O, Leyla değil [17 Mart 2006 Cuma]
Bu, deli değil ki, diye bağırdı hükümdar, şaşkınlıktan açılan gözlerle… Herkes sustu. Mecnun rahatsızlıkla kıpırdadı. Sonra sessizlik daha da büyüdü… Hükümdar sırf sözü tekrar ona vermek için; – Neden herkes sana “deli” diyor? Diye sordu. Mecnun göz ucuyla bir an baktı ona ve ardından gözlerini boşluğa dikerek; – Deliliğe “akıllı olmama hali” diyorlar, dedi… Peki, […]
Bay İnanılmaz [16 Mart 2006 Perşembe]
İnanılmaz Aile isimli bir çizgi film vardı… İnanılmaz hızda koşabilen bir çocuk; görünmeme ve görünmez bir korunma kalkanı oluşturabilme özelliğine sahip ablası; kol ve bacaklarını istediği yere kadar lastik gibi uzatabilen anneleri… Ve nihayet, çok ama çok güçlü olan babaları: Bay İnanılmaz… Bunlar şimdi size saçma gelecek, ama filmi seyretmenin de tadı başka oluyor! Durdurmak […]
Çekilin yoldan geliyor vatman [12 Mart 2006 Pazar]
Yelesine pıtrak çalısı takıldığını görse, atını durdurup çalıyı çıkaranlar vardır. Ve onun saçını tararken gözüne bakan, onunla konuşurken boynunu okşayan; karşılık olarak da sevdiğinden sevgi görenler vardır… Bir de “kendini” düşünenler vardır… Biraz daha canlansın diyerek beygirinin sırtında sopa kıranlar, kamçı şaklatanlar vardır… İstanbul’u, salınan bir küheylan göremeyen beygirci İstanbullu mudur? {*} Dündar Aytar beyefendiyi […]
B’alıklar [10 Mart 2006 Cuma]
Bu köşede yazmasam da gösterime giren hemen hemen bütün çizgi filmleri izlemeye çalışırım. Biraz bana benzeyen (yani tercihleri her zaman “normal” olmayan) kimselerden de hatırlayanlar vardır Kayıp Balık Nemo’yu. Muhteşemdi, değil mi?.. Peki Nemo’nun babasıyla yolculuk yapan balığı hatırladınız mı; veya saydınız mı kaç kere yeniden ve yeniden ve yeniden “tanıştığını” yol arkadaşıyla? Sanki şuna […]
Bana saçlarını uzat [09 Mart 2006 Perşembe]
-Rapunzeel, bana saçlarını uzat… -Hayır, olmaz, başımı aşağı eğmiş halde göremem kendimi. Tırmanacaksan kendi tırnaklarınla tırman… -Fakat kapılar kapalı ve surların dibindeki kanallar su dolu Rapunzel… İçine hapsolduğun burç ise çok yüksek… Ay ışığına tutuyorum, dikkatli bak; elimde bir sihirli anahtar var. Sanıyorum ki kapın açılır bununla ve hürriyetine kavuşursun. Ama önce yanına gelmem lazım, […]
Doğruların ne kadar doğru oldukları hakkında [05 Mart 2006 Pazar]
Biliyor musun; bu yazıyı… Tam da işte bu yazıyı senin için yaz-ma-dım! Çünkü nasıl olsa üstüne alınmayacaktın. Hem de, tam da “sen” üstüne alınmayacaktın. Diyecektin ki: “Bugün gene kendisi için bir şeyler yazmış, yine kendi çalmıış kendi oynamış!” Ve elbette haklı olacaktın; Dünyada haksız insan olmadığı için! {*} Senin doğrun benim doğrumdur veya benim doğrum […]
Bugünlerde bir tarih yazılıyor [03 Mart 2006 Cuma]
Bilmem hangi uyuşturucuya müptela olma, bilmem hangi belaya bulaşma, hangi afete tutulma talihsizliğinin hangi yaşa kadar indiğini açıklayan ve bu zavallıların yaklaşık sayılarını söyleyen raporlar kamuoyuna sunuldukça içim kasılıyor, canım darlanıyor!.. Yapmamak lazım! Benzeri raporları (büyüklerden önce) ergenliğe doğru yürüyen çocukların (da) okuduğunu düşünmek lazım… Belirtilen yaş sınırını aşmış olan pek çok çocuğun kendini “geç […]
Mecnun mu kör? [02 Mart 2006 Perşembe]
Bazen ağır ağır yürüyor, bazen kumları sıçratarak koşuyordu Mecnun. Sonra da düşüp dizlerinin üstüne hıçkırıyordu… Uzaklara bakıyordu, daha uzaklara. Çağırıyor, çağırıyordu… Gelmeyince çağırdığı, kendi düşüyordu tekrar yollara… Bazen günlerce unutuyordu gökyüzü bulutları. Güneş kavuracak ten, insanlar kendilerini koruyacak gölge arıyordu böyle zamanlarda. Yürüyecek olanlarsa başlarına gölgelikler alıyorlardı… Mecnun için böyle şeyler önemli değildi: Güneş her […]
06 Ankara [26 Şubat 2006 Pazar]
Bu başlığın altına bir yazı gerekmiyor aslında. Çünkü başlığın kendisi yazı… Hani bir top yuvarlanır, gelip durur insanın önünde. Duvarın ardındaki heyecanlı çocuklar da; “abi vursana şu topa” diye bağırır. Sen, ne rastgele patlatabilirsin bu topa ne de bırakıp gidebilirsin… Tarih veya talih böyle bir top gibi yuvarlanarak gelir ve durur bazen bazı ülkelerin önünde! […]
Karadelik nedir? [24 Şubat 2006 Cuma]
Karadelik” nedir, biliyor musunuz? Şimdi, kocaman bir anafor düşünün… Anafor, anafor; hani denizlerin, göllerin, nehirlerin içinde oluşan ve suyu, üzerinde taşıdığı her şeyle birlikte emip diplere çeken emme gücü… Hani, doldurduğunuz lavabonun; bütün köpük ve kırıntıları sürükleyerek döne döne boşalması gibi… Bir karadeliği anlamak için, belki de tıpasını çekmek gerekiyor dolu bir küvetin… Ama, uzay […]
Kuyudaki adam [23 Şubat 2006 Perşembe]
Bilmiyorsunuz, diye bağırdı… Bilmeye de gayret etmiyorsunuz!.. -Neyi bilmiyoruz, ve neyi bilmeye gayret etmiyoruz, dediler… -Bakmayı bilmiyorsunuz, dedi. Görmeye gayret etmiyorsunuz… Hepsi kuyunun içine bakıyordu adamların, adamlarla konuşan ise yukarı… Aşağı bakanlar, kuyunun dibindeki ıslak ve çaresiz adamı görüyorlardı… Bir de çalkantılı ve karanlık suyu görüyorlardı… Ayrıca karanlık suda parlayan kuyunun yuvarlak ağzını görüyorlardı… Ve […]
Turp suyu [19 Şubat 2006 Pazar]
İlk defa şimdi, bu cümleyi yazarken düşündüm her renk turp olduğunu… İnsan biliyor, ama çoğu zaman bir arada düşünmüyor çoğu şeyi. Aynı kutunun içinde dağınık duran yapboz parçaları gibi… Şu girişler de olmasa yazılarda, olmaz sanki! Hani sıcacık yatağından kalkınca illaki yüzünü yıkamaya benziyor… Yapacağın işle alakası yok, ama olmazsa olmaz, gibi… “Oğluum, kızııım, gözünün […]
K.K. Savaşı [17 Şubat 2006 Cuma]
Eminönü’nde başına kuşlar “kaka” yapınca, hemen koşar ve Nimet Abla gişesinin önünde kuyruğa geçerdi insanlar. Eskiden yani… Güvercinleri “talih kuşu” görmüyor artık çoğu kimse. Görmüyor ki, geçenlerde aynı “şey” birinin daha başına isabet edince; parmağı fişe sokulmuş gibi titremiş önce… Sonra kaskatı kesilmiş… Sonra öyle bir çığlık atmış ki; daha “taharetlenmeye” fırsat bulamamış olan kumrucuk […]
‘Yalan’cık [12 Şubat 2006 Pazar]
Küçük hikâyeler, bazen de küçük yalanlar, ‘yalan’cıklar insanlara büyük dersler verebiliyor. Aşağıda okuyacağınız C. S. Lewis’in hatırasını İbrahim Ünal beyin Nesil Yayınları’ndan çıkan Anne Babanın Çocuğa Yaklaşımı isimli kitabından aktarıyorum. Umarım kendine hedefler bulur! ….. İspanya’nın güneyinde Estopana isimli küçük bir kasabada büyüdüm. 16 yaşındayken bir sabah babam benden kendisini 30 km uzaktaki bir köye […]
Hayat bir hikâyedir! [01 Ocak 2001 Pazartesi]
O kadar çok hikaye dinledim, o kadar çok hikaye yaşadım ve o kadar çok hikaye anlattım ki… İnanacak mısınız bilmem; İlk hatırladığım şey bir kitaptır. Garip gelmesin size; hiçbir şey hatırlamıyorum o kitaptan önce. Sanki daha öncesi yok, gibi… ….. Mavi badanalı bir odanın içindeyiz… Ev Harmantepe’nin, Harmantepe ise Paşabahçe’nin tepesinde… Paşabahçe şimdiki Paşabahçe’ye pek […]
Akıl, hayâ ve iman [29 Aralık 2000 Cuma]
Akıl, hayâ ve iman Cebrâil aleyhisselâm, aklı, hayâyı ve imânı Âdem aleyhisselama getirip, diyor ki: "Ya Âdem! Allahü teâlâ sana selam ediyor… Getirdiğim şu üç hediyeden birini kabul etmeni emir buyurdu." Âdem aleyhisselâm; "Getirdiğin bu üç hediyeden aklı kabul ediyorum" deyip, alıyor. ….. Bunun üzerine imân da, hayâ da; "Allahü teala bana, akıl nerede ise […]
Leyla’nın saç teli [10 Şubat 2006 Cuma]
Mecnun için; Boynundan, Leyla’nın kapısına bağlanmaktan daha güzel ne olabilir? {*} Hele onun arabasına koşulmuş beygirlerden biri olmak… Ve hatta lüzum ettikçe sırtında kamçı hissetmek, ne heyecandır… {*} Mecnun, korkmasa; Belki de araba yürürken dururdu, kamçılanmak için… Vuruldukça oturur, vuruldukça yatardı… Hatta ölürdü, aşk içinde; Leyla’nın kamçısı altında! {*} Leyla, zalim değildi; zulmetmiyordu… Leyla, bir […]
Sevgili için [09 Şubat 2006 Perşembe]
Hazret-i Muhammed, Müslümanların sevgilisidir; Allahü teala onu kendisi için de en sevgili olarak yaratmıştır… Dünyada yaşayan bütün Müslümanlar Sevgili Peygamberimizi çok severler; bizler, daha çok ve daha duru severiz… Her önceki kuşak daha çok severdi ve nihayet Eshab-ı Kiram ise en çok sevmişti… Ekvatordan kutuplara gider gibi, zaman da Asrısaadetten kıyamete doğru gider, sıcaklı ve […]
:-) ve :-( [05 Şubat 2006 Pazar]
Sene başıydı. Öğretmenlerinin değiştirildiğini öğrenen çocuklar üzgündü. Oğlanların kaşları çatıktı. Kızlar ise dudaklarını kıvırmış, burunlarını çeke çeke ağlaşıyorlardı… Hepsinin derdi aynıydı: Öğretmenlerini geri istiyor, gürültü yapıyorlardı… Okul müdürü; “yeni tayin edilenin disiplinli ama çok iyi bir öğretmen” olduğunu söyledi. Ama öğrenciler bu sözleri duymadılar bile. Bir taraftan kendi ana babalarına sızlanmaya devam ederken, diğer yandan […]
Sen tutmazsan [03 Şubat 2006 Cuma]
Büyük veya küçük, süslü ya da cilasız bir desti var elinde… Ve yolların üstünde sıraaa sıra çeşmeler… Her desti, bu çeşmelerden dolacak… İyi de; ..hangisinden dolacak… Ve, kim tutacak onları bir kurnanın önüne?.. ….. Çocuklardan bahsediyorum, çocuklardan! {*} Her kova, bir kuyuya salınacak… Belki çatlaktır kova, beki yamuktur, belki küçüktür, belki ipi kısadır ve belki, […]
