Söylenemeyen… [06 Kasım 2002 Çarşamba]
Ben, sana ne söyleyebildim ki bunca zamandır?.. {*} Yağmur bırakmadan geçen bulutlar gibiydi zihnimdeki düşünceler; dilime düşmeyen, sözcüklere dönüşmeyen!.. Ben, sana ne söyleyebildim ki bunca zamandır?.. {*} Her zaman fazla oldu söyleyemediklerim, söyleyebildiklerimden!.. Her zaman; bir bilinmez lisandaki çözülmez şiirleri koklayıp, hissettirmeye çalıştım sana… Her zaman biraz daha zaman kolladım seslenmek için sana, ve her […]
Büyük olmak!.. [3 Kasım 2002 Pazar]
Büyük olmak; Hangi dağın üzerinde olduğunu bilmektir!.. {*} Dağ ne kadar yüceyse; o kadar temizdir, başına sarılan kar… Ve o kadar beyazdır, ve o kadar faydalı, ve o kadar ömürlü, ve o kadar korunmuş, o kadar bozulmamış ve o kadar….. ….. Büyük olmak; En büyüğün üstüne tutunmaktır!.. {*} Büyük olmak; Hangi dağın üzerinde durduğunu bilmektir!.. […]
Anlamanın nasılı… [02 Kasım 2002 Cumartesi]
İnsanız… Öylesine açız ki önemsenmeye!.. Hatta bazen öyle geliyor ki bana; ne kadar önemsediğinizi hissettirerek çok şeyler yaptırabilirsiniz insanlara!.. Bunu başaranlar çok olmuş… Mikrofon ardındaki avcılar hoparlörlere dayanmış kulaklarından yakalamıyorlar mı çoğu zaman, yumuşak tüylü tavşanları!.. {*} İnsanız… Öylesine açız ki önemsenmeye!.. Önümüze konanın da çoğu zaman farkına varamıyoruz; bu yemeğin ne kadarı bizimdir?.. Etin […]
Ninni!.. [01 Kasım 2002 Cuma]
-1 Sevgimi, yüreğine yatırmışım; Uyusun da, büyüsün diye!.. {*} Boncuk taksam omzuna; nazar değmesin diye, "boncuklum" olmaz mısın?.. Sırma koysam saçına; tel tel örülsün diye, "sırmalım" olmaz mısın?.. ….. "Sevdalım" olmaz mısın; ayağımdan fırlayıp, seni ufku bilerek gönlüne saplansa yol?.. Ve kalbinin ritmini bir ninni belleyerek, mışıııl mışıl uyusa; bir gün büyümek için… Bir gün […]
Şeref koltuğu [30 Ekim 2002 Çarşamba]
En az bilmem kaç yıllık tecrübesi olan kır bıyıklı şoförler kullanırdı bizim hattaki kırmızı Leyland’ları… Biz de (sınıflardaki karatahtanın üzerine asılmış hece fişlerinin küçüklerine benzeyen) otobüs duvarlarına vidalanmış metal plakalardaki yazıları hecelerdik. Zaman boldu nasılsa; Üsküdar ile İncirköy arası 50 dakika!.. “Serbest kart ve pasolarınızı istenmeden gösteriniz!” Yazardı arka kapıdan binince hemen sağda oturan biletçinin […]
Ali A.T.’a bak!.. [27 Ekim 2002 Pazar]
(Yazı bitti aslında… Yazı, sadece başlıktaydı, başladı ve bitti. Ama bu köşenin de yazı ile dolması lazım ki, maaşı hakedelim!.. E öyleyse sıkın dişinizi birazcık!..) ….. Son günlerde; “Herkes siyasi yazı yazıyor, sen hariç” diyenler çoğalınca şunu hatırladım: Bizim kapının önünde kavga olmuştu bir gün. Herkes neler olduğunu görmek için oraya, ben ise yukarıya koşmuştum!.. […]
Tek kare! [26 Ekim 2002 Cumartesi]
(Her ne zaman güneş doğmadan ayağa kalksam, dedemi hatırlarım. Ey koca Çavuş dede, Allah rahmet eylesin; senin ne yapmaya çalıştığını anlayabilmem bu kadar uzun mu sürecekti?) Karanlığın içinde tekrar dürtüklendim. Gözümü açamayıp arkamı döndüm, ama bu defa ablamı anlayabildim. Eğilmiş; "dedemin çağırdığını" fısıldıyordu. Herkesin çağırması bir yana, dedeminki diğer yanaydı. Göz kapaklarımın ağırlığına rağmen doğruldum! […]
Susuyorum… (2) [25 Ekim 2002 Cuma]
Susuyorum… Susuyorum; Sana! {*} Sen, susuyorum sanıyorsun… Bense susuyorum; Çöl gibi!.. {*} Göl gibi bakıyordum halbuki… Bana veda ederken, ve dökülürken yağmur gibi, yüzüme; Kelimelerin!.. {*} Ben,,, susmuyorum aslında… Güvercinlerin guu’lamasını dinliyorum penceremin pervazında… Geldiklerinde, her gün; ufaladığım ve önlerine koyduğum dün’ümün başında!.. Dünn… Her dün bir kırıntıdır artık; canımdan alıp, cam dibine koyduğum!.. {*} […]
Yazı, top, resim filan… [23 Ekim 2002 Çarşamba]
Bazıları "yazar" der benim için, bazılarıysa; yazamaz… Derde bak!.. Bazıları "atar" der onun için, bazılarıysa; atamaz… Ama golcü, kendisine "atmalısın" diyenin sesini dinler!.. Çünkü kim tarafından ve nasıl kritik edildiği değil; onun, hocasından aldığı vazifeyi ne ölçüde yerine getirdiğidir önemli olan… Ve tribündekilerin dediğine bakılmaz sezon sonunda; onun, fileleri kaç defa havalandırdığı sayılır!.. Yani, günlük […]
Zaten, bal mı yapardım!.. [20 Ekim 2002 Pazar]
Koskoca alemin ortasındaki koskoca dünyanın ortasındaki koskoca bir salonun ortasında, oturuyordum; Kendi içime, kapıcı gibi!.. ….. Panayırların umurunda mıydı duymayan kulaklar?.. İşte ben; Kocca bir lunaparkın, sağır biletçisiydim!.. {*} Bu koltuk, taştan oyulmuş!.. Boyun adalelerim, başımı tartamaz gibi!.. Avizem; Paraşütü açılmadığı için korkudan donup kalmış bir adam gibi… Ben ona, o bana; bakışıyoruz şaşkınlık içinde!.. […]
Sen, hazır duracaksın! [19 Ekim 2002 Cumartesi]
Papatya yaprağı kadar kulağı olan kedicikler bile, iki boylarınca uzayan annelerinin kuyruğunu yakalamaya çalışır; gül dikeni gibi incecik tırnaklarıyla… Sonra, rüzgarla karşılıklı bir oyun tutturur küçük kediler. Ortada bir yaprak vardır, kurumuş; rüzgar üfler, pisiler gıdıklar aynı kuru yaprağı… Yapraksa artık bir yelin nefesine düşer, bir pisinin patisine!.. Sonra bir ceviz bulur kedicikler, oynamak için… […]
Problemler, olmalı!.. [18 Ekim 2002 Cuma]
Karşında problemler vardır, her zaman… Ve; bu yanda, sen! Ama, "nerede" olacağına kendin karar vereceksin, nerede duracağına… Bu kaldırımda mıı, yoksa karşı kaldırımda mı?.. {*} Sağın var, bir de solun… Önün var, bir de ardın… Şu taraf var, bir de bu taraf… "Taraf"ın hangisi?.. "Çözüm" tarafında durmaya niyetli değilsen; işin Demokles’e kalır!.. Demokles; "kimsenin çözemediği […]
Cândan gelen; canıma!.. [16 Ekim 2002 Çarşamba]
Ben, sana; “kırılmamak için” beklerim!.. Ben, sana; “gücenmemek için” beklerim!.. Ben, senden her gelene; “can-baş üstüne” derim!.. ….. Anlatabiliyor muyum?.. {*} Sen, içimde isen; “Ben”sin artık!.. ….. Değil mi?.. {*} Bir şeftali yediğin zaman, yahut bir elma… Veya bir kek, çikolatalı… Ya da bir meyveli pasta… Ne farkeder, aynı değil mi hepsi?.. Yani, sen… Bana […]
Şeker Dede [12 Ekim 2002 Cumartesi]
Gözlerime inanamadım; gerçekten oydu!.. Bunca yıl geçmişti aradan. Ben mi büyümüştüm, yoksa o mu böyle küçülmüştü?.. Ama emindim; oydu… Yanına yaklaşıp, selam verince; -Vealeykümselam! Dedi… Ben, gülümseyerek onun suratına bakıyordum; o da (bastonuna dayanıp kendini kaldırarak) beni tanımaya çalışıyordu… -Yaşlandık artık, yaşlandıık, dedi… Tuttum, mavi damarlı elini öptüm. -Gideceğiniz bir yer varsa götüreyim. -Yok yok, […]
Miyaav!.. [11 Ekim 2002 Cuma]
Sarman, Tekir kedinin yanından geçip bir metre kadar ötesine oturdu. Gözlerini dikip camın ardındaki adamın hareketlerini izlemeye başladı… Minnoş, Sarman’la Tekir’in önünden geçerken ikisi de sinirli sesler çıkardılar, ama onun kim olduğunu bile görmediler!.. Minnoş da az ileriye geçip oturdu. Gözlerini dikip camın ardındaki beyaz önlüklü adamla yanındakilerin hareketlerini izlemeye başladı… {*} Bir korna acı […]
Aloo!.. [09 Ekim 2002 Çarşamba]
Ne kadar zaman geçmiş, bilmiyorum… Ve sormuyorum!.. Ben, sanki asırlar sonra uyandım… Ben şu an, kendi bedenimdeyim ama; sanki fotoğrafçıda giydirilen emanet bir elbisenin içinde gibiyim, başka tenlere kokan!.. Allah’ım, bu nasıl bir duygu; Sokağa çıksam, sanki "Kıtmir" havlayacak!.. {*} Ne kadar zaman geçmiş bilmesem de, ev aynen uyuduğum zamanki gibi… Ama ev, elbette aynen […]
Haydi, kızalım!.. [06 Ekim 2002 Pazar]
Büyükleri "büyük" kılan; kendini küçük görenlere ikramda bulunmak, ve kendisine kızanlara iyilik etmektir belki… Ama bugün konuya öbür ucundan, yani "o" tarafından değil de "biz" tarafından bakalım!.. Şimdi, "kendini farkedemeyen" bir deniz feneri gibi çepeçevre bakın etrafınıza. Herkese ve herşeye, iyice bakın… Ne görüyorsunuz, değil; "şunu görüyorsunuz" diyeceğim ve siz de; "a evet, onu görüyorduk" […]
Kandil ışığında… [05 Ekim 2002 Cumartesi]
Görevim, taş taşımak olsaydı!.. Yine terlerdim… Bir tek kayayı koymamak için çamura bir adım daha, bir adım daha atmaya gayret ederdim elbette… Görevim taş taşımak olsaydı, sanırım içim yine durulurdu bazen, dolu bir süt tası gibi; ama bazen de aklım karmakarışık olurdu, şelale dökülen çukurlar gibi!.. Görevim taş taşımak olsaydı; gene birikirdi hafızamda pek çok […]
Yediğin kalır… [04 Ekim 2002 Cuma]
Dedemi dinledim içimde… Dedi ki; "Yediğin, cesedinle kalır, oğuul; Yedirdiğin seninle gider!.." Sarsıldım!.. {*} Ben sarsılırsam sarsılır bastığım toprak!.. Sarsılmak; anlamaktır!.. Anlamaksa, yarınlara mıknatıs!.. {*} İki el tutar yakamdan; benden, hakkını almak isteyen… Ellerim dahi boş değildir hiçbir zaman… Yürürüz; bir elimde gelecek, ve bir elimde hatıralar!.. Dedem der ki kulağıma, fısııl fısıl: "Yediğin, cesedinle […]
Odunlar bilir… [02 Ekim 2002 Çarşamba]
Dünyanın bütün ormanlarındaki bütün ağaçlar bilir ki; Bir ağaç, başka bir ağaç hakkında iyi olmayan sözler söylediğinde kendi boyu yükselmez… ….. "- Şu var ya, şu… Aslına bakarsan onun boyu o kadar uzun değil… De, yapraklarındaki yeşilin tonu onu öyle gösteriyor!.." "- O var ya, o… Aslına bakarsan göründüğü kadar heybetli değil… De, tohumunu ektikleri […]
