Aşkın mekânı [02 Şubat 2006 Perşembe]
(A. D.’a…) Aşk… Akla sığmaz; Kalbe sığar! {*} Herkesin yürüdüğü kalabalık yollar değil; İnce ve gösterişsiz patikalar kavuşturur çoğu zaman cânı, cânâna… {*} Sevgili… Kalabalık meydanlarda haykırılmasını değil; Kimsesiz karanlıklarda… Ve yapayalnızlıklarda fısıldanmasını ister çoğu zaman, adının… {*} Aşkın ne demek olduğunu; Herkes bilmez… Âşıklar bilir! {*} Ve aya benzeyen sevgiliye; ..parsel parsel Ay’ı vermeye […]
Soğuk gibi [29 Ocak 2006 Pazar]
(Üşüyorum… Bana kendini hatırlat! Ya da ben, bir zamanlar sana yazmış olduğum mektubu okuyayım; koynumdan çıkararak…) ……. Soğuk; ..oğlak gibi diridir… El değmemiş, dil değmemiş filizlerle beslenen bir beyaz oğlak gibi, dipdiri!.. {*} Soğuk; ısrar üstüne, tutku üstüne, vazgeçmeyiştir ve soğuk; önünde durulmayıştır!.. Soğuk; teni deleer, cana değer ve candaki canana erer… {*} Ben?.. İçine […]
Seyir Defteri – 11 Mart 2008 (Bayrampaşa)
Saati denk geldi, ve daldık filme. Zaten günün son matinesiydi… Tanıtımını görmüştüm bir kaç defa, Bayrampaşa filminin. Merak ta etmiştim ama; illaki görmek istediğim bir film, diye de düşünmemiştim… Konu şöyle: Kendi halinde bir aile. Adamın kuaför salonu var. Ve uzaylılara takmış bir küçük oğlu… Kahramanımız (Avrupa Yakası'ndaki kucağı kedili Gülenay) o gün eski bir arkadaşına rastlıyor. Fakat […]
Kar altında ayva yemek [27 Ocak 2006 Cuma]
Çarşamba. Saat, öğlenin 1’i… Bu sabah uyandığımda, biraz alıştığımı düşündüm kara, fırtınaya. Veya karafırtına’ya… En azından sinirlerim törpülenmiyor artık cıyır cıyır, biraz daha gözlemleme gözümü açmaya karar verdim. Meteoroloji günler hatta haftalar öncesinden uyarmaya başlamıştı dehşetli bir kar dalgasının geldiğini. Sizin oralarda nasıldı bilmiyorum ama buralar görülmeye değerdi cesareti olanlar için!.. Gece bir minik pilli […]
“Ne” olmak? [26 Ocak 2006 Perşembe]
Sen… Bez isen, bir bezsin! Ama, ne bezisin? ….. Baksana, bez dolu ortalık; sıradan bezlerle dolu… Sen… Bez isen ve bez olarak kalacaksan; farklı ol! Kendini hisset ve kendinin farkını fark et; Yelken bezi ol! {*} Teneke misin? Üzülme; Her yer teneke dolu, baksana! ….. Sen, teneke olabilirsin; bari, tenekeler ile tenekeler arasında farklar olduğunu […]
Çuval ve çuvaldız [22 Ocak 2006 Pazar]
Mavi Kırlangıç’ta okuduğum bir resimli hikâyeyi, çocukluğumdan beri hatırlıyorum… Özetle şöyleydi: Bir sefer yolundaki molada, otağ-ı hümayun kuruluyor. Az sonra yaklaşan adam, niyetinin padişahı görmek, olduğunu söylüyor… İzin vermiyorlar haliyle; elini kolunu sallayarak gelen her kişi padişah huzuruna çıkabilir mi?.. Ama ısrar ediyor. “Görmeden gitmem. Hediyeler getirdim, illaki vereceğim”, diye tutturuyor… Bu sırada Fatih Sultan […]
Sevmenin korku dolu sorusu [20 Ocak 2006 Cuma]
Sana… Heyecandan, kalbini durduruverecek kelimeler yazabilirdim… Korkmasam! {*} Bu korku; elinde titreyen kâğıdını, az sonra masasına koyacağı… Ama aslında aşığı olduğu öğretmenine, bir tek pembe cümle bile kuramayan öğrencinin korkusuna benziyor!.. {*} Asıl imtihan; aşık olunan öğretmenin kendisi midir, yoksa onun sınav sorusu diyerek önümüze koyduğu mu?.. Bilinmez! {*} Aynı anda, karşındakine, hem bu aşkı […]
Yorumsuz [19 Ocak 2006 Perşembe]
Memleketin bir köşesinde, kendi dertleriyle kıvranmakta olan insanların karşısına bir gün ordu halinde çıkıveriyor gazeteciler; teypleriyle, fotoğraf makineleriyle, kameralarıyla… Büyümüş gözleriyle incelerken onları çocuklar, kadınlar ise başörtülerinin uçlarını çekmeye çalışıyorlar yüzlerine… Ve, zavallı adamlar; babalar, abiler, amcalar, dedeler “löngürt” diye sorulan aykırı soruların önünde terleyip duruyorlar… Kendine “gazeteci” denenlerin gözleri; avını düşürdüğü çaresizlikten zevk alan […]
Varsın ya [15 Ocak 2006 Pazar]
Varsın ya… Bunu bilmek ne güzel. Sevgine, sevdiğine, seviyor olduğuna güvenebilmek çok güzel… {*} “Yoksun” sanmak ne kötü!.. Hani bazen ille de, ille de sesini duymak isterim… Belki hoşlanırsın, belki de sıkılırsın bundan, ama elimde değil; işte onlar, öyle zannedişlerimi, yani “sanki yoksun” sanışlarımı susturmak içindir… Yani… Senin; “benim uydurduğum bir masal” olma ihtimalini ortadan […]
Gözyaşının kimyası(!) [13 Ocak 2006 Cuma]
Kafama takılır bazı çengeller, bir adım bile atamaz olurum… Öğrenecek kimse bulamazsam, en azından soracak birini ararım. Soracak birini de bulamazsam, öylece, boşluğa konuşurum; “Dün harıl harıl çalışan bu adamın kanında ne değişti de, bugün burda böyle hareketsiz yatıyor?.. Ne olmuş, ne değişmiş, ne eksilmiş, ne çoğalmış kanında?..” Cevap; yok!.. Kanın “kimyası” değişiyor demek ki […]
Sevgi üstüne [12 Ocak 2006 Perşembe]
İkisi de gıdadır… Fakat, bal peteğine turşu basılmaz!.. Maddeleri aynı bile olsa; Elmas kutusuna kömür konulmaz! {*} Sevmek için yaratılmış insanın kalbi. Sevmek için, ama; bir kişiyi sevmek için yaratılmış. Anlamak lazım!.. {*} Sevmek vaar, sevmek var!.. Leğene oturmuş cıbıl oğlanlar ellerini çırpıp etrafa su sıçrattıkça, yüzdüklerini sanır ya… İşte, sanki, onlara benzeyen bazıları da; […]
Saksıda kurban kesilmez, demedik mi! :) [08 Ocak 2006 Pazar]
Tekrar tekrar söyledik ya; sözümü tutmuş adamcağız. Kurbanını saksıda kesmeye çalışmamış. Peki ne yapmış? Banyoda kesmeye çalışmış! Haydaaa!.. Kimse görmesin diye gecenin köründe getirmiş zavallı hayvanı apartmana. Saat 03 sularında karanlık merdivenlerde yankılanan hicranlı bir ses: “-Bbbeee eee ee!..” Eyvah! Şimdi bunun ağzını bağlasa, olmaz. Gün doğmadan kesse, o hiç olmaz… “-Bbee eee ee!..” E […]
Saksıda kurban kesilmez! [06 Ocak 2006 Cuma]
İstenildiği kadar düzenlemeler yapılsın, bu iş öyle herkesin harcı değil… Özellikle de şehirlerde yaşayan dostların her sene kafasını kurcalar bu soru. Halbuki biz, her sene söyler söyler dururuz… Kurban işini ne yapacağız?.. Hakikaten yahu, şu kurban işini ne yapacağız? Nerden alacağız? Nasıl ve neye göre pazarlık yapacağız?.. {*} Aldık diyelim, hangi vasıta ile nereye getireceğiz? […]
Boşlukları görmek [05 Ocak 2006 Perşembe]
Her çerçeve bir resim bekliyor! Kaç resim var elinde, çerçevesiyle buluşmayı bekleyen? {*} Petekler doluyor… Arılar çiçekten çiçeğe dolaşmakta… Kaç petekte kokun var?.. {*} Her kalpte bazı isimler yazılı olacak… Kaç kalbin duvarlarındasın? {*} Görmek için, bakmak lazım; Süzülenlere de, savrulanlara da! Bu gök, gök olduğundan beri; göğsüne asılan kaç uçurtmanın, sendin tutan ipini? {*} […]
Düzeltme [30 Aralık 2007 Pazar]
Eskiden “tekzip” derlerdi. Bugün “düzeltme” deniyor. Belki de gelecekte kısaca “düzelt” diyecekler… Şimdi size bir “düzelt” yazısı okutacağım! Geçtiğimiz Kasımda oturmuş televizyon seyrediyorum. Programı sunan sayın beyefendinin o güne kadar pek çok kitabını okumuş, satın almış, aldırtmışım ve rastladıkça da izliyorum. O gün üzerinde Orta Asya mahalli kıyafetleri var ve ulaşması gerçekten çok zor olan […]
Kıymetli organlar [09 Mart 2008 Pazar]
Parmaklar çalışır, gözler bakar, kirpikler kırpışır, dil oynar, dudaklar hareket eder… İnsanların çoğu, “gördüğüne” göre hüküm verir; çalışanlar ve çalışmalar hakkında! Adımların atıldığını, dilin oynadığını, parmakların tuttuğunu görüp işi anlar… {*}{*}{*} Organlar bir vücudun içinde nasıl çok ve çeşitliyse; cemiyet içinde de insanlar öylesine çok, çeşitlidir: Bazıları kulaklar gibi; bazısı eller, kollar, bacaklar ve parmaklar […]
Seyyah-ı fakir Muammer Çelebi Balı mı kesir, balık mı esir? Balıkesir [28 Aralık 2007 Cuma]
(Türkiye Çocuk Dergisi’nin Aralık 2007 sayısındaki “Seyyah-ı fakir Muammer Çelebi” sayfalarından.) Şehrin işgalden kurtuluşu ise 1922 yılındadır. Yokluk yıllarıdır. Hatıra olarak, uzun ve beyaz bir mermer sütunlu çeşme yapılmıştır. Bugün de kullanılmaktadır. Üzerinde ise “Balıkesir, Kurtuluş Çeşmesi, 6 Eylül” yazmaktadır… Tarihi saat kulesi ve çeşmeleri olan şehrin en bilinen yerlerinden biri elbette istasyon binasıdır. Duvarında […]
Seyyah-ı fakir Muammer Çelebi Balı mı kesir, balık mı esir? Balıkesir [27 Aralık 2007 Perşembe]
(Türkiye Çocuk Dergisi’nin Aralık 2007 sayısındaki “Seyyah-ı fakir Muammer Çelebi” sayfalarından.) Balıkesir’in benim için farklı bir özelliği vardır ki; “ayrılık” ile burada tanıştım. Özlemekti, beklemekti, sabretmekti bir zamanlar benim için Balıkesir… O gün, sabahın erken saatinde iş yerine gelip, masamın üzerinde ve çekmecelerimde ne varsa hepsini bir koliye doldurup üstüne adımı yazmıştım… İşe gelmeye başlayan […]
Kitaplar [23 Aralık 2007 Pazar]
Medeniyetimizin Sessiz Tanıkları: Şahane bir kitap!.. Benim gibi, mezarlıklar içinde ve özellikle Eyüp Sultan Kabristanında dolaşırken kendinden geçenler için hazırlanmış… Araştırmalar, şiirler, makaleler, hatıralar, ve bol bol mezar taşı resimleri… Mezar taşlarımız birer gerçek sanat eseridir. Bu kitap, geçmişten geleceğe yazılmış bu mermerden mektupları okumamızda bize yol gösteriyor. Konu ile ilgilenenler için http://www.mezartaslari.com adresi faydalı […]
Kurban eti diğerlerine benzemez [21 Aralık 2007 Cuma]
Üçüncü sınıftayım… O sene çok borca girmiş, bir apartman dairesi almış ve apar topar taşınmışız. Bina ve mahalle komşularıyla henüz tanışıp kaynaşmamış olduğumuzdan, kimseler bizim, biz de bilmiyoruz kimin kim olduğunu… ….. Hemen ardından kurban bayramı geliyor, ama annem için için ağlamakta… “Kurban etinin bir başka koktuğunu” o zaman duyuyorum… Annem sessiz sessiz ağlamakta; çünkü […]
