görünce iştahı kabardı. Bir an duraksadı, dondurmacıyla göz göze geldi… Sonra yürüdü ve köşedeki ekmek fırınına girip; sıcağın karşısında çalışmaktan terlemiş, beyaz önlüklü ve kolları unlu kürekçiye dedi ki; “Bir külah dondurma verir misiniz?..”  {*} Jeloğlan, […]

3 mins read

Adı ne; olmadığın mevsimin? [24 Kasım 2002 Pazar]

Üşüdükçe, uzuyor gece… Sis çöküyor içime!.. Uzadıkça, üzüyor gece!..  {*} Mevsimleer, dökülüyor kurşun rengi ağaçlardan; kavruk sarı!..  {*} Topraktan kök… Ve çeneden diş sökülür gibi koptu elin avucumdan; bir beyaz güvercin gibi oturuyorken parmaklarımın arasında!.. Böceklere terkedilmiş yuvalar gibi, şimdi boomboş avuçlarım… Korkuyorum; İçime bakmaktan! ….. Sen olsaydın, ne koyardın yokluğunun adını?..  {*} Üşüdükçe, uzuyor […]

2 mins read

Monoto!.. [23 Kasım 2002 Cumartesi]

– Bu da ne?.. – Manto ile monotonluk kelimelerini hatırlatan bir uyduruk kelime!.. – Peki nerden icap etti?.. – E, onu anlatmışız ya zaten aşağıda!..  {*} Monotonluk; Bir manto gibidir, kendimizi örttüğümüz!..  {*} Yani, her şey olmasa da; çok şey bizim elimizde… ….. Anladığını biliyorum; uzaktan baktığın zaman, ben de oturuyorum burda bir saksı gibi… […]

1 min read

Lastik!.. (2) [22 Kasım 2002 Cuma]

Psikolojiyle başlamıştık ya yazıya; tam da "şaşkınlıkla gözlerimizi açacağımıza, ibretle bakmayı öğrenmemiz gerektiğinde" kalmıştık… "Seçilme" hakkı elinden alınmış bir kişiye, seçme hakkı bulunanlar tarafından; meclise giren her üç kişiden ikisini seçme hakkı verilmiş oldu… Bazılarını seçmenlerinin dahi tanımadığı, ama şu an meclisteki bu isimleri böyle "vagonlar" gibi dizip, sonra da "büyük gara" kadar çeken lokomotife […]

3 mins read

Lastik!.. [20 Kasım 2002 Çarşamba]

Psikoloji gerçek bir silahtır!.. Onunla, dürbünlü tüfek gibi “nokta” vurmak da mümkündür… TNT kalıbı gibi bir binayı uçurmak da mümkündür… Biyolojik silahlar gibi sirayet ederek yayılan bir toplumsal yok ediş sağlamak da mümkündür… Veya Hiroşima’yı “patlatmadan imha etmek” de mümkündür!.. Psikoloji, deriin ve geniş bir konu.  {*} Psikolojik taarruzların panzehiri, zırhı ise nedir biliyor musunuz?.. […]

3 mins read

Biber… [17 Kasım 2002 Pazar]

Savrulan bir efkâr dolandığında boynuna… Ve boğacak gibi olduğunda seni; bir avuç fesleğen kokusunu al, yüzünü "yıka…" Fesleğen; anne kokar… Anneler, toprak… Ve gözyaşıyla ıslanan topraksa; fesleğen kokar!..  {*} Fesleğenim, bir avuç kaldı tam… Küçücük saksısının içinde "tütüyor"; küçücük yüreğim gibi!.. Anneler, işte bunun için anneye kokar; her annenin göğsünde bir yürek olduğu için… Yürek; […]

3 mins read

Beyaz, ve adam!.. [16 Kasım 2002 Cumartesi]

Beyaz ve boş bir defter vardı öğretmenin masasında; Sahibi belli olmayan… ….. Çocuklardan biri şöyle diyordu içinden: "Alıştırma defterim bitmek üzere… Babama, yeni bir deftere ihtiyacım olduğunu nasıl söyleyeceğimi düşünüyordum ben de!.." Başka bir çocuk şöyle diyordu: "Böyle bir defterden; sayfalarını yırtınca tam yirmidört tane, teli sökünce oniki tane büyük boy uçak çıkıyor!.." Bir diğeri […]

2 mins read

Bulut!.. [15 Kasım 2002 Cuma]

Ha, başımda dolaşan bir bulut… Ha sen!..  {*} Sen, beyaz bulut; Gözyaşından başka, nesin ki?..  {*} Güneş, nerene vurursa vursun, güzel; gözüm nereni görürse görsün, yumuşaksın… İnip sarılsan bana; sırılsıklam olurum inceden inceye, gizliden gizliye… Gözüm önümü görmez; bir beyaz buluta keser âlem!.. Bir sen olursun sanki cihanda, bir de kalbimin sesi!..  {*} Ha başımda […]

1 min read

Helezon!.. [13 Kasım 2002 Çarşamba]

Başım dönüyor, savruluyorum,, bir helezon gibi,,, saçlarında… Başım dönüyor… Kavruluyorum; her nereme dokunsan!..  {*} Senden bukle bukle sarkan helezonlar içindeyim; nefesim bile, saçların gibi kıvrılıyor dudağımda… ….. Kıvranıyorum, ahh; Yanıyorum!..  {*} Başımm dönüyor, savruluyorum… Savruluyorum helezon gibi saçlarında… ….. Her buklen, yılankavi bir kılıç gibi kesiyor bedenimi, boylu boyumca… Yoo!… Boylu boyumca kesilmekle bitmiyorum; çünkü, […]

1 min read

Çiviler 2 [10 Kasım 2002 Pazar]

Bir de şu açıdan bakmak lazım sanırım: Her birimiz bir diğerimiz için köprüyüz… Ve her birimizin "takılınabilecek" çivileri var!.. Ama hemen hemen her birimiz eteğimizi-şalvarımızı savurarak geçiyoruz köprülerimizden… Bu, doğru değil!..  {*} Büyüklerden birinin hikâyesini dinlemiştim, ki çoğunuz bilirsiniz… Hani hocasının sigara içmesine ve gözünün çapaklı olmasına takılıp kalmıştı da feyz alamıyordu… Çivi yolcuyu durdurur; […]

3 mins read

Köprü ve çiviler!.. [09 Kasım 2002 Cumartesi]

Herkes birilerinden geçer… Ben; köprüyüm sana!..  {*} Takılıp kaldığın çivilerimden bir an evvel kurtar kendini, elbisen bir kaç yerinden yırtılsa bile… Kurtul ve yürü; yeni köprülere ve yeşil bahçelerdeki meyvelere doğru… Bir an evvel geç kurtul benden, ki başkalarına yer açılsın!.. Ben köprüyüm, dedim ya… Bir gün kurtulacaksın benden; istesen de, ve istesem de üzerimde […]

2 mins read

Seyir Defteri – 28 Mart 2008 (İzleyemeyenler için)

Çok yazdık çizdik; toplayın çoluğu çocuğu, götürün sinemeya, izleyin Türk yavrularının kahramanlığını, dedik… Epey izleyen oldu, epey tavsiye eden de oldu… Fakat, biliyorum ki bazısı da izlemeye zaman, fırsat, imkan bulamadı… Hatta kimilerinin yaşadığı bölgelere gelmedi bile bu film… {*}{*}{*} İzlenmesi gereken film, en iyi olarak sinemada izlenir elbet… Ama, alternatiflerini de bulmak icabedebilir. İşte bu alternatifi mail […]

2 mins read

“Tıppp, tıp!..” [08 Kasım 2002 Cuma]

Ben… Çoğu zaman… Bir kedi olduğumu düşlerim; sahildeki yuvarlak havuz bulunan parkta… Uyuyan bir devin derinlerden gelen soluğu önünde bir gidip bir gelen kuş tüyü gibidir İncirköy’ün dalgaları; derinlerin, serin serin kokan nefesiyle yuvarlanıp dururlar, ağlardan kopmuş mantarları kucaklayarak… Yosun koyusu iskelenin zeminine, henüz sarı bir tahta çakılmıştır; çocuklar düşmesin, ya da acemiler topuğunu kaçırmasınlar […]

3 mins read