Kâğıt kuyruklar [25 Eylül 2008 Perşembe]

Bir sebeple tanıdığınız uyuşturucu satıcısını; bir genç adamla kol kola görseniz ne yaparsınız? Bunun cevabı açık: Hiçbir şey! Çünkü bu zararlı adamın yanındaki delikanlıyı tanımıyorsunuz; ilişkilerinin şeklinden emin değilsiniz… Peki bu delikanlı ablanızın oğlu olsaydı, acaba ne yapardınız? {*}{*}{*} Parkta oynayan çocuklar var ve banklarda sohbet eden kadınlar… Bilmeseniz de hangi çocuk hangi kadının, bilirsiniz […]

2 mins read

Balıklı (Pazar) yazısı :) [21 Eylül 2008 Pazar]

Sahilde avlananları her gün gördüğüm halde; ilk olta takımım, bu yaz Balıkesir’de oldu. Baktım ki, kamyonet kasasında öylece, açıkta bir olta takımı. Unuttu sanıp; “biri alıp gidecek” diye uyardım yeğenimi. “Onu alacak birini bulamıyorum”, dedi. Yani ha Galata Köprüsü’nde pulluk, ha Balıkesir’de olta takımı! Buğday tarlasına çapari atacak değil ya adamlar, istemiyorlar haliyle… Sonra birden; […]

2 mins read

İlkyardım çantası [19 Eylül 2008 Cuma]

İlk yardım çantaları işe yarar mı? Bu nasıl soru? Eğer aksi olsaydı isimleri bu mu olurdu? İlk yardımı yapmaya yarayan çantaların işe yarayıp yaramadıklarının cevabı son satırda. Fakat oraya varmak için aradakileri okumanız gerekiyor! {*}{*}{*} İlkyardım çantası, sürülen araba “kaza yapmadan önce” alınır; bir kaza durumunda kullanasınız diye!.. İlkyardım çantanız varsa “başkalarının yarasına da pansuman […]

2 mins read

Pusula [18 Eylül 2008 Perşembe]

Bir insanın eline pusula verdikten sonra, artık onun sormasının manâsı olur mu; kuzey ne tarafta, güney neresi, diye?.. Koy işte önüne pusulayı; bak, kuzey şurası. Onun zıttı güney… Sen kuzeye bakarken sağ kolun doğuyu, sol kolunsa batıyı gösteriyor!.. {*}{*}{*} Bana o kadar çok mail, mektup, telefon, davet geldi ve gelir ki, sayısını bilemem… Bunlardan bir […]

1 min read

Dünyanın tam ortası [14 Eylül 2008 Pazar]

Türkiye’nin ortasındaki Akşehir’in ortasındaki mezarlığın ortasındaki meydanın ortasındayım… İşte burası, dünyanın tam ortası! “İnanmayan varsa ölçsün de görsün!” demiş bir zamanlar Hoca’mız… Nasreddin Hoca bu sözüyle insandaki benliğe dikkat çekmiştir belki ince dersler vererek. Hem zaten biliyorsunuz; o bir müderristi. Yani medresede eğitim veriyordu, derin ilim sahibiydi. Üstelik velî bir zattı. Şehir halkı da, talebeleri […]

2 mins read

Alperenler ne iş yapar [12 Eylül 2008 Cuma]

(Türkistan Baba’nın evlatları!) Marangoz Mustafa, Çerezci Erol, Aşçı Sedat, Öğretmen Ayhan, gazete dağıtıcısı Alptekin, İnternet Cafe’ci Ali, Kameraman Halid, Halıcı Mehmet, sucu Rıza, rehber Murat ve ey ağalar, beyler, efendiler! Hoca Ahmet Yesevi hazretlerini biliyor musunuz? Yani Hazret-i Pir-i Türkistan’ı, yani Hazret-i Sultan’ı, yani Kul Hâce Ahmed’i… {*}{*}{*} Ahmed bin Muhammed Yesevî; Batı Türkistan’da (şimdi […]

2 mins read

Uçaktan düşmek! [11 Eylül 2008 Perşembe]

Uçak havalanırken içinde bulunacak… Ve pistte durmadan içinden atlamayacaksın. Yolculuğun sırrı bu! İşte oruç tutmak da biraz buna benziyor. En büyük benzerliği de; KALKIŞ VE İNİŞ saatleri. Yani sen uçağa binmedikten sonra istediği kadar “ben yolcuyum” de veya uçağın ardından koşmaya çalış!.. Lafım anlaşılıyor değil mi? Eskiden bütün tarifelerde “yolcuların içeri alınma saati” yazardı. Koşan […]

2 mins read

Yer altı şehri [05 Eylül 2008 Cuma]

Işık nedir, karanlık nedir, yol nedir ve yolu bilen birinin anlamı nedir, meğer bilmiyormuşum… İdrak ettim; ..hem de yerin dibinde! {*}{*}{*} Kayseri topraklarında, Erciyes’in kuzey doruklarını gören mesafedeyiz. Eski taşlarla dolu bir mezarlığın yanından geçerken karşıda Ağırnas beliriyor. Gesi bağlarından beri boş arazilerden geçtik; çünkü Temmuzun 30’u, ekinler çoktan biçilmiş ve yerlerinde kuru sarı anızlar […]

2 mins read

Bostangüzeli [04 Eylül 2008 Perşembe]

Nazilli’deki bir pazar tezgâhında; kenarda kalmış, küçük, sarı, kavun gibi bir meyve gördüm. “Bunlar nedir” dedim. “Acı kavun” dedi pazarcı. Sonra tuhaf bakışımı görüp “Koku kavunu. Yenmez ama aylarca kokar” diye ekledi… İki tane alıp arabaya koydum; kendimi kavun kamyonu sürüyor sandım! {*}{*}{*} Birini İstanbul’da sehpa üstünde bıraktım. Kenarından ezildiği için bozulmaya başlayanı yanıma aldım. […]

2 mins read

Seni beklerken [29 Ağustos 2008 Cuma]

Dönen kuşlar indi çoktan göçtükleri yuvalarına… Karıncalar deliklerini ve arılar peteklerini başladı doldurmaya. Mevsim, yaslandı yani bana doğru, hissediyorum. Anladım ki; artık, geliyorsun… {*}{*}{*} Seni beklerken; portakal çiçeklerini ipe dizip bir taç daha yaptım… İlk eriğin tadına baktım; ekşi olsa da, yüzüm hep tatlıydı… Seni özlemenin bile beni üzmesine izin vermedim, seni beklerken… {*}{*}{*} Geliyorsun… […]

1 min read

Ümit Sinan Topçuoğlu [28 Ağustos 2008 Perşembe]

“Türkiye’nin Manevi Coğrafyası” ismiyle yayınlanan bir yazı dizisi vardı eskiden Türkiye Gazetesi’nde… Şehir şehir, köy köy dolaşıp, ülkemizin maneviyat atlasını çıkarmaya çalışan bir adam vardı… ..var idi! {*}{*}{*} İsmini ilk defa Çocuk Dergisi’nde görmüştüm; güzel tarihimizden sayfalar hazırlıyordu. Dergici olmaya çalıştığımız sıralardı, kendisiyle tanıştım. Beni tanımasından hoşlandığım insanlardandı… Zeki gözlerle keskin bakar ve sanki “açık […]

2 mins read

Kar helvası [24 Ağustos 2008 Pazar]

Salı pazarında zeytinyağı baktık; kekik suyu ve (küçük, sarı, mis gibi) koku kavunu aldık. Satıcı tembih etti; yenmez, diye. Nazilli (Aydın)’deyiz. Ağustos’un 5’i. Hava 40 derece. Aldığın her nefes burnundan, içtiğin her yudum su sırtından çıkıyor! Pazar sonunda üç tekerlekli bir “gaktırma araba” duruyor. Kadir Çetin “hadi kar helvası yiyelim” diyor. Yeğeni Alptekin de yanımızda […]

2 mins read

Elma düşürmek [22 Ağustos 2008 Cuma]

Ve bir an… Çocuk yüzlü bir elma ile elma yanaklı bir çocuk görür biri birini… Bu bir an; Karar, verilmiştir artık!.. {*}{*}{*} Kalın bir gövdenin iç içe geçmiş dalları arasında ve yüksek bir yerlerdedir elma… Ordadır, ama kendini bırakmak istemektedir çocuğun ellerine. Al yanaklı çocuk ise zıplar, dokunamaz; sıçrar, tutunamaz. Gövdesi kalındır ağacın eğilmez, bükülmez. […]

2 mins read

Belli [21 Ağustos 2008 Perşembe]

Her şeyin ayarlı olduğunu Hasan abiden öğrenmiştim; “Ayarlı Hasan abi”den… O öyle zamanlarda ve öylesine inanarak mırıldanıyordu ki; “her şeyin ayarlı” olduğunu, tam da işte o ayarlı oluşu fark ediyordu insan. Hasan abi gönül adamı, hem de binlerce güzel gönül insanından biri. {*}{*}{*} Her şeyin ayarlı olduğunu Hasan abiden öğrenmiştim… O, işlerin ayarlı olduğunu söylerken […]

2 mins read

Filan usta [15 Ağustos 2008 Cuma]

Ha “Falan bey” idi hikayemizin kahramanın adı, ha “Feşman hanım” ne fark eder… Varsayalım ki “Filan usta” idi… -Çocukları al ve git, dedi hanımına Filan usta. Ben kardeşinin nişanına gelemeyeceğim. Çok işim var… İçini çekti kadıncağız. Sesini çıkarmadan çocuklarını hazırlamaya başladı. {*}{*}{*} -Abi, dedi kardeşi… Hepimiz, yani bütün evlatları babamın bahçesinde toplanıyoruz. Biraz eğlenmek, ama […]

2 mins read

Gök yakut [08 Ağustos 2008 Cuma]

Sonunda aşk, incecik bir kök salıverir içime; Sıcacııık, acır içim!… İnci dişli tilkiler dişler artık; içine hapsolduğun her hücremi… {*}{*}{*} Mavi bir göğün altında, mavi bir gölün kenarında, mavi safirden bir yüzük taşı gibi dokununca elime… Sen; Gözlerime baktığı an tüm saçları sarıya kesmiş, ayçiçeği… {*}{*}{*} Rüzgâr, bir abla şefkatiyle elini tutar salkım söğütlerinin… Okşar […]

1 min read

Liste [07 Ağustos 2008 Perşembe]

Bir liste yap bana. Benim için,,, senin listeni… Bir liste hazırla. Yaz alt alta; yaptıklarını düşünerek, bugüne kadar… De ki: “Sen olmasaydın, şunu yapmazdım!…” {*}{*}{*} Ben olmasaydım yapmayacağın şeylerin listesini sırala alt alta veya eğer ben olmasaydım hayatında, bu şekilde yapmayacağın şeyleri sırala… Ben olduğum için yaptıklarını/yapmadıklarını görmüş ol. Önce kendin için yap bunu, bana […]

1 min read

Sır [03 Ağustos 2008 Pazar]

Bulunmamışlar, bilinmemişler, söylenmemişler değildi ki bunlar… İtirafın eğer şaka değil de, gerçekten hiç bakmamış idiysen bu açıdan şimdiye kadar; Demek ki “görünen şeyi” görme zamanın gelmiş, ve görmüşsün… ….. Yani; Mikroskop olduğu için var değil hücreler… Onlar zaten vardı. Ama insan bir gün mikroskoba dayayınca gözünü, seviniyor… ….. Ne mi demeye çalışıyorum?.. El şaklat, uyanayım!.. […]

1 min read

İki böcek [01 Ağustos 2008 Cuma]

İkisi de böcekti… Ama, kendisi karanlıklar içindeyken bile; ateş böceğinin yüzüne bakan arkadaşlarının yüzleri aydınlanıyor, içleri açılıyor, mutlu oluyorlar ve işler kolaylıkla halloluyordu… Diğer böceğin ise kim gelse yanına, onun ‘ters’ini görüyordu… Çünkü onun burnu hep pisliğin içindeydi ve geride bırakılmış dışkıları kemirip durmakla meşguldü… Yüzünden fayda göremeyenler, tersinden fayda göremeyeceğine göre; çekip gidiyorlardı… O […]

2 mins read

Eşeği kovabilmek [31 Temmuz 2008 Perşembe]

Yâre doğru yürüyenler, kavuşmayı umuyor… Size bir sır vereceğim; Ama,,, herkes anlamayacak!.. İne duman tutmak misali; tilki varsa çıkacak… Ambara kedi salmak örneği; fare varsa kaçacak… Her olduğunuz aşı; hastalıktan değildi, farkındasınız!.. Lakin bütün okul açıyordu kolunu; birbirlerine cesaret vererek… Neden aşı olduklarını izah ediyorlardı. Bu ince-çelimsiz-zayıf mikrobun kendi vücutlarında ne işe yarayacağını konuşuyorlardı… {*}{*}{*} […]

1 min read