Sabır [16 Şubat 2007 Cuma]
Dedem anlattıklarını hikâyeler şeklinde anlatırdı hep… Bazen geç saatlere kadar sürerdi bu fasıl. Ama ben de sonuna kadar hatırlardım anlattıklarını; bunun için şaşardım kendime… Öyle ki; herkesin uykusunun geldiğini görür, yine dinlerdim… Bir gün bunu konuşmuştuk annemle. -Aslında sen öyle zannediyorsun, demişti. Bunu yapan dedendi!.. Şaşırmıştım. Anlamaz gözlerle baktım yüzüne. O devam etti: -Senin saçlarını […]
Dünyanın yedi harikası!.. [15 Şubat 2007 Perşembe]
Dünyanın yedi harikasını herkes sayar… Siz de sayarsınız… Na’şukadar çocukken, okula giden abla ve abilerden öğrenip bilmiş bilmiş sayardım ben de: -Çinlilerin Türk akınlarını durdurmak için yaptığı, Ay’dan bile görünecek büyüklükteki duvar, Çin Seddi… Mısır’daki piramitler… Babil’in asma bahçeleri… Asılmış bahçeler hayal ederdim önceleri. Sonra boşluğa asılı değil de üzüm asmasıdır, diye düşünmeye başladım. Daha […]
Karşı saha [11 Şubat 2007 Pazar]
Surlar, şarap fıçısının tahtaları gibi çevrelemişti Bizans’ı… Osmanlı, bir kıvılcım gibi gelip dokununca dinamit sandığına; sanılanın aksine, infilakıyla sarsıldı dünya Bizans’ın… Sene 1453’tü… Çanakkale; “Her birimizin göğsünde bir gülle sönse bile İstanbul’a tek kıvılcım düşmesin” duasının savaşıydı… Yahut “İstanbul’u savunacak âdemoğlu kalmasın” taktiği! Sene 1917… İstanbul sokaklarında İngiliz askerleri geziyordu. Bazı evlerde büyük sömürgecinin, bazı […]
İnsanın yazısı [09 Şubat 2007 Cuma]
Gel bakalım şu mindere! Gidip dedemin yanına oturdum. Çünkü bir şeyler anlatacağını anlamıştım… Az evvel önüne konan kahveden bir yudum aldıktan sonra dedi ki: – Şimdi sana bir masal anlatacağım, fakat senden önce başkaları anlayacak! Bu söz benim için önemli değildi. Dedem masal anlatsın da, kim ne anlarsa anlasın!.. Ben onun anlattıklarını severdim tabii ki, […]
Hak edilmemiş yalnızlıklar [04 Şubat 2007 Pazar]
Ne farkı var?.. Ha Pamuk Prenses’in dudağına kondurulan öpücük; ha Frankeştayn’ın tepesine isabet ettirilen yıldırım!.. İki beden vardı yerde… İki de enerji; onları ayağa kaldıran! Soru şu: Sen, hangisisin?.. {*} Seninleyken geldi, biliyorsun bu yazı; bir şimşek çakar gibi, başımda!.. Veya seninleyken kondu, dudağımın üstüne; bir kiraz suyu gibi bulaştı!.. Ama yine de, bu yazı; […]
Aydede, yıldızlar ve gülümsemek [02 Şubat 2007 Cuma]
Olsun… Sevinirim! Pijamalarımı giydiğim zaman, aydedeyi görmeye çalışmam… Ve eğer görebilirsem; “onu bir kere daha görebildiğim için” sevinmem ile, kaç yaşımda olmamın ne alakası var?.. {*} Olsun… Üzülürüm!.. Artık “kayan yıldızların gerçekten birer yıldız olmadığını” öğrensem bile… {*} Üzülürüm; çünkü gökyüzünde gördüğüm herbir yıldız “BİRİ”dir benim için. Herbiri bir dostumdur, arkadaşımdır… Ailemdekilerden biridir, akrabalarımdır, komşularımdır… […]
Hep bi’şeyler eksik [01 Şubat 2007 Perşembe]
Bu çay demsiz mi ne!.. Yoksa, şekeri mi az gelmiş? Alıştığım bardağın içinde değil belki de yudumlamaya çalıştığım çay… Bu ne hâl ki sanki hep bir şeyler eksik; ..çayımın demi, pastamın kreması, simidimin susamı! {*} Bir şeyler eksik başlayınca, bir şeyler eksik gidiyor hep… İyi de, eksik işte bir şeyler; hani fıstığı çikolatamın, hani bütün […]
Ağzı açık koca balıklar [28 Ocak 2007 Pazar]
Uzun süre düşünmüştüm; komik miydi, korkunç mu? İşte, upuzun yatıyordu yerde… Herkes başına toplanmıştı… Kocaman bir odunu diklemesine koymuşlardı iki çenesi arasına… Ağzıysa nah şu kadar açık, öylesine bakıyordu… Sadece bakıyordu, cansız gözlerle! -Yer mi beni bu? Demiştim… -Korkma yiyemez, demişlerdi… Baksana, hiç hayat belirtisi yok… {*} Sonraki gece. Yazlık sinemadan çıkmıştık. Elimden tutuyorlardı ama […]
Bebekler neden güzeldir? [26 Ocak 2007 Cuma]
Bebekler neden güzeldir, biliyor musun” diye sormuştu bir zamanlar Hazret-i Yunus… Ve sonra şöyle devam etmişti: “Çünkü bebekler günahsızdır. Günahsız olan güzel olur!..” ….. Bu güzel kitaplar hakkında merak edenler sormuştu da, konuşmuştuk: ŞEHRİYÂRÂN demek; “sevgililer şehri” demektir. Şehriyârân isimli kitapların içinde evliya menkıbeleri vardır… Evliya demek; Allahü teala’nın sevdiği kullar, demektir. Bir kulu, Allah […]
Yağış mı, işte var… [25 Ocak 2007 Perşembe]
Yazdan sonra koca bir sonbahar geçti, kış da geçmek üzere; yağış yok… Gerçekten, bu kimin umurunda? Rahmet incecik dökülürken; yağmur lüzum ettiği yere lazım olduğu kadar yağarken… Berrak göller gülümser, temiz dereler şırıldarken kimse farkında değildi. Zaman geçti ve pişmanlıklar duymaya başladık… Dileyelim de bu kadarla kalsın! {*} Yağış olunca hava temizlenir… Yağış olunca mikroplar […]
Gönül gözü neylesin… [21 Ocak 2007 Pazar]
Yoktun ki baktığım hiçbir yönde… Hiç dolanmadı bir kuşak gibi, aynı anda aynı rüzgâr; ikimizin beline… {*} Hiç… Ama hiç tuzu karışmadı; Gözyaşlarımızın!.. Hiç sıvazlamadım kaşının kuyruğunu… Zülfünü yatırmadım hiç; ıslatılmış parmağımla… Ve hiiç, hiç silmedin terimi! .. {*} Olmadık hiç aynı anda, aynı göğün altında… Aynı ufku bile aynı yerden görmedik… ….. Bir yıldızımız […]
Bir gün gelir… [19 Ocak 2007 Cuma]
Ve bir gün fark edersin ki; Toprağın ölü karanlığı içine atılmış filizlerden bazısı kaldırmış başını… Güneşi görmüş… Ve görülmeyi istemiş… {*} Kör tohum, kara toprağın içinde, bilir bir şeylere ihtiyacı olduğunu… Duyar senin ayak sesini… Bu ses bir ninni gibi gelir ona; sanır ki hava sensin, su sensin ve güneş sen… Seni dinler; ayak sesini […]
Yeni bir hayal [18 Ocak 2007 Perşembe]
Her gün… Her gün yeni bir hayaldir peşinden koştuğum. Yeni bir hayal. {*} Peki ne? Veya kim?.. Hangi uzaklıkta yahut bana ne kadar “yakın” olduğunu bilmesem de; şu an yazdıklarımı yepyeni bir insan okuyacak. Onun bir insan oluşu bile heyecanıma tercümedir… {*} Son hayalim konmak için yeni bir dal bulacak. O insan; yorgun bir kuş […]
Avrasya maratonu [14 Ocak 2007 Pazar]
Avrasya Maratonunun her sene bir birincisi oluyor… Bir ikincisi, bir de üçüncüsü… Sen kaçıncısın? {*} Avrasya Maratonu için; “ben de, ben de katılmak istiyorum, ben de” diyerek binlerce insan toplanıyor her yıl… Her birine birer numara veriyorlar bu insanların… Hepsi yakından ve uzaktan takip ediliyor kameralarla ve üstelik kayda alınıyor herkesin her adımı… {*} Yarış […]
Yazmak demir almaktır [12 Ocak 2007 Cuma]
(Biri bir yazı okur… Tekrar okur, sonra tekrar ve tekrar okur; her seferinde ayrı şeyler anlar… Biri bir yazı okur… Sonra bir başka ve bir başka yazı okur; her yazıda hep aynı şeyi anlar… Hangisi sana daha yakındır? Veya ikinci okuduğunda acaba ne anlayacaksın aşağıdaki yazıdan?) ……. Uzaklar, vardır… Ama, görünmez; yolcular tarafından!.. {*} Kaptan, […]
Fesleğin filizi [11 Ocak 2007 Perşembe]
Küçük kutular içinde fide yetiştirirdi ninem; menekşeler, mineler, karanfiller… Sonra bunları, kendi bildiği bir zamanda duvar üstünden indirip, uygun yerlere dikerdi. Okuyup yazma bilecek kadar büyümüştüm. Bir yaz günüydü. Dedemin seslendiği tarafa gittim. Elinde iki küçük kutu, ikisinin de içinde birer fesleğen vardı. Birini bana uzatarak; “Al bakalım bu senin” dedi. {*} Sanıyorum ilk çiçeğim […]
Çayın canı ‘ben’ çeker… [07 Ocak 2007 Pazar]
Sabah, henüz, kapağı açılmamış bir gazoz kadar sakin dururken; çayın canı ‘beni’ çeker!.. Çayın demi; demliğin ağzından bardağın içine, bardağın ağzından içime dökülür… Ben, fısıldarım; içine!.. Duyuyor musun?.. ….. Kim duyar, kimbilir; ben konuştukça! {*} Susmak; Dağlar gibi konuşmaktır!.. {*} Sabah, henüz, kapağı açılmamış bir gazoz kadar sakin dururken; çayın canı ‘ben’ çeker!.. Bense hâlâ; […]
Sultan olsam… [05 Ocak 2007 Cuma]
Tahtımı insanların gönlüne kurardım. Aramazdım havası en güzel tepeler… Güneşi en güzel alan yamaçlar… Suyu en bol olan ovalar… Sultan olsam, tahtımı insanların gönlüne kurardım. {*} İnsanları “yıkmadığım” sürece yıkılmazdı sarayım. En sağlam, en yüksek ve en asılmaz duvarlar benim sarayımda olurdu. İnsanlar, yüreklerine kurulmuş sarayımın tek tek muhafızı olurdu. Ben onları yüreğimde muhafaza ettiğim […]
Bayramdan kalan… [04 Ocak 2007 Perşembe]
Hani, titrer içi bir çocuğun… Hani, bir kedinin kaptığını görür ya,, yerdeki ekmek kırıntısının peşindeki sevdiceğini; daldaki kumru!.. Göğsünün ak tüyleri savrulan yârine son bakışı titrer o kuşun senin de gözlerinde… Ve hani… Ve hani; bitmiş bir yıldız, parlasa da bilirsin ya; sönmüştür artık feri, ışıktan gözlerinin!.. Bilirsin, uyusan; yorgun ışık dışarda kalacak!.. {*} Hani, […]
Ajans saatleri ve ph, phı, pilipisle yolculuk…
Belki Kore savaşından başlıyor haber dinleme tutkusu, bilmiyorum. Ama 1970’lerde bile “radyo” demek; teknolojinin tavanı demekti ara sokaklarda… Herkesi ilgilendiren haberler; fotoğraflı olarak basıldığı gazetelerde okunmadan bir gün evvel, radyoda duyuruluyor insanlara. Ne zaman oluyor bu? Tabii ki “Ajans” saatlerinde! Ajans saatleri şaşmaz: Kahvehanelerde sesler kesilir, evlerde çocuklar susturulur, dedeler kulak kepçelerine pütürlü avuçlarını […]
