Gelincik tohumu ağlamak! [29 Eylül 2002 Pazar]
Bir ıslık, gevremiş kâğıt gibi yırttı havayı… Bir ok; zehirli yılan dişi gibi hedefe uçtu…. …. Sarardı ten,,, sarsıldı can,, Ve yeşil mintan; Ala boyandı!.. {*} Bir tohum; kirpiğimi aralayıp toprağa düştü… Kara kirpiklerden sıyrılmış, onlarca tohum arasına düştü… Yüzlerce tohum arasına, binlerce tohum arasına düştü; Kapkara!.. ….. Titredi toprak,,, çatladı kabuk,, Ve yeşil çimen; […]
İhtiyar bilgi!.. [28 Eylül 2002 Cumartesi]
Akıllandım ya!.. Ve bir gün bütün "gerçeği" bütün çıplaklığıyla görüverdim önümde: O, herşeyi bilmiyormuş… {*} Sonra, bir adım daha ilerleyip "bilmediklerine" odaklandım. Gördüm ki; O, esasında pek bir şey de bilmiyormuş! {*} Ardından gelen adım daha da eğlenceliydi! Şimdi anlıyor, görüyor, yaşıyordum; ben ondan ilerdeydim, ben ondan zekîydim, ben ondan akıllıydım. O, hiçbir şey bilmiyordu! […]
Teneke! [27 Eylül 2002 Cuma]
Ablamın ilkokul ünite dergisinde leylekli bir çizgi romanla, köşeli kutulardan yapılmışa benzeyen robot bir adam vardı… Adı da; Teneke!.. Okuyup yazmayı işte bu dergilere bakarak iki sene erken öğrenmiştim. Sonra robotun "insanı andıran makine" demek olduğunu öğrenmiştim… Ve yine o sıralar bir şey daha öğrenmiştim ki, sanırım siz de öğrenmek istersiniz… {*} Uzak bir ülkede, […]
Toprakta açar çiçek! [25 Eylül 2002 Çarşamba]
Az önce birini düşünüyordum… İyi insan, ama bu iyiliği tanımlayamıyorum, diyordum. Bir programda onun nasıl biri olduğunu sorsalar, anlatamam. Bilirim, ama anlatamam; kelimelere dökemem, diyordum!.. {*} Bazı insanları belirtmek kolaydır; şu adam iyi yazı yazar, şu çocuk çok hızlı koşar, şu hanım çok lezzetli yemek pişirir, gibi… Bazı iyilikler de kolayca ifade edilir; Şu yardımsever […]
Bursa’da imza günü ve dinleti
{imza} İki gün Bursa'ya misafiriz… 29 ve 30 Mart 2008, Cumartesi ve Pazar günleri Bursa’dayız… Osmangazi Belediyesine ait bir kültür merkezi olan Karabaş-i Veli Kültür Merkezi'nde, kitap imzalayacağız ve yazılarımızdan örnekler okunacak. Afişler şehre asılmış bile… Her iki akşam da 18.00-20.30 saatleri arasına yerleştirilen programın yapılacağı kültür merkezinin adresi: İbrahim Paşa Mah. Çardak Sok. No:2 Osmangazi […]
Kırık tesbih [27 Mart 2008 Perşembe]
Duyduğum an çarpıldım sanki. Bunu yazıp anlatmam lazım, dedim… Öyle çok kapılar açıyordu ki; isteyen her istediği yere gidebilirdi bu noktadan ve içinden dilediği mesajı seçip alabilirdi. Buyurun, okuyun. Ama hayal de edin okurken… {*}{*}{*} Hava sıcak… ufuklar sarııı… ve zaman yuvarlanamayan koca bir kaya gibi!.. İki ayak şu yöne ve iki ayaksa bu yöne […]
İnekten bal, sinekten süt istenmez! [23 Mart 2008 Pazar]
Yüz kere de söylenmiş olsa bana, bin kere de düşünmüş ve karar vermiş olsam… Yine de söküklerim dikiş tutmuyor!.. İlle de düşeceğim hep aynı çukurlara; İnekten bal, sinekten süt isteyeceğim… ….. Ve de üstelik deliye döneceğim; İnekler petek öremeyip, içini bal dolduramadığı için!.. {*}{*}{*} Var mı benim kadar acayip bir kişi daha şu yer yüzünde, […]
Lacivert (okyanusun daveti) [21 Mart 2008 Cuma]
(O gece ıslak bir laciverde yansıyordu ay…) O gece, ıslak bir lacivert üstündeydi ay, görüyordum gittikçe kararan gözlerimle… ….. Bir kabarıp bir yatışıyordu içim… Ve sanki çevriliyordu, yakamoz dökülmüş sayfaları gibi; Kilidi açılmış bir şiir defterinin! Lacivert davetiydi, kapkara gece altında; …şimşeğin öpebileceği her bir şeyin!.. Lacivert bir davetliydi, gözlerinin; …siyaha kesmek için!.. {*}{*}{*} Veya, […]
Jeton düştü! [20 Mart 2008 Perşembe]
Kendi tarihimizi ben de merak ettim küçük yaşlarımdan beri, okudum: “Malazgirt zaferi… Bize katılan beylikler… Bursa’dan sonraki başkentimiz Edirne’den çıkıp İstanbul’a yürüyüşümüz… Afrika’nın doğusundaki Atlas Okyanusu’yla Karadeniz, Hazar, Hint Okyanusu arasına sahip oluşumuz ve bir o kadar daha alanı kontrol edişimiz… Avrupa içlerine dalıp, dünyanın en büyük imparatorluklarından biri oluşumuz… Vahdettin’in ülkemizi İngilizlere satıp, İngiliz […]
Kamyon! [22 Eylül 2002 Pazar]
Görmek için, "bakmak" gerekiyor elbette… Önce kendimize; sonra da etrafımıza!.. Körler var ya, körler en kötüsü… Bunlar; göz sinirleri, karşılarındaki görüntüyü beyinlerindeki görme merkezine aktaramayan âmâlardan çok farklıdır! Çünkü körler kireç kuyusuna düşmüş çingene tuğlasına benzer, ki en küçük bir ot bile bitemez üzerlerinde!.. Etraflarında olanlara baksalar bile; sinir uçları, duyargaları, filizleri, kökleri yanmış, kurumuş […]
Sevgili balık [21 Eylül 2002 Cumartesi]
(-Çok hoşuma gitti bu yazdıkların.. Ama ben o kitapları kimin derlediğini ve tercüme ettiğini bilmiyordum. Bilmeden ilgimi çekti ve okudum. Çok açtım o zamanlar. Yine acıksam keşke!..) Bir balık… Dinmeyen açlığıyla gelir, denize salınmış oltayı yutarmış. Ve tutulduğunu anlarmış… Bu işin uzmanı olan balıkçı da, bu balığın yakalandığını bilirmiş; Kalbinden!.. {*} İşte o zaman, […]
Şarjına bak! [20 Eylül 2002 Cuma]
(Sanırım bazen, insanlar; kendilerini basite alıyorlar… Halbuki bir insan, en fazla bir insan kadar basittir; yine en fazla bir insan kadar değerli…) Gördüm; duvarda asılı bir fener, çantanın içinde bir telefon ve kapının ardında bir araba vardı… Hangisi çalışır bilmem… Hiç birinin, bilmiyorum; işe yarayıp yaramadıklarını!.. {*} Sağında bir insan var, solunda bir insan… Ardında […]
Yön göster! [18 Eylül 2002 Çarşamba]
(Sanırım bazen, insanlar; kendilerini basite alıyorlar… Halbuki bir insan, en fazla bir insan kadar basittir; yine en fazla bir insan kadar değerli…) Yolcu, yolu bilmez çoğu zaman. Sadece “nereye” gitmek istediğini bilir… Yol başkadır çünkü, menzil başkadır… Şehirleri bağlasa da biribirine, yollar; şehirlere benzemez!.. Şimdi… Bunca yol bunca yolcu tarafından doldurulmuş da olsa; yol bilmeyen […]
Bir küçük çakıl taşı [15 Eylül 2002 Pazar]
Her yaratılmışın kabiliyeti ayrıdır, öyle değil mi?.. Mesela, bir kedi eğer derse: "Karanlığın içinde tuhaf şeyler oluyor!.." Veya bir çoban köpeği; "şu istikametten filan kimse geliyor. Kokusunu duyuyorum, yarım saat sonra burada olur" diye mırıldansa… Yahut bir kör yarasa, elinden tutmuş ve seni büyük bir hızla havada uçururken, aniden dönüp; "Ohhh, diye solusa… Dönmesek çarpacaktık!.." […]
Yüzebilmek!.. [14 Eylül 2002 Cumartesi]
Harmantepe’nin tepesinde; bahçesinden de, penceresinden de deniz görünen bir evde oturuyorduk… Zaman zaman "yüzmeye gideceğimiz" konuşulunca beni bir telaş alıyor… Böyle zamanlarda; bazen yerdeki mavi muşambanın deniz olduğunu hayal edip üzerine yatıyor, bazen de sandalyenin minder kısmına göbeğimi koyup hababam debabam kulaç atıyordum!.. "Heey, bakın bakın; ne kadar güzel yüzüyorum!.." E, iyi, güzel, hoş bir […]
Yanmak [13 Eylül 2002 Cuma]
Pervâneler, beni göremezdi bile; Ben… "Senden" tutuşmuş bir meş’ale gibi, ortalarda dolaşmasaydım!.. ….. Pervaneler beni görmezdi bile; ben… Onlardan önce yanmasaydım! {*} Yanmayan, nasıl yakar?.. {*} Farkında olunmamın, sebebidir; senin farkında olmam… Farkım, budur!.. {*} Söylüyorum, inanmıyorlar: Pervâneler beni göremezdi bile, ben "senden" tutuşmuş bir meş’ale gibi ortalarda dolaşmasaydım!.. Pervaneler beni görmezdi bile… Ben, onlardan […]
Cebi olmayan fistan… [11 Eylül 2002 Çarşamba]
Cep dikmeyi unuttukları bir çocuk fistanı gibiyim; Bu hasret nereme sığacak?.. {*} Ellerim boşluğa boşluğa gidiyor… Dünyada basacak yer bulamayan sarhoşun dolaşık ayakları gibi; karışık parmaklarım üzerimde sığınacak bir kuytu bulamıyor… Aklım, yangında gevreyip kalmış son dala tüneyen kuş gibi; Şaşkın!.. {*} Sorma… Bilmiyorum; bir gün kaç gündür, ve kaç günde biter bir gün?.. Sorma… […]
Yuvarla kendini sevgiye doğru [07 Eylül 2002 Cumartesi]
Bir sünger olsa… Ve dünde kalan bütün öfkeleri silse bu sünger… Hatırlamasak artık, kime kızmıştık beş gün önce. Hatırlamasak altı ay evvel kime küsmüş, kiminle kavga etmiştik… Altı yıl evvel kimden kazık yemiştik. Ve silinse tamamen, çocukluğumuzdan beri yaşayıp hazmedemediğimiz başarısızlıklar… {*} Yenilgileri hazmedemeyiz… Başarısızlıklarımız, mahcubiyetlerimiz bizim en özel yerimizde saklıdır… Üstelik bu mahcubiyetler ve […]
